Bazı insanlar iş bulmak için sahte isimler kullanmak zorunda kaldı.Some people had to use false names to get work.
Malzemelerini New York'ta almak zorunda kaldılar.They had to buy their supplies in New York.
Milyonlarca çiftçi başka iş aramak zorunda kaldı.Millions of farmers had to look for other work.
Andrew Johnson hayatını kurtarmak için evini terk etmek zorunda kaldı.Andrew Johnson had to flee his home to save his life.
Saatler içinde, diğer bankaların çoğu kapanmak zorundaydı.Within hours, many of the other banks had to close.
Almanya artık bir düşmanla iki cephede savaşmak zorunda kaldı.Germany no longer had to fight an enemy on two fronts.
İngiliz komutan teslim olmak zorunda kaldı.The British commander was forced to surrender.
Brown ve arkadaşları kaçmak zorunda bırakıldılar.Brown and his friends were forced to flee.
Kraliçe Liliuokalani geri çekilmek zorunda kaldı.Queen Liliuokalani was forced to surrender.
Başkan Washington'a dönmek zorunda kaldı.The president was forced to return to Washington.
Güçlüklere göğüs germek zorundasın.You have to take the bull by the horns.
Yarın ona gerçeği söylemek zorundayım.I have to tell her the truth tomorrow.
Ben pencereyi açmak zorunda mıyım?Do I have to open the window?
Gitmek zorundayım, geç oldu!I have to go, it's late!
Fazla kazanmak için fazla risk almak zorundasın.You have to risk big in order to win big.
Ona gerçeği söylemek zorunda olduğumu biliyordum ama kendimi ikna edemedim.I knew I had to tell him the truth, but I couldn't bring myself to do it.
Mary her zaman fikrini vermek zorundadır.Mary always has to give her opinion.
Çocukların tümü güneş batmadan önce yatağa gitmek zorundaydılar.All of the children had to go to bed before dark.
Ben beş dolar daha ödemek zorunda kaldım.I had to pay five more dollars.
Seninle gitmek zorunda mıyım?Must I go with you?
Görünmez olsam, giyinmek zorunda olmam.If I were invisible I wouldn't have to dress myself.
Senden küçük bir iyilik istemek zorundayım.I need to ask you for a little favor.
Her neyse, ben sizin meşgul olmak zorunda olduğunuzu biliyorum, bu yüzden gideyim.Anyway, I know you must be busy, so let me go.
Biz bu konuda bir şey yapmak zorundayız.We have to do something about this.
Yapmak zorunda olduğun ilk şey banyo yapmaktır.The first thing you have to do is take a bath.
Bu yüzden masturbasyon yapmak zorunda kalıyorum.That is why I'm compelled to wank.
Şehirden ayrılmak zorundaydı, bu yüzden Berlin'e taşındı.He had to leave the city, so he moved to Berlin.
Bunu kendiniz yapmak zorundasınız.You have to do it by yourself.
O, o görevi tekrar yapmak zorunda kalacak.He will have to do that task again.
O, bir hafta hastanede kalmak zorunda kaldı.He had to stay in hospital for a week.
O onun kalmasını rica etti fakat o işe gitmek zorundaydı.She asked him to stay, but he had to go to work.
Seni muayene etmek zorundayım.I have to examine you.
Önümüzdeki hafta tekrar İngilizce sınavına girmek zorundayım.I have to resit an English exam next week.
Ne kadar süre beklemek zorunda kalacağımızı düşünüyorsun?How long do you think we'll have to wait?
Hemen Amerika'ya hareket etmek zorunda kaldık.We had to leave for America on short notice.
Kısa sürede konuşma yapmak zorunda kaldım.I had to make a speech on short notice.
Arkadaşlarımdan birinin sayesinde onu tanımak zorundayım.I got to know her through one of my friends.
Ben Pazar çalışmak zorundaydım.I had to work on Sunday.
Eğer o partiye gitmek istemiyorsan, gitmek zorunda değilsin.If you don't want to go to that party, you don't have to.
İstemiyorsan, partiye gitmek zorunda değilsin.You don't have to go to the party if you don't want to.
Bu soruyu cevaplamak zorundasın.You have to answer this question.
Bugün eve biraz erken gitmek zorundayım.I have to go home a little early today.
Ne kadar süre beklemek zorundayım?How long do I have to wait?
Akşam yemeğinden hemen önce şekerleme yememeni sana kaç kez söylemek zorundayım.How many times do I have to tell you not to eat candy just before dinner?
Dürüst olmak zorundayım. Ben bir MRI taraması ilk yaptırdığım zaman biraz sinirliydim.I have to be honest. I was a little bit nervous the first time I had an MRI scan.
Sözleşmenin ne dediğini kontrol etmek ve görmek zorundayım.I have to check and see what the contract says.
İşe gitmek zorundayım.I have to go to work.
Yaptığım seçimlerin sonuçlarıyla yaşamak zorundayım.I must live with the consequences of the choices I've made.
Böylesine büyük bir aileye bakmak zorunda olacağımı asla düşünmemiştim.I never thought I would have to support such a large family.
Bütün bu işi tek başıma yapmak zorunda olmamalıyım.I shouldn't have to do all this work by myself.
Bütün bu işi kendim yapmak zorunda olmamalıyım.I shouldn't have to do all this work myself.
Onu tekrar yapmak zorunda olmamalıyım.I shouldn't have to do that again.
Ben bir süre için tekrar dişçiye gitmek zorunda kalmamalıyım.I shouldn't have to go to the dentist again for a while.
Bu gürültüye katlanmak zorunda olmamalıyım.I shouldn't have to put up with this noise.
Ev ödevini yapmanı söylemek zorunda değilim.I shouldn't have to tell you to do your homework.
Odanı temiz tutmanı söylemek zorunda olmamalıyım.I shouldn't have to tell you to keep your room clean.
Keşke bunu artık yapmak zorunda olmasak.I wish we didn't have to do this any longer.
Yeterli paramız olmadığı için planlarımızı değiştirmek zorundaydık.We had to alter our plans because we didn't have enough money.
Seçeneğimiz yok. Sanırım yürümek zorunda kalacağız.We have no choice. I guess we'll have to walk.
Eylemlerimizin sonuçlarıyla yaşamak zorundayız.We have to live with the consequences of our actions.