İnsan ailesini korumak zorundadır.One has to protect his family.
Çok çalışmak zorunda kalacaksın.You will have to work a lot.
Çok ders çalışmak zorunda kalacaksın.You will have to study a lot.
Ağrı devam ederse, doktora gitmek zorundasın.If the pain continues you have to go to the doctor.
Anlıyor musun? Sen bir yabancı dil öğrenmek zorundasın.Get it? You've got to study a foreign language.
Sivrisinekler içeri girmesin diye pencereleri kapatmak zorunda kaldık.We had to close the windows so that the mosquitoes wouldn't come in.
Polisi aramak zorundayız.We must phone the police.
Bir şey yapmak zorunda kalacağız.We will have to do something.
Birkaç dakika beklemek zorunda kalacağız.We'll have to wait a few minutes.
Tom bugün evde kalmak zorunda mı?Does Tom have to stay home today?
Yasalara uymak zorundasın.You have to abide by the laws.
İyiyi ve kötüyü birarada kabul etmek zorundasın.You have to take the good with the bad.
Öğle yemeği yapmak zorundayım.I've got to make lunch.
Sonuna kadar beklemek zorunda değilsin.You don't have to wait until the end.
Biz yağmur nedeniyle toplantıyı ertelemek zorunda kaldık.We had to postpone the gathering because of rain.
Bütün gün yatakta kalmak zorundayım.I have to stay in bed all day.
Anneme yardım etmek zorundayım.I have to help my mother.
O hikayeyi duymak zorundayım.I have yet to hear that story.
Hükümet, dış politikasında değişiklikler yapmak zorunda kaldı.The government was obliged to make changes in its foreign policy.
O, çalışmak zorunda değildir.He doesn't need to work.
Geç oldu, gitmek zorundayım.It's late. I have to go.
Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.Before going to work in Paris, I have to brush up on my French.
Dünden daha fazlasını yapmak zorundayız.We must do more than yesterday.
Sadece talimatlara uymak zorundasın.You only have to follow the instructions.
Sana kaç kez söylemek zorundayım?How many times do I have to tell you?
İstemiyorsan oraya gitmek zorunda değilsin.You don't have to go there if you don't want to.
Gömlek çok kirli. Sen okula gitmeden önce, o yıkanmak zorunda.The shirt is very dirty. Before you go to school, it has to be washed.
Eğer doğru hatırlıyorsam, sanırım bir sonraki köşede sola dönmek zorundayız.If I remember correctly, I think we have to turn left at the next corner.
O ne zaman yurt dışına gitmek zorunda kalacak?When will she have to go abroad?
Ne yapmak zorundayım?What do I have to do?
Eğer o böyle içmeye devam ederse eve bir taksi çağırmak zorunda kalacak.If he keeps drinking like that, he'll have to take a taxi home.
Kitap raflarımı tekrar cilalamak zorunda kalacağım gibi görünüyor.It looks like I'm going to have to varnish my bookshelves again.
Onun teklifini reddetmek zorunda kaldım.I had to refuse her offer.
O saati onarmak zorunda.He has to fix the clock.
O, saati onarmak zorundadır.He has to repair the clock.
Kısmi zamanlı iş bulmak zorundayım.I have to find a part-time job.
İkinizin biri oraya gitmek zorunda.Either one of you has to go there.
Mutlaka gitmek zorunda değilsin.You don't necessarily have to go.
Son treni yakalamak için istasyona acele gitmek zorundayım.I have to hurry to the station to catch the last train.
Sonunda o antik radyo için 500 dolardan fazla ödemek zorunda kaldım.In the end, I had to fork over $500 for that antique radio.
İngilizce yanıt vermek zorunda mıyım?Do I have to answer in English?
Biz bu durumdan başka bir çıkış yolu aramak zorundayız.We're forced to look for another way out of this situation.
Bir duş almak zorundayım.I have to take a shower.
Tom bugün okula gitmek zorunda değil.Tom doesn't have to go to school today.
Otobüs duraklarında yükseltilmiş bordürler zorunlu olmalıdır.Raised kerbs at bus stops should be mandatory.
Çiçekleri sulamak zorundayız.We have to water the flowers.
Bunu senin için hecelemek zorunda mıyım?Do I have to spell this out for you?
O, bir gün yaptığının hesabını vermek zorunda kalacak.Someday she'll have to pay for what she's done.
Herkes kelimeleri ezbere öğrenmek zorunda.Everyone has to learn the words by heart.
Yaşadığımız sürece çalışmak zorundayız.As long as we live, we have to work.
Pazar günü bir sınava girmek zorunda olduğuma inanamıyorum!I can't believe I have to sit an exam on Sunday!
Planı terk etmek zorundayız.We have to abandon the plan.
Kanser hastaları sıklıkla bulantı nöbetlerini azaltmakla uğraşmak zorundadır.Cancer patients often have to deal with debilitating bouts of nausea.
Onlar sıfırdan başlamak zorunda kaldı.They had to start from scratch.
Boksörler bir maçtan önce tartılmak zorundalar.Boxers have to weigh in before a fight.
Hadi, bunu ona tekrar açıklamak zorundasın.Come on, you have to explain it again to him.
Biz onu yurt dışından satın almak zorundayız.We have to buy it from abroad.
Çok geç olmadan önce onu hastaneye götürmek zorundayız.We have to get him to the hospital before it's too late.
Ne zaman arabayı geri vermek zorundayım?When do I have to return the car?
Ne zaman arabayı iade etmek zorundayım.When do I have to return the car?