Gerçek bir zevkle kitabını okudum.I read your new book with real delight.
Senin renk zevkinden hoşlanmıyorum.I don't like your taste in color.
Seni görmek her zaman büyük bir zevktir.To see you is always a great pleasure.
Sizinle olmak büyük bir zevk.It is a great pleasure being with you.
Zevkle yaparım.I'll do it with pleasure.
Kısa zevk, uzun tövbe.Short pleasure, long repentance.
Tehlikeler bir maceraya zevk verir.Dangers give relish to an adventure.
O zevk bize ait.It's our pleasure.
Acının kaynağı zevktir.Pleasure is the source of pain.
Okyanusta yüzmek benim en büyük zevkimdir.To swim in the ocean is my greatest pleasure.
Bazı insanlar sadece zevklerinin peşine düşerler.Some people pursue only pleasure.
Sohbetin hayattaki en büyük zevklerinden biri olduğunu biliyor musun?Do you know that conversation is one of the greatest pleasures in life?
Avrupa'daki seyahatlerimizden zevk aldık.We enjoyed our travels in Europe.
Aileleri ile vakit geçirmek için vakitleri var veya hobilerinden zevk alıyorlar.They have time to spend with their families or to enjoy their hobbies.
Birkaç şey bize müzik kadar çok zevk verir.Few things give us as much pleasure as music.
Müzik bize çok zevk verir.Music affords us much pleasure.
İyi bir müzik zevkin var.You have good taste in music.
Müzikte zevkler kişiden kişiye değişir.Tastes in music vary from person to person.
Müzik ve sanat, yaşam zevkine çok büyük ölçüde katkıda bulunabilirler.Music and art can greatly contribute to the enjoyment of life.
Yağmura rağmen tatilimizden zevk aldık.In spite of the rain, we enjoyed our holiday.
Sevmekte sevilmekten daha fazla zevk vardır.There is more pleasure in loving than in being loved.
Modern caz benim zevkime göre değil.Modern jazz is not to my taste.
Bazı insanlar korku filmlerini izlemekten zevk alırlar.Some people derive pleasure from watching horror movies.
Ben salonun soğuk olması dışında konserden zevk aldım.I enjoyed the concert except that the hall was cold.
Banyo yeterince sıcak değildi ve ben zevk alamadım.The bath was not hot enough and I was unable to enjoy it.
Erkek kardeşim üniversitede zevk alıyor gibi görünüyor.My brother seems to enjoy himself at college.
Alabiliyorken hayattan zevk alın.Enjoy your life while you are able to.
Zevkler ve renkler tartışılmaz.There is no accounting for tastes.
Öğretmen mezunlardan bazıları ile konuşmaktan zevk aldı.The teacher enjoyed talking with some of the graduates.
Bu iş ona biraz zevk verdi.That job gave him little gratification.
Daha sonra hayattan yeniden zevk almaya başladı ve gitgide iyileşti.After that he began to enjoy life again and gradually recovered.
Konserden zevk aldın mı?How did you enjoy the concert?
Bu zevkinize uymayabilir.This may not suit your taste.
Bu dizayn benim zevkime uymaz.This design doesn't suit my taste.
İş için mi yoksa zevk için mi buradasın?Are you here on business or for pleasure?
Dün tv izlemekten zevk aldım.I enjoyed watching TV yesterday.
Eğer istiyorsan sana zevkle yardım ederim.I'll help you with pleasure if you want me to.
Seninle çalışmak her zaman bir zevkti.It has always been a pleasure to work with you.
Bazı insanlar para için , diğerleri zevk için kitap yazarlar.Some people write books for money, others for pleasure.
Sizinle tanışmak bir zevkti.It was a pleasure to meet you.
O zevklidir.He is delightful.
Sen giysilerde iyi bir zevke sahipsin.You have good taste in clothes.
Sizinle tanışmak bir zevkti, Bay Tamori.It was a pleasure meeting you, Mr Tamori.
Sizi misafirimiz olarak ağırlamaktan zevk aldık.We enjoyed having you as our guest.
Seninle konuşmaktan zevk aldım.I enjoyed talking with you.
"Yardımın için teşekkürler." "O zevk bana ait.""Thank you for your help." "It's my pleasure."
Sanat öğrenimi yapmak iyi bir zevk gerektirir.It requires a good taste to study art.
O, göz zevkini bozar.It's an eyesore.
Yalnız hasta dikiş dikmekten zevk alıyor.The lonely patient derives pleasure from sewing.
O zevk bana ait.The pleasure is mine.
Platoda yürüyüş yapmak zevklidir.It's pleasant to take a walk on the plateau.
Bu öğleden sonra yaptığımız konuşmadan zevk aldım.I enjoyed the conversation we had this afternoon.
Bu akşam seninle konuşmaktan büyük zevk aldım.I enjoyed talking with you this evening very much.
Bir dağ zirvesinden güneş'in doğuşunu izlemek bir zevk.To see the sunrise from a mountaintop is a delight.
İşi zevkle karıştırma.Don't mix business with pleasure.
İşi zevkle birleştirmek zordur.It is hard to combine business with pleasure.
İşinden zevk alan bazı insanlar var, aslında onlar çalışmayı seviyor.There are some people who enjoy work - in fact, they love to work.
Çocukları oynarken izlemekten zevk alırım.I enjoy watching children play.
Nehirde yüzmekten zevk aldık.We enjoyed swimming in the river.
Onun hikayesinden oldukça zevk aldık.We were greatly amused by her story.