Fransızca öğrenmek zorundayım.I must learn French.
Onu bulmak zorundayım.I have to find that.
Sana bunu kaç defa söylemek zorundayım?How many times do I have to tell you this?
O yarından sonraki gün Viyana'ya gitmek zorunda.He says that he has to go to Vienna the day after tomorrow.
Çocuklar yabancı diller öğrenmek zorundalar.Children have to learn foreign languages.
Pazarlığımıza göre yarısını ödemek zorundasın.According to our bargain, you have to pay half.
Öğrenciler kitaptan bir alıntıyı analiz etmek zorundalar.The students have to analyze an excerpt from the book.
Senin haklı olduğunu itiraf etmek zorundayım.I have to admit that you're right.
Sen sadece yapmak zorunda olduğun şeyi yaptın.You just did what you had to do.
Ağlamak zorunda değilsin.You don't have to cry.
Mektupla cevap vermek zorunda değilsin.You don't have to respond by letter.
Şikayet etmeyi kes. Gitmek zorundasın.Quit complaining. You have to go.
Onu hemen acil servise götürmek zorundayız, o ciddi yaralı.We have to take him to the emergency room immediately, he's gravely wounded.
Otobüs geç kaldığı için uzun süre yağmurda beklemek zorunda kaldık.Since the bus was late, we had to wait in the rain a long time.
Ona kalkmak zorunda olduğunu söyle.Tell her she has to get up.
Saçımı kestirmek zorundayım.I must get my hair cut.
Bizimle buluşmak için dersi asmak zorunda kaldı.Tom had to cut the class in order to meet us.
Neler olduğunu öğrenmek zorundayız.We have to find out what's going on.
Komutan herkesin gemiyi terk etmek zorunda olduğuna karar verdi.The commandant decided that everyone had to leave the ship.
Bunu bugün satmak zorundayım.I have to sell it today.
Bugün onların hepsini satmak zorundayım.I have to sell them all today.
Film için yeni bir afiş tasarlamak zorundayım.I have to design a new poster for the film.
Sinema filmi için yeni bir afiş tasarlamak zorundayım.I have to design a new poster for the movie.
Tom arabanın sahibine tazminat ödemek zorunda kaldı.Tom had to pay damages to the owner of the car.
Bugün yeni felsefe profesörümü görmek zorundayım.Today I have to see my new professor of philosophy.
İstemiyorsan dansa gitmek zorunda değilsin.You don't have to go to the dance if you don't want to.
Denemek zorundasın!You have to try!
Her şeyi yemek zorundasın!You have to eat everything!
Her şeyi yemek zorundasınız!You have to eat everything!
Bizim kontrolümüz ötesindeki koşullar nedeniyle toplantıyı ertelemek zorunda kaldık.Due to circumstances beyond our control, we had to postpone the meeting.
Raporları pazartesi günü teslim etmek zorundayız.We have to turn in reports on Monday.
Bugün raporumu teslim etmek zorundayım.I have to turn in my report today.
Birisi bu işi bitirmek zorunda.Somebody has to finish this job.
Tom ayın sonuna kadar apartman dairesinden taşınmak zorunda.Tom has to move out of his apartment by the end of the month.
Keşke şahsen konuşabilsek ama o beklemek zorunda kalacak.I wish we could talk in person, but that'll have to wait.
Kirasını ödemek için Tom'un ödünç para almak zorunda olduğundan eminim.I'm sure Tom had to borrow money in order to pay his rent.
Tom, Mary'nin söylemek zorunda kaldığı hiçbir şeyi dinlemeyeceğini biliyordu.Tom knew Mary wouldn't listen to anything he had to say.
Cevabı bilmek istiyorsan Tom'a sormak zorunda kalacaksın.You'll have to ask Tom if you want to know the answer.
Gerçekten söylemek zorunda olduğun hiçbir şeyle ilgilenmiyorum.I'm really not interested in anything you have to say.
Yarın öğleden sonra 2.30'a kadar Boston'da olmak zorundayım.I've got to be in Boston by 2:30 tomorrow afternoon.
Tom ne kadar ödemek zorunda kalacağını merak ediyordu.Tom wondered how much he was going to have to pay.
Ne kadar ödemek zorunda olacağımı bilmek istiyorum.I want to know how much I'm going to have to pay.
Onun hakkında Tom'a sormak zorunda kalacaksın. Ben bilmiyorum.You'll have to ask Tom about that. I don't know.
Yarın öğleden sonra 2.30'da burada olmak zorundasın.You have to be here at 2:30 tomorrow afternoon.
Tom Mary'yi mutlu etmek için ne yapmak zorunda olduğunu biliyor.Tom knows what he has to do to make Mary happy.
Ben arkada kalmak ve Tom'un temizlik yapmasına yardımcı olmak zorunda kalacağım.I'll have to stay behind and help Tom clean up.
Eve gitmek ve iyi bir gece uykusu uyumak zorundayım.I have to go home and get a good night's sleep.
Biz Tom'u daha yakından izlemek zorunda kalacağız.We're going to have to watch Tom more closely.
Tom'un bu gece geç vakte kadar çalışmak zorunda kalmayacağına eminim.I'm sure Tom won't have to work late tonight.
Söylemek zorunda olmasaydım, Tom'a söylemezdim.I wouldn't have told Tom if I didn't have to.
Sen Tom'a yardım etmek zorundasın ya da o ölecek.You've got to help Tom or he's going to die.
Tom, Mary'ye hiçbir şey yapmak zorunda olmadığını söyledi.Tom told Mary he didn't have to do anything.
İşin çoğunu yapmak zorunda olan kişi benim.I'm the one who has to do most of the work.
Randevumu iptal etmek zorunda kalacağım.I'm going to have to cancel my appointment.
Kalmak istiyorum ama Tom'u görmek zorundayım.I'd like to stay, but I have to go see Tom.
Keşke bugün işe gitmek zorunda olmasan.I wish you didn't have to go to work today.
Şimdi oradan çıkmak zorundasın.You've got to get out of there right now.
İlgilenmek zorunda olduğumuz ailelerimiz var.We have families we have to take care of.
Randevumu iptal etmek zorunda kaldığım için üzgünüm.I'm sorry I had to cancel my appointment.
Tom'a bundan bahsetmek zorunda kalacağım.I'm going to have to tell Tom about this.