Ana içeriğe geç
Sözlük

zorun ile cümle

zorun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Yarın erken kalkmak zorundayız-biz pikniğe gidiyoruz.We've got to get up early tomorrow. We're going on a picnic.
Yarın gelmek zorunda kalacaksın.You'll have to come tomorrow.
Yarına kadar görevi gözden geçirmek zorundayım.I have to go through the task by tomorrow.
Biz yarına kadar parti hazırlıklarını bitirmek zorundayız.We have to finish preparations for the party by tomorrow.
Yarın ona gerçeği söylemek zorunda kalacağım.I'll have to tell her the truth tomorrow.
Görüşmelerde dürüst ve samimi olmak zorundasın.You have to be up-front and candid at interviews.
Çok çalışmak zorunda olmaman iyi.It is good that you do not have to study so hard.
Ben bir ağacın altına sığınmak zorunda kaldım.I had to take shelter under a tree.
Bir oyuncu sözleri ezberlemek zorundadır.A player has to memorize words.
Ben çıkmak zorundayım, bir arkadaş ile bir randevum var.I have to go off because I have an appointment with a friend.
Arkadaşımın gelmesini çok uzun süre beklemek zorunda kaldığımda huzursuz hissediyorum.I feel restless when I have to wait too long for my friend to show up.
Kitabı almak zorunda olduğum tüm parayı harcadım.I spent all the money I had to buy the book.
Gelecek hafta her gün fazla çalışmak zorunda kalacağım.I'll have to work overtime every day next week.
Gelecek yıl daha çok çalışmak zorunda kalacaksın.You'll have to study harder next year.
Ciddi olarak işe koyulmak zorundasınız.You've got to get down to your work.
Fırtına yüzünden evde kalmak zorundaydık.Because of the storm, we were obliged to stay at home.
Turistler şafaktan önce şehri terk etmek zorunda kaldı.The tourists had to leave the town before dawn.
Yemek kursu okullarda zorunlu olmalı.A cooking course should be mandatory in schools.
Tren olmadığı için, tüm yolu yürümek zorunda kaldık.There being no train, we had to walk all the way.
Tren geç vardığı için onlar programını değiştirmek zorunda kaldılar.They had to change their schedule because the train arrived late.
Tren öylesine kalabalıktı ki Ueno'ya kadar bütün yol boyunca ayakta durmak zorundaydım.The train was so crowded that I had to stand all the way to Ueno.
Tren zamanında ulaştı böylece biz beklemek zorunda olmadık.The train arrived on time, so we didn't have to wait at all.
Aşk kızamık gibidir, hepimiz onu çekmek zorundayız.Love is like the measles; we all have to go through it.
Biz ayrıca ayrı sigara içme bölümü yapmak zorunda kalacağız.We'll also have to create a separate smoking section, won't we?
Gazete bayiinde sormak zorunda kalacaksın.You'll have to ask at the newsstand.
Pyongyang ve Washington arasında bir tür uzlaşmaya varılması zorunludur.It is essential that some kind of compromise be reached between Pyongyang and Washington.
Ben müdavim olmak istiyorsam, geriye kalanın iki katı kadar çok çalışmak zorundayım.If I'm to become a regular, I have to work twice as hard as the rest.
Yine de... bana tokat atmak zorunda değildi!Even so ... she didn't have to slap me!
Bir şirkete girer girmez istesen de istemesen de şirket için çalışmak zorundasın.Once you enter a company, you have to work for the company, whether you want to or not.
Bu ücretsiz, bunun için ödeme yapmak zorunda değilsiniz.You don't have to pay for it, that's for free.
Seni terk etmek zorundayım.I have to leave you.
Ne yiyip içtiğine özel dikkat göstermek zorundasın.You have to pay special attention to what you eat and drink.
Onun maaşı düşük bu yüzden değişik işler yapmak zorunda.His salary is low so he has to do odd jobs.
Tanrı olmasa onu icat etmek zorunda kalırız.If God did not exist, we'd have to invent him.
Ben onun emirlerine uymak zorundayım.I have to obey his orders.
Onun teklifini geri çevirmek zorunda kaldım.I had to decline his offer.
Sırada beklemek zorundasın.You have to wait in line.
İngilizce sınavı için hazırlanmak zorundayım.I have to prepare for the English test.
Biz yabani otları çekmek zorundayız.We have to pull the weeds.
Büyük bir savaşçı güç yayar. O ölümüne savaşmak zorunda değildir.A great warrior radiates strength. He doesn't have to fight to the death.
Yakında saçımı kestirmeye gitmek zorundayım.Soon I have to go get a haircut.
Her kişi için farklı bir yemek yapmak zorunda değilsin.You don't have to make a different dish for every person.
Gelecek yıl giriş sınavlarına girmek zorundayım.I have to take the entrance exams next year.
Madem ki kayıtlıyım şimdi ne yapmak zorundayım?What do I have to do now that I'm registered?
O kadar erken gelmek zorunda değildin.You didn't have to come so early.
O kadar erken boşalmak zorunda değildin.You didn't have to cum so early.
Sen bu kadar erken çıkmak zorunda değildin.You didn't have to get off so early.
Hastalık nedeniyle, sigarayı bırakmak zorunda kaldı.Due to illness, he had to give up smoking.
Ben onu tekrar yapmak zorunda mıyım?Do I have to do it over again?
Affedersiniz, Barcelona'ya gitmek zorundayım. Bugün bir uçuş var mı?Excuse me, I have to get to Barcelona. Are there any flights today?
Söylemek zorundayım ki, balayımı geçirmek için Gandrange'dan daha iyi bir yer yoktur.I have to say that there's no better place to spend my honeymoon than Gandrange!
Onu yemek zorunda değilsin.It's OK not to eat it.
Onu yemek zorunda değilsiniz.You don't have to eat it.
Yemek zorunda değilsiniz.You don't have to eat.
Ben formu imzalamak zorunda kaldım.I was forced to sign the form.
Onun hakkında düşünmek zorundayım.I have to think about it.
Ben treni yakalamak için gerçekten koşmak zorunda kaldım.I really had to run for it to catch the train.
Onu boyamak zorundayım.I have to paint it.
Omlet yapmak için bir yumurta kırmak zorundasın.You have to break an egg to make an omelet.
Japonca öğrenmek zorundayım.I have to learn Japanese.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod