O, asla kendi geçimini yapmak zorunda kalmadı.He's never had to earn his own living.
O bugün okula gitmek zorunda değil.He doesn't have to go to school today.
O, iş için Tokyo'ya gitmek zorunda.He is to go to Tokyo on business.
Ben gitmek zorundaydım.He forced me to go.
Köpeğine kendisi bakmak zorundaydı.He had to take care of his dog himself.
O, kendisi için düşünmek zorunda kaldı.He had to think for himself.
O mallarının fiyatını düşürmek zorunda kaldı.He had to reduce the price of his wares.
O borç batağına saplanmıştı ve evini elden çıkarmak zorunda kaldı.He was deep in debt, and had to part with his house.
Başbakan olarak istifa etmek zorunda kaldı.He was forced to resign as prime minister.
O, bir silah olmadan yapmak zorunda kalacak.He'll have to do without a gun.
Belgeyi imzalamak zorunda kaldı.He was forced to sign the document.
O,sadece yardım istemek zorunda.He has only to ask for help.
O yatakta kalmak zorunda kaldı.He had to stay in bed.
O, bacağını kırdığında üç ay koltuk değnekleri kullanmak zorunda kaldı.When he broke his leg, he had to use crutches for 3 months.
O, büyük ailesini beslemek zorundaydı.He had to feed his large family.
Gece gündüz çok çalışmak zorundaydı.He had to work hard day and night.
O tüm mesajı hafızaya almak zorunda kaldı.He had to commit the whole message to memory.
O hareket edemiyordu ve yardım çağırmak zorunda kaldı.He couldn't move and had to call for help.
O, Pazar bile çalışmak zorundaydı.He had to work even on Sunday.
O çok çalışmak zorunda.He has to study hard.
O evlendiği için, o sekreterinden ayrılmak zorunda kaldı.He had to part with his secretary because she got married.
O onların kararına kendini teslim etmek zorunda kaldı.He had to submit himself to their decision.
O, o evlendiğinde sekreterinden ayrılmak zorunda kaldı.He had to part with his secretary when she got married.
O, babasının işini başarmak zorundadır.He must succeed to his father's business.
O, odasını temizlemek zorunda kaldı.He had to clean his room.
Annesine ve kız kardeşine bakmak zorunda.He has to support his mother and his sister.
O, her gün kan basıncı ölçtürmek zorundadır.He has to have his blood pressure taken every day.
O, fazla mesai yapmak zorunda kaldı.He was forced to work overtime.
Yarın oraya gitmek zorunda.He must go there tomorrow.
Yarın erken kalkmak zorunda kalacak.He will have to get up early tomorrow.
O yarın mutfakta annesine yardım etmek zorunda olacak.He will have to help his mother in the kitchen tomorrow.
Beyzbol oyunu ile ilgili açıklama yapmak zorunda kaldı.He had to write an account of the baseball game.
İki fen dersi almak zorunda.He has to take two science classes.
O, yurtdışında eğitim almak için part-time çalışmak zorunda kaldı.He was forced to work part-time to study abroad.
O, sonunda istifa etmek zorunda bırakıldı.He was finally forced to resign.
Ben onlara yardım etmek zorunda kalacağım.I will have to help them.
Onlar, altı fit yüksekliğinde bir duvara tırmanmak zorunda kaldı.They had to climb a wall six feet high.
Arabayı sırayla itmek zorunda kaldılar.They had to take turns pushing the car.
Artık kıt kanaat geçinmek zorunda olmayacakları zamanı dört gözle bekliyorlardı.They looked forward to a time when they would no longer have to live from hand to mouth.
Onlardan her biri gördüğü hakkında bir rapor yazmak zorunda.Each of them has to write a report about what he saw.
Onun küçük geliriyle yaşamak zorundalar.They have to live on his small income.
Bütün gün evde kalmak zorundaydılar.They had to stay at home all day.
Onlar bütün yıl boyunca çalışmak zorundaydılar.They had to work all year round.
Kitabı defalarca okumak zorunda kaldılar.They had to read the book many times.
Okulumuz hakkında konuşmak zorunda değillerdi.They didn't have to speak about our school.
Onlar bugün okula gitmek zorunda değiller.They don't have to go to school today.
Onlar arabalarını tamir etmek zorundalar.They have to repair their car.
Onlar matematik sınavı için çok çalışmak zorundalar.They have to study hard for the math test.
Onlar maliyeti hesaplamak zorunda.They have to figure out the cost.
Giderlerini kısmak zorunda kalacaklar.They will have to cut down their expenses.
Fakir oldukları için çok çalışmak zorundaydılar.Being poor, they had to work hard.
Sahip oldukları parayı kullanmak zorunda kaldılar.They had had to use what money they had.
O bayıldı ve düşmesini önlemek için onu tutmak zorundaydım.She fainted, and I had to hold her to keep her from falling.
O çıkmadan önce onunla bağlantı kurmak zorundaydık.We had to get in touch with her before she went out.
Onun düşmesini engellemek için onu tutmak zorunda kaldım.I had to grab her to keep her from falling.
Onun öyle kötü sağlık içinde olmak zorunda olması üzücü bir durum.It is a pity that she should be in such poor health.
Onun oğlu bir ana kuzusu. O her zaman onunla olmak zorunda.Her son is a mama's boy. He has to be with her all the time.
Onun güzelliğini takdir etmek için sadece ona bakmak zorundasın.To appreciate her beauty, you have only to look at her.
O, her zaman emirler veren biri olmak zorunda.She always has to be the one giving orders.
O buraya gelmek zorunda.She is bound to come here.