Ne kadar yorgun olursam olayım, çalışmak zorundayım.No matter how tired I might be, I have to work.
Taksi olmadığı için, yürümek zorunda kaldım.Since there were no taxis, I had to walk.
Ben planı değiştirmek zorunda kaldım.I had to change the plan.
Vizen sona ererse Çin'i terk etmek zorundasın.If your visa expires, you must leave China.
Bu cümle hâlâ çevrilmek zorunda.This sentence has yet to be translated.
Bu kitabı kütüphaneye iade etmek zorundayım.I have to return this book to the library.
Sen onur ve ölüm arasında seçim yapmak zorundasın.You have to choose between honor and death.
Her şeyi kendi başıma yapmak zorundaydım.I had to do everything on my own.
İşe yarayan kuralları bulmak zorundayız.We have to find rules that work.
Yapmak zorunda olduğum şeyi şimdi biliyorum.I know now what I have to do.
Kedisini evde bırakmak zorundaydı.He had to leave his cat at home.
Sen hastaneye gitmek zorundasın.You have to go to the hospital.
Bugün iyi görünmek zorundasın.You have to look good today.
Onun benim arkadaşım olmadığını kaç defa tekrarlamak zorundayım.How many times do I have to repeat that she isn't my friend?
Hala hastasın. Yatakta kalmak zorundasın.You are still sick. You have to stay in bed.
Ertelemeye son vermek zorundayım.I have to stop procrastinating.
O bilmek zorunda değil.He doesn't have to know.
Bilmek zorunda değiller.They don't have to know.
Beş saat beklemek zorunda kalacağız.We'll have to wait for five hours.
Sana anlatırsam seni öldürmek zorunda kalırım.If I told you, I'd have to kill you.
Yaptığının sonucuna katlanmak zorundasın.If you make your bed, you've got to lie in it.
Mümkün olduğu kadar çabuk başlamak zorundasın.You have to begin as soon as possible.
Onu yapmak zorunda kaldım.I was forced to do it.
Piyano veya kemandan birini seçmek zorunda olsaydın hangisini tercih ederdin?If you had to choose between piano and violin, which would you prefer ?
Katılımcı olmaması nedeniyle, genel kurulu ertelemek zorundayım.Due to the lack of attendees, we have to postpone the general assembly.
Hızlı hareket etmek zorundasın.You must move quickly.
Ben istifa etmek zorunda kaldım.I was forced to resign.
O, istifa etmek zorunda kaldı.He was forced to resign.
O istifa etmek zorunda kaldı.She was forced to resign.
Utanmak zorunda olduğun bir şey yok.There is nothing you have to be ashamed of.
Pencereyi açmak zorundayım.I have to open the window.
Sık sık beklemek zorundayız.We have to wait often.
Bu gece çalışmak zorunda mısın?Do you have to work tonight?
Ne kadar uzağa gitmek zorundayız?How far do we have to go?
Ne kadar süre kalmak zorundayım?How long do I have to stay?
Ben Varşova'yı terk etmek ve geçimimi başka bir yerde sağlamak zorunda kaldım.I had to leave Warsaw and make my living somewhere else.
Bizim tren hâlâ başka trenin gelişini beklemek zorunda.Our train must still wait for the arrival of yet another train.
"Bunu şimdi yapmak zorundayız." "Zaman yok.""We have to do this now." "There's no time."
"Biz şimdi bu konuda Tom'a söylemek zorundayız." "Bu bir seçenek değil.""We have to tell Tom about that now." "That's not an option."
Tom yarın Mary'ye yardım etmek zorunda olduğunu biliyor.Tom knows he has to help Mary tomorrow.
Tom onu hemen yapmak zorunda değil.Tom doesn't have to do that right away.
Tom seninle dövüşmek zorunda kalmak istemiyor.Tom doesn't want to have to fight you.
Tom ve Mary koşmak zorunda kaldı.Tom and Mary had to run.
Tom benim için bir şey kanıtlamak zorunda değil.Tom doesn't have to prove anything to me.
Bir yerde olmak zorunda değil misin?Don't you have to be somewhere?
Tom'a söylemek zorunda kalacak mısın?Will you have to tell Tom?
Burada kalmak zorunda olduğumdan bir dakika daha fazla kalmak istemiyorum.I don't want to stay here a minute longer than I have to.
Bir şey yapmak zorundaydım.I had to do something.
Dün gece yine geç vakte kadar çalışmak zorunda kaldığını görüyorum.I see you had to work late again last night.
Durmak zorunda kaldık.We had to stop.
Durdurmak zorunda kaldım.I had to stop.
O, kız kardeşiyle bir yatak odasını paylaşmak zorunda kaldı.She had to share a bedroom with her sister.
O erkek kardeşiyle bir yatak odasını paylaşmak zorunda kaldı.He had to share a bedroom with his brother.
Tom'a söylemek zorunda olan kişi ben olacağım, sen değil.I'll be the one who has to tell Tom, not you.
Bütün bunu yalnız yapmak zorunda kalabilirsiniz.You might have to do this all by yourself.
Hoşlansak da hoşlanmasak da o toplantıya katılmak zorundayız.Like it or not, we have to attend that meeting.
Sen bana yalnızca bir şey için söz vermek zorundasın.You just have to promise me one thing.
Görüşmek zorunda olduğumuz çok önemli bir şeyimiz var.We have something very important that we have to discuss.
Biz buradan canlı çıkmak için bir yol bulmak zorundayız.We have to figure out a way to get out of here alive.
Tom'a yapmasını istediğimiz şeyi yaptırmanın bir yolunu bulmak zorundayız.We have to figure out a way to make Tom do what we want him to do.