Biraz yardım almak zorundaydım.I had to get some help.
Biraz para almak zorunda kaldım.I had to get some money.
Odamdan bir şey almak zorundaydım..I had to get something from my room.
Arabadan bir şey almak zorundaydım.I had to get something out of the car.
Bir şey almak zorunda kaldım.I had to get something.
Ben gerçekleri almak zorundaydım.I had to get the facts.
Tom'u okula götürmek zorunda kaldım.I had to get Tom to school.
Ben konuşma yapmak zorunda kaldım.I had to give a speech.
Denemek zorunda kaldım.I had to give it a shot.
Tom'a biraz yardım etmek zorunda kaldım.I had to give Tom a little help.
Tom'a biraz para vermek zorunda kaldım.I had to give Tom a little money.
İstediği her şeyi Tom'a vermek zorunda kaldım.I had to give Tom everything he asked for.
Eve dönmek zorundaydım.I had to go back home.
Boston'a Tom'suz geri gitmek zorunda kaldım.I had to go back to Boston without Tom.
Boston'a geri dönmek zorundaydım.I had to go back to Boston.
Geri gitmek zorunda kaldım.I had to go back.
Eve gitmek ve giysileri değiştirmek zorunda kaldım.I had to go home and change clothes.
Ben sadece işlerin değişmek zorunda olmamasını diliyorum.I just wish things didn't have to change.
Benim hakkımda ne düşünmek zorunda olduğunu biliyorum.I know what you must think of me.
Tom hasta olduğu için dersini iptal etmek zorunda kaldı.Tom had to cancel his lecture because he was sick.
Her neyse, üzülmek zorunda değilsin.Anyway, you don't have to worry.
Tom onu yapmak zorunda olmadığımı söyledi.Tom said I didn't have to do that.
Onu cevaplamak zorunda değilsin.You don't have to answer that.
Bir şey açıklamak zorunda değilsin.You don't have to explain anything.
Bana iki kez söylemek zorunda değilsin.You don't have to tell me twice.
Sanırım gelecekte daha dikkatli olmak zorunda kalacağım.I suppose I'll have to be more careful in the future.
Bebeğin bezini değiştirmek zorundayım.I have to change the baby's nappy.
Hayalinden vazgeçmek zorunda kaldı.She had to give up her dream.
Hayalinden vazgeçmek zorundaydı.She had to give up her dream.
Hayalinden umudunu kesmek zorundaydı.She had to give up her dream.
Kazasından sonra hayalinden vazgeçmek zorunda kaldı.He had to give up his dream after his accident.
Fransızca öğrenmek zorundayım.I must learn French.
O yarından sonraki gün Viyana'ya gitmek zorunda.He says that he has to go to Vienna the day after tomorrow.
Çocuklar yabancı diller öğrenmek zorundalar.Children have to learn foreign languages.
Film için yeni bir afiş tasarlamak zorundayım.I have to design a new poster for the film.
Sinema filmi için yeni bir afiş tasarlamak zorundayım.I have to design a new poster for the movie.
Denemek zorundasın!You have to try!
Her şeyi yemek zorundasın!You have to eat everything!
Her şeyi yemek zorundasınız!You have to eat everything!
Kirasını ödemek için Tom'un ödünç para almak zorunda olduğundan eminim.I'm sure Tom had to borrow money in order to pay his rent.
Cevabı bilmek istiyorsan Tom'a sormak zorunda kalacaksın.You'll have to ask Tom if you want to know the answer.
Gerçekten söylemek zorunda olduğun hiçbir şeyle ilgilenmiyorum.I'm really not interested in anything you have to say.
Yarın öğleden sonra 2.30'da burada olmak zorundasın.You have to be here at 2:30 tomorrow afternoon.
Tom Mary'yi mutlu etmek için ne yapmak zorunda olduğunu biliyor.Tom knows what he has to do to make Mary happy.
Şimdi oradan çıkmak zorundasın.You've got to get out of there right now.
İlgilenmek zorunda olduğumuz ailelerimiz var.We have families we have to take care of.
Söylemek zorunda olduğun her şeyi dinleyeceğim.I'll listen to anything you have to say.
Onu nasıl yapacağımı sana söyleyemem. Bunu kendi başına bulmak zorundasın.I can't tell you how to do that. You have to figure it out on your own.
Saat neredeyse yedi. Okula gitmek zorundayız.It's almost seven. We have to go to school.
Ben eve geç gelmek zorunda kalabilirim. Bu durumda, sana telefon edeceğim.I might have to come home late. In that case, I'll phone you.
Tom'un söylemek zorunda olduğunu dinleyelim.Let's hear what Tom has to say.
Yeni bir tarayıcı satın almak zorundayım.I have to buy a new scanner.
Ben onu yapmak zorunda olmayı çok fazla istemem.I very much don't want to have to do that.
Söylemek zorunda olduğum şeyi herkesin duymasını istiyorum.I want everyone to hear what I have to say.
Tom'un söylemek zorunda olduğu şeyi dinlemeni istiyorum.I want you to listen to what Tom has to say.
Hiç kimse bunu yapmak istemiyor ama bizden biri yapmak zorunda.Nobody wants to do it, but one of us has to.
Bunu yapmak istemiyorsan yapmak zorunda değilsin.If you don't want to do this, you don't have to.
İstemediğin bir şeyi yapmak zorunda değilsin.You don't have to do anything you don't want to.
Eğer istemezsem onu yapmak zorunda değilim, değil mi?I don't have to do that if I don't want to, do I?
Eğer o gerçekten gitmek istemiyorsa gitmek zorunda olmamalı.If he really doesn't want to go, he shouldn't have to.