in public

EN → TR

Tanım

•in a manner accessible to or observable by the public; openly

Diğer Dillerde

Almancain der Öffentlichkeit
Fransızcaen public
İspanyolcaen público
Felemenkçein het openbaar
Portekizceem público
İsveççeoffentligt
Fincejulkisesti
Macarcaa nyilvánosság előtt (nagy), nyilvánosan
Latincepūblicē
Bulgarcaоткрито, пред хората
İrlandacago poiblí
İzlandacaopinberlega
Sanskritçeप्रकटम्

Eş & Zıt Anlamlılar

Eş anlamlılar
publically
Zıt anlamlılar

Örnek Cümleler

Dolaşımdaki F40'lar
Brunei F40s in public circulation
Kamusal alanda sigara içme.
Do not smoke in public places.
Herkesin önünde küfretmeyin.
Don't swear in public.
Herkesin önünde ona gülündü.
He was laughed at in public.
Herkesin önünde aşağılandım.
I was humiliated in public.
Tom halkın önünde kaçırıldı.
Tom was abducted in public.
Kamuda konuşmak beni geriyor.
Speaking in public makes me nervous.
Halkýn içinde, sabah 8:49'da.
In public, at 8:49 in the morning.
Onu herkesin içinde eleştirme.
Don't criticize him in public.
Tom'a herkesin içinde gülündü.
Tom was laughed at in public.
Kırgız halkbiliminde yer alır.
PANICS IN PUBLIC PLACES.
Herkesin içinde konuşmak zordur.
It is hard to speak in public.