Tanım
•To make dizzy, to bewilder.
•Tending to make one (actually or metaphorically) dizzy or confused, as of great speed or height.
Örnek Cümleler
Tom gökyüzünün baş döndürücü yüksekliğinden şehre baktı.
Tom looked down upon the city from the dizzying height of the skyscraper.
Yeni kabinenin seçilmesiyle çeşitli bakanlıklarda baş döndüren değişiklikler yapıldı.
Along with naming the new cabinet, dizzying changes were made at various ministries.
Öncülük eden bir şehir için olması gerektiği gibi baş döndürücü hiç olmamış alanların riskleri.
Risks of spaces that have never been so dizzying, as they should be, for a pioneering city.