Seçilmek istiyorsan kamusal imajını geliştirmek zorunda kalacaksın.If you want to get elected, you're going to have to improve your public image.
Şimdilik, bu odayı arkadaşım ile paylaşmak zorundayım.For the time being, I must share this room with my friend.
Bir süre için eskisiyle yetinmek zorunda kalacağız.We'll have to make do with the old one for a while.
Caddenin karşısındaki dükkanı denemek zorunda kalacaksın.You'll have to try the store across the street.
Ateşe ateşle karşılık vermek zorundayız.We've got to fight fire with fire!
İkisi arasında seçim yapmak zorunda kaldım.I had to choose between the two.
Japonya'da ilk ve orta okula katılmak zorunludur.In Japan, attendance at elementary and junior high school is compulsory.
Japonya, ekonomisini yeniden inşa etmek zorunda.Japan has to reconstruct its economy.
Japonya ham maddelerinin çoğunu ithal etmek zorunda.Japan has to import most of its raw materials.
Pazar günleri çalışmak zorunda değilsin.You don't have to work on Sundays.
Pazar gününe kadar bitirmen zorunlu.It is imperative for you to finish by Sunday.
Hastanede kalmak zorunda değilsin.You don't have to stay in the hospital.
Hastanede kalmak zorunda mıyım?Do I have to stay in the hospital?
Hastaneye yatırılmak zorunda mıyım?Do I have to be hospitalized?
Tedavi için hastanede kalmak zorundasın.You should stay in the hospital for treatment.
Ben de yemek zorundayım.I have to eat, too.
Ben alışverişe gitmek zorundayım.I have to go shopping.
O almak zorunda olduğu başka bir şey olmadığı için mağazadan ayrıldı.She left the store because she didn't have anything else that she had to buy.
Saçımı taramak zorundayım.I have to comb my hair.
Saçımı yaptırmak zorundayım.I've got to fix my hair.
Böyle bir şeyi yapmak zorunda olması garip.It is strange that he should have done such a thing.
Ondan ayrılmak zorunda olduğu gün sonunda geldi.The day came at last when he had to part from her.
Onu gördüğünde özür dilemek zorundasın.You will have to apologize when you see him.
Sadece onun yardımını istemek zorundasın.You have only to ask for his help.
Onun yardımı bizim için zorunludur.His help is indispensable to us.
Ailesi onun küçük geliriyle yaşamak zorunda.His family has to live on his small income.
İki çocuğu şöyle dursun, karısı şimdi onun büyük babasına bakmak zorundaydı.His wife now had to take care of his grandfather, not to mention their two children.
Karısı zorunluluktan dolayı işe başlamıştır.His wife has started to work out of necessity.
Onun mektubunu yanıtlamak zorundayım.I have to answer his letter.
Onun hakaretini yutmak zorunda kaldım.I had to swallow his insult.
O, evinden ayrılmak zorunda kaldı.He had to part with his house.
O maçı kazanmaya zorunlu.He is bound to win the match.
O giriş sınavını geçmek zorunda.He is bound to pass the entrance examination.
O, bunu yapmak zorunda değildir.He does not have to do this.
O derhal kalkmak zorunda.He has to get up immediately.
Oraya gitmek zorunda kalacak.He will have to go there.
O, planı gerçekleştirmek için bütün deneyimine başvurmak zorunda kaldı.He had to call on all his experience to carry out the plan.
Öğleye kadar işi bitirmek zorunda olduğunu söyledi.He said that he must finish the work by noon.
O, arabayı yıkamak zorunda değil.He doesn't have to wash the car.
O, köyü terk etmek zorunda kaldı.He had to leave the village.
O çantayı taşımak zorunda kaldı.He had to carry the bag.
O, onu zamanında bitirmek için elinden geldiği kadar çok çalışmak zorundaydı.He had to work as hard as he could to finish it in time.
Partide bir konuşma yapmak zorunda.He has to make a speech at the party.
Kötü bir soğuk algınlığı olmasına rağmen çalışmak zorunda kaldı.Though he had a bad cold, he had to work.
Bir yabancı ile otel odasını paylaşmak zorunda kaldı.He had to share the hotel room with a stranger.
O kötü hava nedeniyle geri dönmek zorunda kaldı.He was forced to go back because of the bad weather.
O İngilizce konuşmak zorunda.He has to speak English.
İstasyona gitmek zorunda kalacak.He will have to go to the station.
Konuşmasının bir bölümünü unuttu ve bir süre doğaçlama yapmak zorunda kaldı.He forgot part of his speech and had to ad-lib for a while.
O günlerce yiyeceksiz idare etmek zorunda kaldı.He had to go without food for days.
O yıllarca sefil bir hayat sürdürmek zorunda kaldı.He had to lead a miserable life for many years.
O, evden istasyona çok fazla yük taşımak zorunda kaldı.He had to carry many loads from the house to station.
O, evine giden on milin tamamını yürümek zorunda kaldı.He had to walk all of ten miles to his home.
Ailesine yardımcı olmak için sıkı çalışmak zorunda.He has to work hard in order to support his family.
O, ailesine bakmak için çok çalışmak zorunda.He has to work hard in order to support his family.
O, okula gitmek zorunda değil.He doesn't have to go to school.
O evli bir adam olarak geleceği düşünmek zorunda.As he is a married man, he has to think of the future.
O acilen Tokyo'ya gitmek zorunda kaldı.He had to leave for Tokyo on short notice.
O sonunda çekilmek zorunda kaldı.He finally had to step down.
O, çiftliği için yüksek bir kira ödemek zorunda kaldı.He had to pay a high rent for his farm.