Ana içeriğe geç
Sözlük

zorun ile cümle

zorun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Kitabım odadaki bir yerde olmak zorunda.My book has to be somewhere in the room.
Transistörlü radyomun pilini değiştirmek zorundayım.I have to change the battery of my transistor radio.
Eğer doğruyu söylersen her şeyi hatırlamak zorunda değilsin.If you tell the truth, you don't have to remember anything.
Yazmak kolaydır. Yapmak zorunda olduğun tek şey yanlış kelimeleri silmektir.Writing is easy. All you have to do is cross out the wrong words.
Yarın oldukça erken kalkmak zorundayım.I have to get up quite early tomorrow.
Lütfen söylemek zorunda olduğum şeyi dinle.Please listen to what I have to say.
Bilgisayarımı almak için yüz dolar ödemek zorunda kaldım.To buy my computer, I had to pay €100.
Yarın bu kitabı satın almayı unutmamak zorundayım.I have to remember to buy this book tomorrow.
Siz sadece birbirimize güvenmek zorundasınız.You just have to trust each other.
Derste "C" nin üstünde almak zorundasın.You have to get above a "C" in the class.
Onlar yarın sabah 5.00'e kadar uyanık olmak zorunda.They have to be awake by 5:00 a.m. tomorrow.
Trenin arkasında oturmak zorunda kalacağız.We'll have to sit at the back of the train.
Bütün oy pusulalarını saymak zorundayız.We have to count all of the ballots.
O, işini kaybettiği için eğitimini ertelemek zorunda kalacak.She'll have to delay her education because she lost her job.
Gelecek yıl için bütçemizi ikiye katlamak zorunda kalacağız.We'll have to double our budget for next year.
Tom bir acil durum çağrısı aldı ve işi terk etmek zorunda kaldı.Tom got an emergency call and had to leave work.
Tom iki gün içerisinde apartmanını boşaltmak zorundaydı.Tom had to empty his apartment in two days.
Başarılı olmak için iyi bir plan yapmak zorundasın.To be successful, you have to establish a good plan.
Şirketin para kaybettiği gerçeği ile yüzleşmek zorundayız.We have to face the fact that the company is losing money.
Şehirde bir daire bulmak zorundalar.They need to find an apartment in the city.
Tom arabasını yanlış yere park ettiği için ceza ödemek zorunda kaldı.Tom had to pay a fine because he parked in the wrong place.
Sarhoş sürücü geceyi nezarethanede geçirmek zorunda kaldı.The drunk driver had to spend the night in jail.
Onun niçin gitmek zorunda olduğunu bilmiyoruz.We don't know why he had to leave.
Tom binadan ayrılmak zorunda kalacak.Tom will have to leave the building.
Bilgisayarımdan birçok dosyayı silmek zorundayım.I have to delete many files from my computer.
Hemşire "Daha iyi olmak için tüm bu ilaçları almak zorundasın" dedi."You have to take all this medicine to get better," said the nurse.
Geç saatlere kadar çalışmak zorunda olduğum için randevumu erteledim.I postponed my date because I had to work late.
Erkek ya da kız kardeşlerinle bir yatak odasını paylaşmak zorunda kaldın mı?Did you have to share a bedroom with your brothers or sisters?
Sözleşme, bizim ne kadar ödemek zorunda olduğumuzu gösterir.The contract states how much we have to pay.
Bütün Amerikalılar vergilerini ödemek zorundadır.All Americans have to pay their taxes.
Bunu kimin söylediğini bilmek için bir dahi olmak zorunda değilsin.You don't have to be a genius to know who said that.
Sen gerçeklerle yüzleşmek zorundasın.You have to face the facts.
Odun kırmak için baltaları almak zorundaydım.I had to get the axes to chop the wood.
Kayıp zamanı yakalamak zorundayız.I have to catch up the lost time.
Sana birkaç soru sormak ve kan örneği almak zorundayım.I must ask you a few questions and take a blood sample.
Bir gazete almak için gazete bayine gitmek zorundayım.I have to go out to the newsstand to get a newspaper.
Yapmak zorunda olduğun şeyi yaptın.You did what you had to do.
Eğer bir yeri gerçekten bilmek istiyorsan sık gidilen yere gitmek zorundasın.If you really want to get to know a place you have to go off the beaten track.
Onlar peşin ödemek zorunda.They have to pay in advance.
Üzgünüm ama spor salonuna gitmek zorundayım.I'm sorry, but I have to go to the gym.
Uranyum, nükleer silahlarda kullanılmadan önce zenginleştirilmiş olmak zorunda.Uranium has to be enriched before it can be used in nuclear weapons.
Otobüse binmek zorunda mıyız?Do we have to take the bus?
İngilizce çalışmak zorundaydım.I had to study English.
Beklemek ve görmek zorunda kalacaksınız.You will have to wait and see.
Beklemek ve görmek zorunda kalacaksın.You'll have to wait and see.
Sözünü tutmak zorundasın.You have to keep your promise.
Dairemi temizlemek zorundayım.I have to clean up my apartment.
Biz kimlik belgelerimizi güvenlik masasına göstermek zorunda kaldık.We had to show our papers at the security desk.
İnanmak için görmek zorundasın.You have to see it to believe it.
Ona bir şey söylemek zorundayım.I have to tell him something.
Lütfen beni bağışlayın, gitmek zorundayım.Please excuse me, I have to leave.
Onu benden istemek zorundasın.You have to ask me for it.
Denizaltı yüzeye doğru ince bir buz tabakasını yarıp geçmek zorunda kaldı.The submarine had to break through a thin sheet of ice to surface.
Poposu yanan kişi kabarcıkların üstünde oturmak zorundadır.The one whose butt got burned has to sit on the blisters.
Düşünmek için zamanım yoktu. Kanaate dayalı karar almak zorundaydım.I didn't have time to think. I had to make a judgment call.
Londra'da uçakları değiştirmek zorunda mıyım?Do I have to change planes in London?
Okul zorunlu olmasa, oraya gitmekten vazgeçerim.If school wasn't obligatory, I would stop going there.
Elbette ödemek zorundasın! Ne düşündün?Of course you have to pay! What did you think?
Okumak zorunda kalsam, her gün evde kalırım.If I had to study, I would stay at home every day.
Gelecek hafta İngilizcede bütünleme sınavına girmek zorundayım.I have to take a make up test in English next week.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod