Tren öylesine kalabalıktı ki Ueno'ya kadar bütün yol boyunca ayakta durmak zorundaydım.The train was so crowded that I had to stand all the way to Ueno.
Tren zamanında ulaştı böylece biz beklemek zorunda olmadık.The train arrived on time, so we didn't have to wait at all.
Aşk kızamık gibidir, hepimiz onu çekmek zorundayız.Love is like the measles; we all have to go through it.
Biz ayrıca ayrı sigara içme bölümü yapmak zorunda kalacağız.We'll also have to create a separate smoking section, won't we?
Gazete bayiinde sormak zorunda kalacaksın.You'll have to ask at the newsstand.
Ben müdavim olmak istiyorsam, geriye kalanın iki katı kadar çok çalışmak zorundayım.If I'm to become a regular, I have to work twice as hard as the rest.
Yine de... bana tokat atmak zorunda değildi!Even so ... she didn't have to slap me!
Bir şirkete girer girmez istesen de istemesen de şirket için çalışmak zorundasın.Once you enter a company, you have to work for the company, whether you want to or not.
Bu ücretsiz, bunun için ödeme yapmak zorunda değilsiniz.You don't have to pay for it, that's for free.
Seni terk etmek zorundayım.I have to leave you.
Ne yiyip içtiğine özel dikkat göstermek zorundasın.You have to pay special attention to what you eat and drink.
Onun maaşı düşük bu yüzden değişik işler yapmak zorunda.His salary is low so he has to do odd jobs.
Tanrı olmasa onu icat etmek zorunda kalırız.If God did not exist, we'd have to invent him.
Ben onun emirlerine uymak zorundayım.I have to obey his orders.
Onun teklifini geri çevirmek zorunda kaldım.I had to decline his offer.
Sırada beklemek zorundasın.You have to wait in line.
İngilizce sınavı için hazırlanmak zorundayım.I have to prepare for the English test.
Biz yabani otları çekmek zorundayız.We have to pull the weeds.
Büyük bir savaşçı güç yayar. O ölümüne savaşmak zorunda değildir.A great warrior radiates strength. He doesn't have to fight to the death.
Yakında saçımı kestirmeye gitmek zorundayım.Soon I have to go get a haircut.
Her kişi için farklı bir yemek yapmak zorunda değilsin.You don't have to make a different dish for every person.
Gelecek yıl giriş sınavlarına girmek zorundayım.I have to take the entrance exams next year.
Madem ki kayıtlıyım şimdi ne yapmak zorundayım?What do I have to do now that I'm registered?
O kadar erken gelmek zorunda değildin.You didn't have to come so early.
O kadar erken boşalmak zorunda değildin.You didn't have to cum so early.
Sen bu kadar erken çıkmak zorunda değildin.You didn't have to get off so early.
Hastalık nedeniyle, sigarayı bırakmak zorunda kaldı.Due to illness, he had to give up smoking.
Ben onu tekrar yapmak zorunda mıyım?Do I have to do it over again?
Affedersiniz, Barcelona'ya gitmek zorundayım. Bugün bir uçuş var mı?Excuse me, I have to get to Barcelona. Are there any flights today?
Söylemek zorundayım ki, balayımı geçirmek için Gandrange'dan daha iyi bir yer yoktur.I have to say that there's no better place to spend my honeymoon than Gandrange!
Onu yemek zorunda değilsin.It's OK not to eat it.
Onu yemek zorunda değilsiniz.You don't have to eat it.
Yemek zorunda değilsiniz.You don't have to eat.
Ben formu imzalamak zorunda kaldım.I was forced to sign the form.
Onun hakkında düşünmek zorundayım.I have to think about it.
Ben treni yakalamak için gerçekten koşmak zorunda kaldım.I really had to run for it to catch the train.
Onu boyamak zorundayım.I have to paint it.
Omlet yapmak için bir yumurta kırmak zorundasın.You have to break an egg to make an omelet.
Japonca öğrenmek zorundayım.I have to learn Japanese.
İnsan ailesini korumak zorundadır.One has to protect his family.
Çok çalışmak zorunda kalacaksın.You will have to work a lot.
Çok ders çalışmak zorunda kalacaksın.You will have to study a lot.
Ağrı devam ederse, doktora gitmek zorundasın.If the pain continues you have to go to the doctor.
Anlıyor musun? Sen bir yabancı dil öğrenmek zorundasın.Get it? You've got to study a foreign language.
Sivrisinekler içeri girmesin diye pencereleri kapatmak zorunda kaldık.We had to close the windows so that the mosquitoes wouldn't come in.
Polisi aramak zorundayız.We must phone the police.
Bir şey yapmak zorunda kalacağız.We will have to do something.
Birkaç dakika beklemek zorunda kalacağız.We'll have to wait a few minutes.
Tom bugün evde kalmak zorunda mı?Does Tom have to stay home today?
Yasalara uymak zorundasın.You have to abide by the laws.
İyiyi ve kötüyü birarada kabul etmek zorundasın.You have to take the good with the bad.
Öğle yemeği yapmak zorundayım.I've got to make lunch.
Sonuna kadar beklemek zorunda değilsin.You don't have to wait until the end.
Biz yağmur nedeniyle toplantıyı ertelemek zorunda kaldık.We had to postpone the gathering because of rain.
Bütün gün yatakta kalmak zorundayım.I have to stay in bed all day.
Anneme yardım etmek zorundayım.I have to help my mother.
O hikayeyi duymak zorundayım.I have yet to hear that story.
Hükümet, dış politikasında değişiklikler yapmak zorunda kaldı.The government was obliged to make changes in its foreign policy.
O, çalışmak zorunda değildir.He doesn't need to work.
Geç oldu, gitmek zorundayım.It's late. I have to go.