Ana içeriğe geç
Sözlük

zorunda ile cümle

zorunda kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
O kaderi kabul etmek zorunda kaldı.She had to accept her fate.
O, sözlerini dikkatle seçmek zorunda kaldı.She had to choose her words carefully.
O cumartesileri okula gitmek zorunda değil.She doesn't have to go to school on Saturday.
O, emeklilik maaşıyla yaşamak zorunda.She has to live on the pension.
O, annesine bakmak zorunda.She has to look after her mother.
Onun mücevher kutusunu elden çıkarmak zorunda kaldı.She had to part with her jewelry box.
O, kız kardeşine bakmak zorundaydı.She had to take care of her sister.
O kürk ceketini elden çıkarmak zorundaydı.She had to part with her fur coat.
Gelecek ay işini bırakmak zorunda kalabilir.She may have to quit her job next month.
O fen eğitimi yapmak zorundadır.She has to study science.
O, yemek yapmak zorunda olduğu için her sabah erken kalkar.Every morning she gets up early because she has to cook.
O, trende ayakta durmak zorundaydı.She had to stand in the train.
Sen onun evini görmek zorundasın.You've got to see her home.
Yorgunsan, çok çalışmak zorunda değilsin.You don't have to work so hard if you're tired.
Uçak rezervasyonunu teyit etmek için muhakkak havaalanına gitmek zorunda değilsin.You don't necessarily have to go to the airport to reconfirm your plane reservation.
Hanımefendilerin huzurunda şapkalarınızı çıkarmak zorundasınız.You must take off your hats in the presence of ladies.
Babası öldükten sonra, o tek başına çalışmak zorunda kaldı.After his father died, he had to study by himself.
Babamın parası kalmadı ve biraz ödünç almak zorunda kaldı.Father ran short of money and had to borrow some.
Borcu silmek zorunda kaldık.We had to write off the debt.
Odanı temizlemek zorundasın.You have to clean your room.
Zarfın üzerine bir pul koymak zorundayım.I have to put a stamp on the envelope.
Biz problemi kültürel farklılıklar ışığında düşünmek zorundayız.We have to consider the problem in the light of cultural differences.
Şikayet etme. Gitmek zorundasın.Don't complain. You have to go.
Bir asker sık sık tehlikeyle yüzleşmek zorundadır.A soldier often has to confront danger.
Askerler onların emirlerini uygulamak zorundadır.Soldiers must carry out their orders.
Tatillerde 10,000 yen fazladan ödemek zorundasın.You have to pay 10,000 yen extra on holidays.
Ben onu unutmadan önce onun adresini yazmak zorundayım.I must write down his address before I forget it.
Lütfen söylemek zorunda olduğum şeyi dikkatle dinle.Please listen carefully to what I have to say.
Arkadaşlarım sarhoş olana kadar içmişti ki onları eve götürmek zorunda kaldım.My friends were so boozed up that I had to drive them home.
İlaveten 5 dolar ödemek zorunda kaldım.I had to pay 5 dollars in addition.
Şimdi gitmek zorundayım.I have to go now.
25 Ocaktan önce kütüphane kitaplarımı geri götürmek zorundayım.I've got to take my library books back before January 25th.
İngilizce test için hazırlanmak zorundayım.I have to prepare for the test in English.
Her yıl buraya gelmek zorunda kalacağım.I'll have to come here every year.
Uyanık kalmak için biraz daha kahve içmek zorunda kalabilirim.In order to stay awake I may have to drink more coffee.
Bir giriş sınavına katılmak zorunda kalmadan okula kabul edildim.I was admitted to school without having to take an entrance examination.
Yarın sabah erken kalkmak zorunda mıyız?Do we have to get up early tomorrow morning?
Hava yarın daha da iyileşmek zorunda.The weather is bound to get better tomorrow.
Yarın sabah erken uyanmak zorundasın.You have to wake up early tomorrow morning.
Yarın on saat çalışmak zorunda kalacağım.I'll have to study ten hours tomorrow.
Yarın dişçiye gitmek zorunda kalacaksın.You will have to go to the dentist's tomorrow.
Yarın erken kalkmak zorundayız-biz pikniğe gidiyoruz.We've got to get up early tomorrow. We're going on a picnic.
Yarın gelmek zorunda kalacaksın.You'll have to come tomorrow.
Yarına kadar görevi gözden geçirmek zorundayım.I have to go through the task by tomorrow.
Biz yarına kadar parti hazırlıklarını bitirmek zorundayız.We have to finish preparations for the party by tomorrow.
Yarın ona gerçeği söylemek zorunda kalacağım.I'll have to tell her the truth tomorrow.
Görüşmelerde dürüst ve samimi olmak zorundasın.You have to be up-front and candid at interviews.
Çok çalışmak zorunda olmaman iyi.It is good that you do not have to study so hard.
Ben bir ağacın altına sığınmak zorunda kaldım.I had to take shelter under a tree.
Bir oyuncu sözleri ezberlemek zorundadır.A player has to memorize words.
Ben çıkmak zorundayım, bir arkadaş ile bir randevum var.I have to go off because I have an appointment with a friend.
Arkadaşımın gelmesini çok uzun süre beklemek zorunda kaldığımda huzursuz hissediyorum.I feel restless when I have to wait too long for my friend to show up.
Kitabı almak zorunda olduğum tüm parayı harcadım.I spent all the money I had to buy the book.
Gelecek hafta her gün fazla çalışmak zorunda kalacağım.I'll have to work overtime every day next week.
Gelecek yıl daha çok çalışmak zorunda kalacaksın.You'll have to study harder next year.
Ciddi olarak işe koyulmak zorundasınız.You've got to get down to your work.
Fırtına yüzünden evde kalmak zorundaydık.Because of the storm, we were obliged to stay at home.
Turistler şafaktan önce şehri terk etmek zorunda kaldı.The tourists had to leave the town before dawn.
Tren olmadığı için, tüm yolu yürümek zorunda kaldık.There being no train, we had to walk all the way.
Tren geç vardığı için onlar programını değiştirmek zorunda kaldılar.They had to change their schedule because the train arrived late.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod
zorunda ile cümle - Sayfa 14 - zorunda kelimesiyle örnek cümleler | KKTC App