Ana içeriğe geç
Sözlük

zorunda ile cümle

zorunda kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
Ne kaybetmek zorundayım?What do I have to lose?
Yağmur yüzünden oyunu ertelemek zorunda kaldık.We had to postpone the game due to rain.
Babanın kim olduğu umurumda değil. Hala benim emirlerime uymak zorundasın.I don't care who your father is. You still have to follow my orders.
Benim bir seçimim yok. Ben onu yapmak zorundayım.I don't have a choice. I have to do it.
Bunu yapmak zorunda değilim.I don't want to have to do this.
Halletmek zorunda olduğum işlerim vardı.I had things I had to deal with.
Onu kabul etmek zorunda kaldım.I had to accept it.
Hemen hareket etmek zorunda kaldım.I had to act at once.
Çabuk hareket etmek zorunda kaldım.I had to act quickly.
Tom'un bacağını kesmek zorunda kaldım.I had to amputate Tom's leg.
Tom'u tutuklamak zorunda kaldım.I had to arrest Tom.
Tom için uçak rezervasyonu yaptırmak zorunda kaldım.I had to book a flight for Tom.
Ödemek için yeterli paramız olmadığı için o siparişi iptal etmek zorunda kaldım.I had to cancel that order because we didn't have enough money to pay for it.
Tom'u yatağa götürmek zorunda kaldım.I had to carry Tom to bed.
Tom'u üst kata götürmek zorunda kaldım.I had to carry Tom upstairs.
Tom'un bavulunu onun için taşımak zorunda kaldım.I had to carry Tom's suitcase for him.
Buraya zamanında gelmek için bu sabah ilk trene yetişmek zorundaydım.I had to catch the first train this morning to get here in time.
Giydiğim şey durum için uygun olmadığından dolayı elbiseleri değiştirmek zorunda kaldım.I had to change clothes because what I was wearing wasn't appropriate for the situation.
Kuralları değiştirmek zorundaydım.I had to change the rules.
Tom ve Mary arasında bir seçim yapmak zorunda kaldım.I had to make a choice between Tom and Mary.
Bir seçim yapmak zorunda kaldım.I had to make a choice.
Bir seçim yapmak zorundaydım.I had to make a choice.
Konserin ortasında tiyatroyu terk etmek zorunda kaldım.I had to leave the theater in the middle of the concert.
Sen onur ve ölüm arasında seçim yapmak zorundasın.You have to choose between honor and death.
Her şeyi kendi başıma yapmak zorundaydım.I had to do everything on my own.
İşe yarayan kuralları bulmak zorundayız.We have to find rules that work.
Tom 100 saat toplum hizmeti yapmak zorundaydı.Tom had to perform 100 hours of community service.
Odasını kendi başına aramak zorundaydı.He had to look for his room by himself.
O onu beklemek zorunda kalacak.She'll have to wait for him.
O, ona biraz ılık süt getirinceye kadar beklemek zorunda.He has to wait until I bring him some warm milk.
O bir sandalye buluncaya kadar ve oturuncaya kadar beklemek zorunda kaldık.We had to wait until she found a chair and sat down.
Hala hastasın. Yatakta kalmak zorundasın.You are still sick. You have to stay in bed.
En kötü durum senaryosunda elimizden geldiği kadar mutlu görünmek zorunda kalacağız.In the worst case scenario we'll just have to look as happy as we can.
Rolünü kabul etmek zorundasın.You have to accept your role.
Onu yapmak için öğretmenliği sevmek zorundasın.You have to like teaching in order to do it.
Sana anlatırsam seni öldürmek zorunda kalırım.If I told you, I'd have to kill you.
Bu kitabı okumayı bitirmek zorunda olduğum için dışarı çıkmıyorum.I am not going out because I have to finish the reading of this book.
Dışarı çıkmıyorum çünkü odamı paspaslamak zorundayım.I am not going out because I have to mop my room.
Odamı düzenlemek zorunda olduğum için dışarı çıkmayacağım.I am not going out because I have to tidy my room.
Eğer yoksa para vermek zorunda değilsin.You dont have to give money if you don't have some.
Katılımcı olmaması nedeniyle, genel kurulu ertelemek zorundayım.Due to the lack of attendees, we have to postpone the general assembly.
Camiye gitmek zorundayım.I have to go to the mosque.
Utanmak zorunda olduğun bir şey yok.There is nothing you have to be ashamed of.
Onu ikaz etmek zorundayız.We have to warn him.
Onu uyarmak zorundayız.We have to warn her.
Onu uyarmak zorundayım.I have to warn her.
Sık sık beklemek zorundayız.We have to wait often.
Tom'a bir şey söylemek zorunda değildin.You didn't have anything to say to Tom.
Polis'e bir şey söylemek zorunda değildi.She didn't have anything to say to the policeman.
Belediye başkanına bir şey söylemek zorunda değildik.We didn't have anything to say to the mayor.
Onlar hakime bir şey söylemek zorunda değildiler.They didn't have anything to say to the judge.
Gitmek zorunda değiliz.We don't have to go.
Ben Varşova'yı terk etmek ve geçimimi başka bir yerde sağlamak zorunda kaldım.I had to leave Warsaw and make my living somewhere else.
Bizim tren hâlâ başka trenin gelişini beklemek zorunda.Our train must still wait for the arrival of yet another train.
"Bunu şimdi yapmak zorundayız." "Zaman yok.""We have to do this now." "There's no time."
Tom beklemek zorunda kalacak.Tom will have to wait.
Tom onu hemen yapmak zorunda değil.Tom doesn't have to do that right away.
Tom seninle dövüşmek zorunda kalmak istemiyor.Tom doesn't want to have to fight you.
Tom ve Mary koşmak zorunda kaldı.Tom and Mary had to run.
Tom benim için bir şey kanıtlamak zorunda değil.Tom doesn't have to prove anything to me.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod
zorunda ile cümle - Sayfa 31 - zorunda kelimesiyle örnek cümleler | KKTC App