Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.Before going to work in Paris, I have to brush up on my French.
Dünden daha fazlasını yapmak zorundayız.We must do more than yesterday.
Sadece talimatlara uymak zorundasın.You only have to follow the instructions.
Sana kaç kez söylemek zorundayım?How many times do I have to tell you?
İstemiyorsan oraya gitmek zorunda değilsin.You don't have to go there if you don't want to.
Gömlek çok kirli. Sen okula gitmeden önce, o yıkanmak zorunda.The shirt is very dirty. Before you go to school, it has to be washed.
Eğer doğru hatırlıyorsam, sanırım bir sonraki köşede sola dönmek zorundayız.If I remember correctly, I think we have to turn left at the next corner.
O ne zaman yurt dışına gitmek zorunda kalacak?When will she have to go abroad?
Ne yapmak zorundayım?What do I have to do?
Eğer o böyle içmeye devam ederse eve bir taksi çağırmak zorunda kalacak.If he keeps drinking like that, he'll have to take a taxi home.
Kitap raflarımı tekrar cilalamak zorunda kalacağım gibi görünüyor.It looks like I'm going to have to varnish my bookshelves again.
Onun teklifini reddetmek zorunda kaldım.I had to refuse her offer.
O saati onarmak zorunda.He has to fix the clock.
O, saati onarmak zorundadır.He has to repair the clock.
Kısmi zamanlı iş bulmak zorundayım.I have to find a part-time job.
İkinizin biri oraya gitmek zorunda.Either one of you has to go there.
Mutlaka gitmek zorunda değilsin.You don't necessarily have to go.
Son treni yakalamak için istasyona acele gitmek zorundayım.I have to hurry to the station to catch the last train.
Sonunda o antik radyo için 500 dolardan fazla ödemek zorunda kaldım.In the end, I had to fork over $500 for that antique radio.
İngilizce yanıt vermek zorunda mıyım?Do I have to answer in English?
Biz bu durumdan başka bir çıkış yolu aramak zorundayız.We're forced to look for another way out of this situation.
Bir duş almak zorundayım.I have to take a shower.
Tom bugün okula gitmek zorunda değil.Tom doesn't have to go to school today.
Çiçekleri sulamak zorundayız.We have to water the flowers.
Bunu senin için hecelemek zorunda mıyım?Do I have to spell this out for you?
O, bir gün yaptığının hesabını vermek zorunda kalacak.Someday she'll have to pay for what she's done.
Herkes kelimeleri ezbere öğrenmek zorunda.Everyone has to learn the words by heart.
Yaşadığımız sürece çalışmak zorundayız.As long as we live, we have to work.
Pazar günü bir sınava girmek zorunda olduğuma inanamıyorum!I can't believe I have to sit an exam on Sunday!
Planı terk etmek zorundayız.We have to abandon the plan.
Kanser hastaları sıklıkla bulantı nöbetlerini azaltmakla uğraşmak zorundadır.Cancer patients often have to deal with debilitating bouts of nausea.
Onlar sıfırdan başlamak zorunda kaldı.They had to start from scratch.
Boksörler bir maçtan önce tartılmak zorundalar.Boxers have to weigh in before a fight.
Hadi, bunu ona tekrar açıklamak zorundasın.Come on, you have to explain it again to him.
Biz onu yurt dışından satın almak zorundayız.We have to buy it from abroad.
Çok geç olmadan önce onu hastaneye götürmek zorundayız.We have to get him to the hospital before it's too late.
Ne zaman arabayı geri vermek zorundayım?When do I have to return the car?
Ne zaman arabayı iade etmek zorundayım.When do I have to return the car?
Kitabım odadaki bir yerde olmak zorunda.My book has to be somewhere in the room.
Transistörlü radyomun pilini değiştirmek zorundayım.I have to change the battery of my transistor radio.
Eğer doğruyu söylersen her şeyi hatırlamak zorunda değilsin.If you tell the truth, you don't have to remember anything.
Yazmak kolaydır. Yapmak zorunda olduğun tek şey yanlış kelimeleri silmektir.Writing is easy. All you have to do is cross out the wrong words.
Yarın oldukça erken kalkmak zorundayım.I have to get up quite early tomorrow.
Lütfen söylemek zorunda olduğum şeyi dinle.Please listen to what I have to say.
Bilgisayarımı almak için yüz dolar ödemek zorunda kaldım.To buy my computer, I had to pay €100.
Yarın bu kitabı satın almayı unutmamak zorundayım.I have to remember to buy this book tomorrow.
Siz sadece birbirimize güvenmek zorundasınız.You just have to trust each other.
Derste "C" nin üstünde almak zorundasın.You have to get above a "C" in the class.
Onlar yarın sabah 5.00'e kadar uyanık olmak zorunda.They have to be awake by 5:00 a.m. tomorrow.
Trenin arkasında oturmak zorunda kalacağız.We'll have to sit at the back of the train.
Bütün oy pusulalarını saymak zorundayız.We have to count all of the ballots.
O, işini kaybettiği için eğitimini ertelemek zorunda kalacak.She'll have to delay her education because she lost her job.
Gelecek yıl için bütçemizi ikiye katlamak zorunda kalacağız.We'll have to double our budget for next year.
Tom bir acil durum çağrısı aldı ve işi terk etmek zorunda kaldı.Tom got an emergency call and had to leave work.
Tom iki gün içerisinde apartmanını boşaltmak zorundaydı.Tom had to empty his apartment in two days.
Başarılı olmak için iyi bir plan yapmak zorundasın.To be successful, you have to establish a good plan.
Şirketin para kaybettiği gerçeği ile yüzleşmek zorundayız.We have to face the fact that the company is losing money.
Şehirde bir daire bulmak zorundalar.They need to find an apartment in the city.
Tom arabasını yanlış yere park ettiği için ceza ödemek zorunda kaldı.Tom had to pay a fine because he parked in the wrong place.
Sarhoş sürücü geceyi nezarethanede geçirmek zorunda kaldı.The drunk driver had to spend the night in jail.