distinctive

/dɪˈstɪŋktɪv/3 hece
C1 seviye
EN → TR
"distinctive" kelimesinin Türkçesi: ayıran, ayırt eden, tefrik ve temyiz eden, özellik belirten. disnctively ayırt ederek, farklı bir şekilde. distinctiveness ayırt edici özellik.. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelayıran
Genelayırt eden
Geneltefrik ve temyiz eden
Genelözellik belirten. disnctively ayırt ederek
Genelfarklı bir şekilde. distinctiveness ayırt edici özellik.

Görsel

Bizi ayıran artık siyasi görüşlerimiz değil, etik değerlerimiz.Gün Batımında Ovaları İkiye Ayıran Kıvrımlı Nehir ve Uzaktaki Uçurumlar

Tanım

•capable of being classified

Diğer Dillerde

Fransızcadistinctif
Rusçaдифференциа́льный, осо́бенный, осо́бый, отличи́тельный, различи́тельный, типи́чный
Azericefərqli
Lehçecharakterystyczny, odróżniający, wyróżniający
Rumencedistinctiv
Macarcaismertető
Dancadistinktiv, karakteristisk, særegen
Norveççesærpreget
Bulgarcaотличи́телен, характерен
Katalancadistintiu
Moğolcaонцлогтой

Etimoloji

From Latin distinctus, perfect passive participle of distinguere (“to push apart, to divide”), + -ive (forming adjectives signifying relation or tendency to). Cognate with French distinctif and Medieval Latin distinctivus.

Kelime Ailesi

biodistinctive
counterdistinctive
distinctive feature
distinctive paper
distinctively
distinctiveness
indistinctive
nondistinctive
undistinctive

Eş & Zıt Anlamlılar

Eş anlamlılar

Örnek Cümleler

Ayırt edicilik
Distinctiveness
Olayın Ayırt Ediciliği
Distinctiveness of an event
Bana tuhaf tuhaf gülüyor.
She has a very distinctive laugh.
Yaya köprülerinin görünümü
Looking up the line, showing the distinctive foot bridges
Belirgin bir koku veya tat yoktur.
There is no distinctive smell or taste.
Yatay uzanan bir kaynak mağarasıdır.
Its forming was affected by a distinctive fault in a karst formation.
Biz kadınları yeniden biçimlendirdik.
We have formed them in a distinctive fashion,
Bu sanatçının çok farklı bir tarzı var.
This artist has a very distinctive style.
Kore'de farklı bir Budizm formu gelişti.
A distinctive form of Buddhism evolved in Korea.
Yani birbirinden farklı iki bakış açısı.
So two distinctive views.
Bu albüm Bengü için ayrı bir öneme sahip.
This Bridge is famous for a distinctive trait.
Sami mekanı kendine özgü tarzıyla süsledi.
Sami decorated the place in his distinctive style.