Ana içeriğe geç
Sözlük

zayıf ile cümle

zayıf kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Çocukken zayıftı ve sıklıkla hasta oluyordu ama buna rağmen derslerinde üstün başarı gösteriyordu.Gamal was als kind zwak en ziekelijk, en bijgevolg las hij veel met zijn vader.
Şu sorunlar düzeltildi: SMS zayıflığının düzeltilmesi.De problemen ontstonden door de grote groei van smartphones.
Ayrıca çok zayıf bir sinyaldir.Het signaal is daardoor erg zwak.
Beslenme kaynakları zayıftır.De infrastructuur van Mat is slecht.
Kız kardeşim zayıf ama ben biraz kiloluyum.Mijn zus is mager en ik ben aan de dikke kant.
Ses gittikçe zayıfladı.Het geluid werd steeds zachter.
Eğer zayıflamak istiyorsan ne yediğine dikkat etmek zorundasın.Als je wil afvallen, moet je letten op wat je eet.
Siz zayıfsınız.Jullie zijn zwak.
Rob’un üç zayıfı var.Rob heeft drie onvoldoendes.
Herkesin zayıf bir tarafı vardır.Iedereen heeft wel een zwakke kant.
Çıkarmadan önce devrim zayıftı.Przed inwazją rewolucja była słaba.
Onun zayıf Ay olduğu.Posiada on niewielki księżyc.
İçalgısı çok zayıftır ve tam olarak hangi hareketleri yaptığını ancak kollarını gözlemleyerek bilebilmektedir.Propriocepcja jest słaba, mięczak wie jedynie, jakie dokładnie ruchy wykonuje, widząc ramiona.
Lübnan'ın zayıf merkezî hükümeti sayesinde FKÖ hemen hemen bağımsız bir devlet gibi hareket edebiliyordu.Z powodu słabości libańskiego rządu osłabione OWP była w stanie działać tam niemal jak niezależne państwo.
Dünyaya döndüklerinde mürettebatın hayli zayıfladığı görüldü.Po powrocie na Ziemię, obaj członkowie załogi byli bardzo osłabieni.
Filmin gişe hasılatı zayıf olmuştur.Szkoda więc, że film jest tak bardzo słaby.
Bugün varlıkları zayıflamış ve insanlar tarafından az yerleşilmiş bölgelere indirgenmiştir.Tego dnia mężowie obdarowywali żony drobnymi upominkami, spełniali ich życzenia.
O’na göre acı çekmekten yararlanmak ; kişinin benliğini zayıflatan, mutsuz olmaya eğilimli kılan bir dürtüdür.Czy to, że pozwalając na jego zaistnienie stał się tym, kto czyni źle, kto chce zła?"
Elektrik yükleri yoktur, türleri yoktur ve zayıf etkileşimlere katılmazlar.Nie mają ładunku elektrycznego, nie uczestniczą w oddziaływaniach słabych i nie mają zapachu.
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.Słabe funkcjonowanie systemu immunologicznego jest także czynnikiem ryzyka choroby.
Kuark dönem boyunca, elektrozayıf kuvvet elektromanyetik ve zayıf kuvvetten ayrılır.W czasie ery kwarkowej siła elektrosłaba podzieliła się na siły elektromagnetyczne i słabe.
Ferrari pit ekibinin zayıf performansı, sürekli şakalara konu olmaktaydı.Słaba wydajność załóg Ferrari w boksach także była obiektem żartów.
Onun sözleriyle bu “emperyalist devletlerin arasındaki zayıf bağ” idi.Była ona, według jego słów, „najsłabszym ogniwem w łańcuchu państw imperialistycznych”.
Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı.W jej wyniku został osłabiony autorytet króla.
Zardinidis’in ailesi bu birlikteliği onaylamadı, Roza’nn zayıf bir ahlâka sahip olduğunu düşünüyorlardı.Rodzina Zardinidisa nie pochwalała tego związku, uważali ją za kobietę lekkich obyczajów.
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.Był coraz bardziej głodny, a zarazem coraz słabszy.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Jednak wszyscy śpią we wszelakich miejscach i pozycjach.
Genel olarak Kurosava'nın en zayıf filmi olarak görülür.Ran uważany jest za jeden z najlepszych filmów Kurosawy.
Fakat bu sistemin de zayıf tarafları vardı.Mimo to samolot miał również słabe strony.
Görme duyusu çok zayıftır.Widoczność bardzo słaba.
Beslenme kaynakları zayıftır.Silnie odczuwalny brak żywności.
(Nispeten zayıf gelgit gerilmeler hariç).梶山剛 Kajiyama Takeshi) - perkusja.
Gözleri çok zayıf görür ve etraftaki bayanları sürekli taciz eder.Ma słabość do ładnych kobiet, zawsze dostaje bzika na ich widok.
Krallık iç karışıklıklardan zayıf düşmüştü.Król obawiał się najgorszego.
Yazarı, kendisini ve hatta zayıflığını kınar.Gardzi przez to i sobą i Stiepanem.
Bu zayıf değişiklik görsel olarak çok zor fark edilir.Ta zmienna jest bardzo trudna do oszacowania.
Karaya çıkan kuvvetler kendilerinden çok daha zayıf bir Atina ordusu ile karşılaşmıştır.Pochodzili oni z niższych warstw i wywodzili się z szeregów wojska.
Bu yüzden gittikçe zayıflar.Był coraz słabszy.
Stüdyo finansal olarak oldukça zayıftı.Cały projekt okazał się wadliwy pod względem finansowym.
Bu, Büro'nun zayıf noktasıdır ve bu görüşmelerden bîhaberdir.Stanowi ona najniższe zagłębienie w grani pomiędzy tym szczytem a Łomnicą.
Zayıflıklarımızı, alışkanlıklarımızı ve daha pek çok şeyi.Podstawowe pojęcia i definicje i wielu innych.
Seleukoslar, zayıflamaktaymış gibi gözüküyorlardı.Wyglądały jakby miały spaść i zmiażdżyć nas.
Ancak her ikisi de son derece zayıflamıştır.Oba w górze przechodzą w wybitne depresje.
Toprak genellikle zayıftır.Gleby przeważnie ubogie.
Ancak, sadece zayıf çoklu bağ oluşturan elementler bu kuralı takip etmeyebilir.Dopiero nonkonformistyczne jednostki niewrażliwe na zasadę podczepienia przełamują ten stan rzeczy.
Bu düelloda Gil-Galad ve Elendil ölmüş, Sauron ise zayıf düşmüştür.Polegli w niej Elendil i Gil-galad, a Sauron został pokonany.
Her zaman daha zayıfını rastlamadım ki..Nigdy nie przejawiała większych emocji.
Zayıf Taliban taktikleri saldırının etkilerini artırdı.Pogorszyło to zdolność operacyjną talibów.
1940 yılında üretimine başlandı.Renkli çizimi Hafif tankların zayıf özelliklerinde ötürü üretimi durduruldu.Produkcję samochodu wstrzymano w 1942 roku w związku z brakami dużych arkuszy blachy do wytłaczania.
409 yılına gelindiğinde Constantinus’un hakimiyeti zayıflamıştır.W 1449 został gubernatorem Konstantynopola.
Bu oldukça zayıf bir tasarımdı.Była to skomplikowana konstrukcja.
Köy bir vadide yer alıp güneş alma açısı zayıftır.Poranek w spokojnym miasteczku w stanie Kalifornia pachnie słońcem i napawa optymizmem.
Kendisinden zayıf olanlara saldırır.Walczą w niej pododdziały, które opóźniają natarcie nieprzyjaciela.
Zayıflayan gövdenin darbelere mukavemeti azalınca lastik zamanından evvel aşınır.Kiedy poziom życia spada do zera, postać przegrywa (jak w większości gier walki).
Bu durum Jem'i daha da zayıflaştırır.Powoduje to coraz większe zaniepokojenie u Judy.
Takım lige zayıf bir kadroyla katıldı.Zespół przystąpił do rozgrywek z dość młodą kadrą.
19. yüzıldan sonra Divan edebiyatı gittikçe zayıflamaya başladı.Przez cały XVIII w. sytuacja materialna wspólnoty stopniowo się pogarszała.
Var olan insan verileri ise zayıf sonuçlar verdi.Środowiska naukowe ze sceptycyzmem odniosły się do rezultatów Podkletnowa.
Ötüşü diğerlerine göre daha zayıf ve daha ritmiktir.Uważają ich za słabszych i głupszych od siebie.
Örgüt, 12 Mart Muhtırası sonrası zayıflamış ve dağılmıştır.12 grudnia część dywizji została okrążona i rozproszona.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod