Wallis daima temiz giysiler giyer ve kendisini iyi yapmaya zorlardı.Гловер всегда одевался и вёл себя очень просто.
Bu etki öğreneni zorlar, ancak uzun süreçte daha iyi öğrenme sağlar.حيث أنه يتحدى المتعلم ولكنه يؤدي إلى تعلم أفضل على المدى الطويل.
6 ve 4'ü basılı tutarken önyükleme yapmak, 64-bit çekirdeği destekleyen makinelerde K64'i önyüklemeye zorlar.يعمل التثبيت أثناء الضغط باستمرار على 6 و 4 على إجبار الجهاز على تشغيل K64 على الأجهزة التي تدعم نواة 64 بت.
Rick Shane'e karşılık vermeyi reddeder ve onu silahsız bir adamı öldürmeye zorlar.Rick se recusa a se envolver em atrito com Shane, desafiando-o a matar um homem desarmado.
Wallis daima temiz giysiler giyer ve kendisini iyi yapmaya zorlardı.Wallis estava sempre imaculadamente vestida e se esforçava muito.
Aaron'ı öldürmekle tehdit edip Doktor'u Skaro'ya gelmesi için zorlar.No entanto, o mutante sobrevive, e possui Aaron, ameaçando matá-lo, a menos que a Doutora o leve para Skaro.
Bunlar kendisinden uzağa akıntıyı zorlarlar.Daarin zullen zij voor eeuwig vertoeven.
Cadı, Walter'a bir bıçak verir ve Danny'yi kurban etmeye zorlar.De heks overhandigt Walter een mes en draagt hem op Danny te doden.
Makinisti sahte bir telefon görüşmesi yapmaya zorlar.Hij maakte een simulatie van een telefoonkaart.
Carl'ı kendi işlerini yapmaya zorlar.Namawia ona Harry'ego do wzięcia udziału w jej przedsięwzięciu.
Makinisti sahte bir telefon görüşmesi yapmaya zorlar.Telefon charakteryzuje wygięty ekran telefonu.
Enfant ise onları Nafrece'ye geri dönmeye zorlar.Syn więc musi wracać do Nippur.
Onu çoğu zaman şartlar zorlar.Często przytrafiają się jej różne kłopoty.
829 yılında Egbert Mercia'yı işgal ederek kral Wiglaf'ı sürgüne gitmeye zorlar.År 829 invaderade Egbert Mercia och drev Wiglaf, kungen av Mercia, i exil.
Bu etki öğreneni zorlar, ancak uzun süreçte daha iyi öğrenme sağlar.Učí se rád, ale trvá mu déle, než pokyn pochopí správně.
Makinisti sahte bir telefon görüşmesi yapmaya zorlar.A kilátástalan helyzetből egy telefonhívás húzza ki.
İçkili olan Roberto ona sataşarak onu bir şarkı söylemeye zorlar.Λίγο μεθυσμένος, ο Ρομπέρτο της ζητά να τραγουδήσει και εκείνη συμφωνεί ήρεμα.
Onu kendiyle kılıçla düello edip çarpışmaya zorlar.Τον αναγκάζει να διαπράττει το κακό και να αιχμαλωτίσει την Χιονάτη και πάλι.
Onu çoğu zaman şartlar zorlar.Han er ofte et offer for omstændighederne.
Onu kendiyle kılıçla düello edip çarpışmaya zorlar.Han vifter med sverdet og får dem til å forsvinne.
Wallis daima temiz giysiler giyer ve kendisini iyi yapmaya zorlardı.Wallis selalu berpakaian rapi dan mendorong dirinya secara keras untuk melakukannya dengan baik.
Bu uygulama, sistemin her bir bölümünü saf bir işleve sahip olmaya zorlar.この課題は、システムのそれぞれの部分に純粋な機能 (function)を持たせることを強います。
Onu çoğu zaman şartlar zorlar.しばしば時代掛かった訓辞をする。
6 ve 4'ü basılı tutarken önyükleme yapmak, 64-bit çekirdeği destekleyen makinelerde K64'i önyüklemeye zorlar.64ビットカーネルをサポートする機種で、6と4キーを押し続けて起動するとK64で起動できる。
6 ve 4'ü basılı tutarken önyükleme yapmak, 64-bit çekirdeği destekleyen makinelerde K64'i önyüklemeye zorlar.在支持64位内核的机器启动时按下6和4按键会使机器使用K64启动。
Babasına isyan eden ve konaktan kovulan İdris, Edhem’i kandırıp ihanete zorlar.其父理雖清白,恥爲吏訊,乃虛自引咎,罪當大辟。
Carl'ı kendi işlerini yapmaya zorlar.為了自己的事業而處處討好查特。
Doğa herşeyi değiştirir ve herşeyin şeklini değiştirmeye zorlar.물질은 모든 변화의 담지자이며, 자연력은 모든 변화를 일으킨다는 것이다.
Makinisti sahte bir telefon görüşmesi yapmaya zorlar.무선전화(無線電話)는 전화선이 없는 전화기를 말한다.
Kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, kimseyi sevemeyen birisidir.그는 자기 자신을 사랑하지 않는 사람은 다른 사람도 사랑할 수 없다는 것이다.
829 yılında Egbert Mercia'yı işgal ederek kral Wiglaf'ı sürgüne gitmeye zorlar.829년 에그버트는 머시아를 직접 공격하여 위글라프 왕을 추방시켰다.
Joffrey, Eddard'ın kafasını ucu sivri bir mızrağa oturtur ve kızı Sansa'yı onu izlettirmeye zorlar.מאוחר יותר, ג'ופרי מציב את ראשו של נד על כידון ומכריח את סאנסה לצפות בו.
Cosmo'yu sürekli zorlar.Постоянно се намира до Махо.
Pencerenin kenarındaki meyveler ise hayal gücünün sınırlarını zorlar.Вградени плочи на южната стена между прозорците образуват кръст.
Osmanlı 17. piyade tümenini geri çekilmeye zorlar.Униженият от отстъплението на 71-ви полк.
Wallis daima temiz giysiler giyer ve kendisini iyi yapmaya zorlardı.Carrie radila, ako sa pekne obliekať a čo by jej pristalo.
Ama beni zorlarsan başka yolu olmayacak.Dieb sein, aber wenn du mich dazu zwingst, bleibt mir keine Wahl.
Ama beni zorlarsan başka yolu olmayacak.لكن اذا اجبرتني عندها لن يكون اي طريقة.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.Als ik correct wil spreken, dwingt het Chinees me om er constant aan te denken.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.De fapt, dacă vreau să vorbesc corect, chineza mă obligă să mă gândesc la ele în mod constant.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.E, de facto, se quiser falar corretamente, a língua chinesa força-me a pensar constantemente nisto.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.És valójában, ha helyesen akarok beszélni, a kínai nyelv arra késztet, hogy folyamatosan gondolkozzak is ezen.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.Jeśli chcę mówić poprawnie, chiński zmusza mnie do ciągłego myślenia o tym.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.Og faktisk, hvis jeg vil tale korrekt, tvinger kinesisk mig til at tænke over det konstant.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.Und wenn ich richtig sprechen will, zwingt Chinesich mich, ständig darüber nachzudenken.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.Và thực tế, nếu tôi muốn nói một cách chính xác, tiếng Trung yêu cầu tôi phải liên tục nghĩ về điều đó.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.Y de hecho, si quiero hablar correctamente, el chino me obliga a pensar en ello constantemente.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.Στην πραγματικότητα, εάν θέλω να μιλήσω ορθά, τα Κινέζικα με αναγκάζουν να τα σκέφτομαι διαρκώς.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.И если я хочу выражаться правильно, китайский язык вынуждает меня постоянно думать о ней.
Aslında doğru konuşmak istiyorsam Çince beni konuştuğumu sürekli düşünmeye zorlar.Окрім того, якщо я хочу говорити правильно, китайська ще б змусила мене постійно про це думати.
Bir anlamda, vardır; böceği sürünerek çıkmaya zorlar, başka bir yere taşıyacağı polene bulanmış bir halde.Die Insekten sind dadurch gezwungen herauszukrabbeln und werden dadurch von Pollen bedeckt.
Bir anlamda, vardır; böceği sürünerek çıkmaya zorlar, başka bir yere taşıyacağı polene bulanmış bir halde.És voltaképpen van is; rákényszeríti a rovart, hogy kimásszon, közben beborítja a virágpor, amit magával visz.
Bir anlamda, vardır; böceği sürünerek çıkmaya zorlar, başka bir yere taşıyacağı polene bulanmış bir halde.한편으로는 그렇다고 할 수 있어요. 곤충들이 기어나가게끔 하고는 그 탓에 잔뜩 화분을 묻히고 다른 곳으로 가게 만들죠
Bir anlamda, vardır; böceği sürünerek çıkmaya zorlar, başka bir yere taşıyacağı polene bulanmış bir halde.שאולי נראה כאילו יש לו מלתעות. ובצורה מסויימת, יש לו; הוא מכריח את החרקים לזחול החוצה,
Bir anlamda, vardır; böceği sürünerek çıkmaya zorlar, başka bir yere taşıyacağı polene bulanmış bir halde.花粉に包まれて別の場所に行くことになります ランには
Bir başka deyişle, öğrencileri başlarını açmaya zorlarlardı.Anders gesagt, sie würden Studentinnen zwingen ihre Köpfe zu enthüllen.
Bir başka deyişle, öğrencileri başlarını açmaya zorlarlardı.Cu alte cuvinte, obligau studenții să își descopere capul.
Bir başka deyişle, öğrencileri başlarını açmaya zorlarlardı.Dengan kata lain, mereka akan memaksa pelajar untuk membuka jilbab mereka.
Bir başka deyişle, öğrencileri başlarını açmaya zorlarlardı.En d'autres termes, ils forcaient les étudiantes à se découvrir la tête.
Bir başka deyişle, öğrencileri başlarını açmaya zorlarlardı.En otras palabras, forzaban a las estudiantes a descubrirse las cabezas.