Zengin olmak zorunda değilsiniz, daha ziyade, bağımsız olmanız gerekmektedir.I rarely get out on weekends.
Gerçekten yüksek sesle bağırmak zorunda mıydın?Did you really have to yell that loud?
Bunu şimdi yapmak zorunda mıyız?Do we have to do this now?
Tom şimdi ev ödevini yapmak istemiyorsa yapmak zorunda değil.If Tom doesn't want to do his homework now, he doesn't have to.
Tom gitmek istemiyorsa gitmek zorunda değil.If Tom doesn't want to go, he doesn't have to.
Tom yardım etmek istemiyorsa etmek zorunda değil.If Tom doesn't want to help, he doesn't have to.
Tom'un çok parası olsa bunun hakkında endişe etmek zorunda kalmaz.If Tom had a lot of money, he wouldn't have to worry about this.
Tom burada olsa köpeği beslemek zorunda olmam.If Tom were here, I wouldn't have to feed the dog.
Tom burada olsa burada kalmak ve çocuklara bakmak zorunda olmam.If Tom were here, I wouldn't have to stay and take care of the children.
Yapmak zorunda olduğun şeyi yaparsın ve yapmak zorunda olduğum şeyi yapacağım.You do what you have to do, and I'll do what I have to do.
Onu hemen yapmak zorunda değilsin.You don't have to do that right now.
Bunu şimdi yapmak zorunda değilsin.You don't have to do that right now.
İstemiyorsan bunu yapmak zorunda değilsin.You don't have to do this if you don't want to.
İstemiyorsan bunu yemek zorunda değilsin.You don't have to eat this if you don't want to.
Ne yapmak zorunda olduğumuza dair kesinlikle bir fikrin yok.You have absolutely no idea what we had to do.
İkiniz de bundan daha iyisini yapmak zorunda kalacaksınız.You'll both have to do better than that.
Tekrar gitmek zorundayım.I have to leave again.
Boston'a taşınmak zorundayım.I have to move to Boston.
Hayır demek zorundayım.I have to say no.
Bunu söylemek zorundayım.I have to say this.
Bir örnek oluşturmak zorundayım.I have to set an example.
Oturmak zorundayım.I have to sit down.
Bir yerde başlamak zorundayım.I have to start somewhere.
Onun olmasını engellemek zorundayım.I have to stop that from happening.
Havalanmak zorundayım.I have to take off.
Göze almak zorundayım.I have to take the chance.
Bu aramayı cevaplamak zorundayım.I have to take this call.
Sadece bir arama yapmak zorundayım.I just have to make a call.
Onu yapmak zorunda olduğunu biliyorum.I know you had to do it.
Boston'a geri gitmek zorunda olduğunu biliyorum.I know you have to go back to Boston.
Burada kalmak zorundayım.I must stay here.
Gerçekten işe dönmek zorundayım.I really do have to get back to work.
Gerçekten gitmek zorundayım.I really do have to go.
Tom'u uyarmak zorundasın.You've got to warn Tom.
Hâlâ Tom hakkında öğrenmek zorundayım.I still have to find out about Tom.
Hâlâ benimle gidecek birini bulmak zorundayım.I still have to find someone to go with me.
Hâlâ bana yardım edecek birini bulmak zorundayım.I still have to find someone to help me.
Hâlâ çamaşır makinesini onarmak zorundayım.I still have to fix the washing machine.
Hayalinden vazgeçmek zorunda kaldı.She had to give up her dream.
Hayalinden vazgeçmek zorundaydı.She had to give up her dream.
Hayalinden umudunu kesmek zorundaydı.She had to give up her dream.
Kazasından sonra hayalinden vazgeçmek zorunda kaldı.He had to give up his dream after his accident.
Fransızca çalışmak zorunda değilim.I don't have to study French.
Herkes Fransızca öğrenmek zorundaydı.Everyone had to learn French.
O yarından sonraki gün Viyana'ya gitmek zorunda.He says that he has to go to Vienna the day after tomorrow.
Çocuklar yabancı diller öğrenmek zorundalar.Children have to learn foreign languages.
Sen sadece yapmak zorunda olduğun şeyi yaptın.You just did what you had to do.
Ağlamak zorunda değilsin.You don't have to cry.
Bugün yeni felsefe profesörümü görmek zorundayım.Today I have to see my new professor of philosophy.
Tom ayın sonuna kadar apartman dairesinden taşınmak zorunda.Tom has to move out of his apartment by the end of the month.
Keşke şahsen konuşabilsek ama o beklemek zorunda kalacak.I wish we could talk in person, but that'll have to wait.
Yarın öğleden sonra 2.30'da burada olmak zorundasın.You have to be here at 2:30 tomorrow afternoon.
Tom Mary'yi mutlu etmek için ne yapmak zorunda olduğunu biliyor.Tom knows what he has to do to make Mary happy.
Kalmak istiyorum ama Tom'u görmek zorundayım.I'd like to stay, but I have to go see Tom.
Keşke bugün işe gitmek zorunda olmasan.I wish you didn't have to go to work today.
Ben sadece neden bunu yapmak zorunda olduğumu bilmek istiyorum.I just want to know why I have to do it.
Beni bu yerden çıkarmak zorundasın.You've got to get me out of this place.
Tom'a yardım etmek için bir şey yapmak zorundasın.You've got to do something to help Tom.
Bunun hakkında makul olmak zorundasın.You've got to be reasonable about this.
Bunun hakkında mantıklı olmak zorundasın.You've got to be reasonable about this.