Onun niçin gitmek zorunda olduğunu bilmiyoruz.We don't know why he had to leave.
Tom binadan ayrılmak zorunda kalacak.Tom will have to leave the building.
Bilgisayarımdan birçok dosyayı silmek zorundayım.I have to delete many files from my computer.
Hemşire "Daha iyi olmak için tüm bu ilaçları almak zorundasın" dedi."You have to take all this medicine to get better," said the nurse.
Geç saatlere kadar çalışmak zorunda olduğum için randevumu erteledim.I postponed my date because I had to work late.
Erkek ya da kız kardeşlerinle bir yatak odasını paylaşmak zorunda kaldın mı?Did you have to share a bedroom with your brothers or sisters?
Sözleşme, bizim ne kadar ödemek zorunda olduğumuzu gösterir.The contract states how much we have to pay.
Bütün Amerikalılar vergilerini ödemek zorundadır.All Americans have to pay their taxes.
Bunu kimin söylediğini bilmek için bir dahi olmak zorunda değilsin.You don't have to be a genius to know who said that.
Sen gerçeklerle yüzleşmek zorundasın.You have to face the facts.
Odun kırmak için baltaları almak zorundaydım.I had to get the axes to chop the wood.
Kayıp zamanı yakalamak zorundayız.I have to catch up the lost time.
Sana birkaç soru sormak ve kan örneği almak zorundayım.I must ask you a few questions and take a blood sample.
Bir gazete almak için gazete bayine gitmek zorundayım.I have to go out to the newsstand to get a newspaper.
Yapmak zorunda olduğun şeyi yaptın.You did what you had to do.
Eğer bir yeri gerçekten bilmek istiyorsan sık gidilen yere gitmek zorundasın.If you really want to get to know a place you have to go off the beaten track.
Onlar peşin ödemek zorunda.They have to pay in advance.
Üzgünüm ama spor salonuna gitmek zorundayım.I'm sorry, but I have to go to the gym.
Uranyum, nükleer silahlarda kullanılmadan önce zenginleştirilmiş olmak zorunda.Uranium has to be enriched before it can be used in nuclear weapons.
Otobüse binmek zorunda mıyız?Do we have to take the bus?
İngilizce çalışmak zorundaydım.I had to study English.
Beklemek ve görmek zorunda kalacaksınız.You will have to wait and see.
Beklemek ve görmek zorunda kalacaksın.You'll have to wait and see.
Sözünü tutmak zorundasın.You have to keep your promise.
Dairemi temizlemek zorundayım.I have to clean up my apartment.
Biz kimlik belgelerimizi güvenlik masasına göstermek zorunda kaldık.We had to show our papers at the security desk.
İnanmak için görmek zorundasın.You have to see it to believe it.
Ona bir şey söylemek zorundayım.I have to tell him something.
Lütfen beni bağışlayın, gitmek zorundayım.Please excuse me, I have to leave.
Onu benden istemek zorundasın.You have to ask me for it.
Denizaltı yüzeye doğru ince bir buz tabakasını yarıp geçmek zorunda kaldı.The submarine had to break through a thin sheet of ice to surface.
Poposu yanan kişi kabarcıkların üstünde oturmak zorundadır.The one whose butt got burned has to sit on the blisters.
Düşünmek için zamanım yoktu. Kanaate dayalı karar almak zorundaydım.I didn't have time to think. I had to make a judgment call.
Londra'da uçakları değiştirmek zorunda mıyım?Do I have to change planes in London?
Elbette ödemek zorundasın! Ne düşündün?Of course you have to pay! What did you think?
Okumak zorunda kalsam, her gün evde kalırım.If I had to study, I would stay at home every day.
Gelecek hafta İngilizcede bütünleme sınavına girmek zorundayım.I have to take a make up test in English next week.
Bu sınavda başarısız olursan, kursu tekrar etmek zorunda kalacaksın.If you flunk this exam, you'll have to repeat the course.
Tatoeba'ya yeni bir dil eklemek istiyorum, ne yapmak zorundayım?I'd like to add a new language in Tatoeba, what do I have to do?
Bunu göz önüne almak zorundasın.You have to take that into account.
Bu hafta sonu bir araba almak zorundayım.I have to buy a car this weekend.
Çim'de, hareket istasyonuna gitmek ve tren biletleri orada almak zorundasın.In China, you have to go to the departure station and buy train tickets there.
Sanırım doğayı korumak için herkes çaba göstermek zorunda.I think that everyone has to make efforts to save nature.
Vera, uyuşturucu alan onun eski en iyi arkadaşlarından bağını kesmek zorunda kaldı.Vera had to disassociate herself from her former best friends, who got into drugs.
Teslim olmak zorundaysam, ölmeyi tercih ederim.If I had to surrender, I'd rather choose death.
Düzensiz malzemelerin etkisini azaltmak zorundaydık.We had to lessen the impact of the erratic supplies.
Onun doğru olup olmadığını bilmek zorundayım.I have to know if it is true.
Onlar hızlı hareket etmek zorunda kalacaktı.They would have to move fast.
Onlar gelecekle yüzleşmek zorunda kaldılar.They were forced to face the future.
Birçok akarsu üzerinde köprü inşa etmek zorundaydılar.They had to build bridges over the many streams.
Meksika yasalarına uymak için söz vermek zorunda kaldılar.They had to promise to obey the laws of Mexico.
Ortak düşmanı yenmek için birlikte dövüşmek zorunda olduklarını biliyorlardı.They knew they must fight together to defeat the common enemy.
O, başka bir yol bulmak zorundaydı.He had to find another way.
O teslim olmak zorunda kalacaktı.He would have to surrender.
Gezisine gizlice devam etmek zorunda kaldı.He had to continue his trip in secret.
Washington'a dönmek zorunda kaldı.He was forced to return to Washington.
Başkan Cleveland uzlaşmaya varmak zorunda kaldı.President Cleveland had to compromise.
O, kendi borçlarını ödemek zorunda kaldı.He had to pay his own debts.
Bazı demir yolları kapanmak zorunda kaldı.Some railroads had to close down.
Joseph Smith kavmini birçok kez taşımak zorunda kaldı.Joseph Smith had to move his people many times.