Umulmayan saldırı zamanlaması Ruslar'ın şehrin zayıflığı ile ilgili bilgiye sahip olduğunu sezdirdi.Велика точність попадання свідчила про те, що росіяни мають добру інформацію про фортецю.
Çocukluğu ve gençliğinde zayıf bir beden yapısı vardı.З дитинства мав слабке здоров'я і в молодості осліп.
Yeni doğan bebekler de daha güçsüz ve zayıf doğmaya başlamıştır.Саме тому новонароджені діти вважались особливо вразливими.
Artık zayıflamış olan imparatorluğun son varisi Romulus Augustus henüz on iki yaşındadır.Так Ромул Август став наймолодшим імператором — йому було тоді всього 12 років.
(Nispeten zayıf gelgit gerilmeler hariç).Каганюк Дмитро (нар.
Kelbiler devamlı (ama bazen çok zayıf bir şekilde) Fatımilere bağlı tabi bir hükümdarlık oldular.Вони часто зверталися за порадами до ворожок; більше того — народ охопив страх перед відьмами.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Купання може мати місце скрізь, де є вода.
Ama ateş gücü bakımından daha zayıf kaldığı görülmektedir.Однак вона набагато слабша за карту Вогню.
"Dışarıda kalan, hem güçlü hem de zayıftır.За другою — на сильні та слабкі.
Bu sebepten Uşak Cephesi zayıflamıştı.Становище робітників помітно погіршилось.
Diğer alkenler gibi zayıf ama hoş olmayan kokusu ile renksiz haldedir.Як і багато інших алкенів він є безбарвним зі слабким, проте неприємним, запахом.
Obez olanlarda zayıflatma ameliyatı, diyabet tedavisinde etkili bir önlemdir.Хірургія зменшення ваги у хворих на ожиріння є ефективним методом лікування діабету.
Rusya'da yaşanan fiyasko, Alman prenslerinin Fransa'ya bağlılığının zayıflamasına sebep oldu.Фіаско в Росії послабило контроль франції за німецькими князями.
Osmanlı yazarları tarafından yazılan ilk romanlar, genellikle oldukça zayıftır.Перші романи, які публікував Hamilton, були, зазвичай, низької якості.
Uzun yıllar bu kulüp Almanya'nın en zayıf takımlarından oldu.Впродовж багатьох років ця книга залишалася основним підручником для фізиків Німеччини.
Ancak bu tarihten sonra Lehistan gitgide zayıfladı.Проте до часу дії серіалу вона схудла.
Ne yazık ki bu durumda zayıf bir nokta vardır.А тим часом щодо цього у нас є великий недолік.
Drago'nun anterönü ise Rocky'nin "zayıf" olduğu söyler.Хлопці, дізнавшись про те, як помер Роккі, вирішують що він «слабак».
Ailesi maddi olarak çok zayıftı ve bütün gün çalışmak zorunda kaldı.Їхні батьки важко працюють і залишають дітей наодинці на цілий день.
Ancak Sovyetlerin askerî zayıflığı nedeniyle açıktan yüzleşmek o dönem için imkânsızdı.Можливо, це було через його низку військових невдач на той час.
Zayıf görüntüler kamerası.Плівкові фотоапарати.
Ferrari pit ekibinin zayıf performansı, sürekli şakalara konu olmaktaydı.Щорічно відкриття Петропавлівського ярмарку супроводжувалось урочистими подіями.
Şu sorunlar düzeltildi: SMS zayıflığının düzeltilmesi.Запропоновано новий спосіб розв'язання проблеми багаторівневого перетворення тексту.
Devlette gevşeklik ve zayıflık baş gösterince emirleri dinlemez oldu.Авраам, не вагаючись, послухався.
Çözünürlükleri zayıftır, görüntü pusludur.Його дисперсія мала, а сам знімок слабкий.
Ayrıca çok zayıf bir sinyaldir.Але сигнал дуже слабкий.
Nabız oldukça zayıflar.Пульс ниткоподібний.
Hasta, yaşlı ve zayıf esirler birkaç gün içinde öldüler.Від болю і травм бідолашний слуга після кількох днів помер.
Zayıflıklarımızı, alışkanlıklarımızı ve daha pek çok şeyi.Змінюються декорації, звички, звичаї, але не суть.
İlk doğumundan sonra sağlığı zayıflar.Після дня народження погіршився його стан здоров'я.
Onun zayıflığı yüksek olduğunu.Дівчата - його слабкість.
Tankların en zayıf noktası arkalarıdır.Одна з найпотужніших танкових мін.
Asimptotik özgürlük boyunca, yüksek sıcaklıkta güçlü etkileşim zayıflar.В ході асимптотичної свободи, сильна взаємодія слабшає зі збільшенням температури.
Ben zayıfım.Я худий.
Ben zayıfım.Я худа.
Tom çok zayıfladı, değil mi?Том сильно схуд, чи не так?
Tom zayıflamaya çalışıyor.Том намагається схуднути.
Onlar zayıftı.Вони були худі.
Zayıf bir belleğim var.У мене погана пам'ять.
En büyük zayıf noktası, sürekli aç olmasıdır.Jeho charakteristickou vlastností je neustálý hlad.
Dünya'nınkiyle kıyasla Ay'ın sadece çok zayıf bir dış manyetik alanı vardır.Ve srovnání se Zemí má Měsíc jen velmi slabé magnetické pole.
Proxima Centauri göreli olarak zayıf bir yıldız rüzgârına sahiptir.Proxima Centauri vytváří relativně slabý hvězdný vítr.
Her analizör tipi kendi güçlü ve zayıf yanlarını barındırır.Každý typ analyzátoru má své silné a slabé stránky.
Stüdyo finansal olarak oldukça zayıftı.Dále jsou assessment centra poměrně finančně náročná.
Sınırlı hareket imkanından dolayı piyon, satrancın en zayıf taşıdır.Vzhledem ke značně omezeným možnostech pohybu je pěšec nejslabší figurou na šachovnici.
Güçlü firmalarar zayıfları yokeder.Slabí neposílí oslabením silných.
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.Dalším rizikovým faktorem onemocnění je slabá imunita.
Fakat bu sistemin de zayıf tarafları vardı.I toto vojsko mělo však své slabiny.
Aloe vera hakkındaki bulgular zayıf niteliktedir.Důkazy o účinnosti aloe vera nejsou přesvědčivé.
Grubun üyesi olan diğer galaksiler ise bu çekirdeğe sadece zayıf bir kütle çekimi etkisiyle bağlıdır.Většina ostatních galaxií v této skupině je k tomuto jádru gravitačně vázána pouze slabě.
Öte yandan, Beyazın avantajı, hızlı oyunlar ile zayıf oyuncular arasındaki oyunlarda daha azdır.V rapidu je statistická úspěšnost menší a stejně tak při partiích slabších hráčů.
Ses konusunda ise 3D ses konumlandırma, spatialisation ve zayıflama yeteneğine sahiptir.Engine je také schopen vytvářet 3D zvuk, jeho polohování a tlumení.
Sovyetler Birliği'nin ittifakı zayıflatmayı amaçladığından korkan NATO ülkeleri, bu öneriyi reddetti.Členské země se ale bály, že Sovětský svaz chce Alianci oslabit, a tak návrh zamítly.
İnce, zayıf bir kuştur.Středně velký, štíhlý pták.
Sıkça kullanılan Telnet programlarının yıllar içinde birçok zayıf noktası tespit edildi.Většina běžně užívaných klientů telnetu měla několik zranitelných míst zjištěných v průběhu let.
Aktifleştiricilere göre daha zayıftır.Vyhovuje pro nižší konstrukční rychlosti.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Šíří se všude, kde může najít volný prostor.
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.Poté se dostala do vnitrozemí a čím dál víc oslabovala.
Doku perfüzyonu zayıf olanlara, izotonik kristaloid solüsyon kapsülleri verilmelidir.U osob se špatným zásobováním tkání tekutinami by měly být podávány dávky isotonického krystaloidního roztoku.
Süveyş Krizi, Britanya'nın Orta Doğu'daki gücünü zayıflatsa da tamamen yok etmedi.Přesto Suezská válka neznamenala úplný konec britského vlivu na Blízkém východě.