Bu yüzden devlet gittikçe zayıfladı.Ao mesmo tempo, o governo Han estava se enfraquecendo internamente.
Tek fiziksel zayıflıkları enselerindeki küçük deliktir.Sua única fraqueza é quanto a gases venenosos.
Karaciğer enzimlerinin, hastalığın ciddiyetiyle olan ilişkisi zayıftır.O nível de enzimas hepáticas pouca relação tem com a intensidade da doença.
Alman keşif kuvvetleri iyice zayıflatılmıştı.A emboscada alemã foi muito mal planejada.
Tecrübesiz ve zayıf olan Osmanlı donanması yenik düştü.A pequena mas eficaz marinha peruana não capitulou.
Calvin o tarihlerde Cenevre'de zayıflayan gücünü korumak için mücadele veriyordu.João não estava disposto a enfraquecer sua autoridade na França dessa maneira.
Ancak bu dönemde kendi sağlığı da ciddi ölçüde zayıflamayı sürdürdü.Ao mesmo tempo, sua saúde se fragilizava seriamente.
Ardından zayıflama eğilimine giren tayfun 23 Aralık'ta yok oldu.Logo em seguida, Paka sofreu uma rápida tendência de enfraquecimento e dissipou-se em 23 de Dezembro.
İmparatorluk döneminde zayıf ve fakirlere karşı hayırseverlik en yüksek seviyelere erişmiştir.No presente, existe no santuário um centro de acolhimento aos mais pobres e incapacitados.
Aminlere kıyasla amitler zayıf bazlardir.Os demais tipos são os deficientes em algo.
Kız kardeşleri gibi Emily'nin sağlığı da evde ve okuldaki zor şartlar sebebiyle zayıflamış, kötüleşmiştir.Motivado pelas dificuldades da sua infância, Henry se esforçou na escola e no atletismo.
Tahribat nedeniyle üreme düzensizlikleri meydana gelmiş ve popülasyon zayıflamıştır.Sua unanimidade entre os críticos diminuiu, seguida pelo declínio de popularidade entre o público.
Çevre düzenlemesi zayıftır.A construção do enredo é fraca.
Zayıf büyük sayılar yasasının bir sonucu asimptotik eşdağılım özelliğidir.Um de seus grandes temas é a vergonha da assimilação.
Çezice (Tsezce), yazılı geleneği zayıf bir dildir ve yazı dili olarak gelişmemiştir.O tsez não possui uma tradição literária e está pobremente representado em quanto a suas formas escritas.
Ayrıca ülkesi de veba salgınından dolayı zayıf düşmüştü.O hotel também pegou fogo devido ao caos da infecção da infecção.
Bununla birlikte grafitteki grafen katmanlar arasındaki bağlar oldukça zayıftır.Porém, a relação com a gravadora californiana dura pouco.
Augustus dönemi öncesindeki cumhuriyet dönemine oranla çok daha zayıf bir şekilde kaydedilmiştir.A era de Augusto é mais pobremente documentada que o período republicano que o precedeu.
Ölmesi ülkede zayıflığa yol açtı.Sua morte prematura causou comoção no País.
Bu grup, turnuvanın en zayıf grubu olarak görülüyordu.Era chamado o locutor mais jovem da copa .
Başka bir deyişle, fetal iyi beslenememe, hayat boyu süren bağışıklık sistemi zayıflığına neden olabilir.O subdesenvolvimento do feto pode também ter como consequência deficiências imunitárias ao longo da vida.
Çocukken zayıftı ve sıklıkla hasta oluyordu ama buna rağmen derslerinde üstün başarı gösteriyordu.Apesar de frequentemente doente, foi um aluno brilhante.
Nabız oldukça zayıflar.Insuficiência respiratória grave.
İmparatorun yetkileri güçlendi ve diğer devlet görevlilerinin konumu zayıfladı.Seu reinado, no entanto, viu um enfraquecimento adicional nos poderes do senado.
Yapılan savaşı kazanarak Kırım Hanlığı'nın zayıflamasına yol açtı.O fracasso da expedição enfraqueceu o estado omíada.
Düşman zayıf.O inimigo é fraco.
Tom'un birkaç kilo zayıflaması gerekiyor.Tom precisa perder alguns quilos.
Sosyal adalet zayıfın korunmasını teşvik eder.Sociale rechtvaardigheid impliceert bescherming van de zwakkeren.
Kendisinden zayıf olanlara saldırır.Die voor de kwaadheid vecht.
Ayrıca ortak en zayıf noktaları kadınlardır.Zijn grootste zwakheid is vrouwen.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Met zijn geringe diepgang kon het overal komen.
Daleklerin en zayıf noktası gözleridir.Het oog is het meest kwetsbare deel van een Dalek.
En zayıf noktaları ise, Kant ve Hegel sistemlerine olan aşırı güvenleridir.Zo spreekt men van de wijsgerige systemen van Kant en Hegel.
Bu tasarım zayıf, sadece birkaç gün sürüyordu.De termijn die gold was daarbij belachelijk kort, slechts een paar uur.
Ancak zaman içinde kentleşmenin etkisiyle bunlar zayıflamaktadır.Gedurende de dag is hij minder sterk.
Sayısal olarak daha zayıf olmalarının da etkisiyle yenildiler.Zij kochten van hem namelijk altijd meer dan zij van plan waren.
Tıpkı bir “zayıf adam“ gibi.Hij wordt beschreven als 'Smakeloze man'.
En güçlü ve yine en zayıf yanı hayattaki en büyük skoru olan eşi Serhan Aksak.Degene die de armste en de rijkste is, zal zijn vrouw worden.
Onun zayıf Ay olduğu.Het is dan volle maan.
İstediği nesneye ve çizmeye bürünebilir fakat bu değişimin zayıf yanı 5 dakika sürdürebilmesidir.Je kan klikken en doen wat je wilt, het programma doet 10 seconden niets dan wachten.
Bu yüzden gittikçe zayıflar.Zo worden ze steeds dieper.
Var olan insan verileri ise zayıf sonuçlar verdi.Aanleiding waren de magere resultaten.
Sudaki çözeltisi zayıf asittir.De oplossing in water is een zwakke base.
En büyük zayıf noktası, sürekli aç olmasıdır.Kenmerkend is dat hij altijd honger heeft.
Ancak her zaman İtalya'nın zayıf bir ülke olduğunu hissetmiştir.Steeds is Italië oppermachtig.
Yazarı, kendisini ve hatta zayıflığını kınar.Hij is enorm zeker van zijn team en zichzelf en straalt dat ook uit.
Nabız oldukça zayıflar.De pols is relatief plat.
Çıkarmadan önce devrim zayıftı.Door de verbanning werd de revolutie pas echt ontketend.
Zayıf digimonları yok etmek ister.Minderwaardige rassen worden vernietigd.
Fakat Alman kuvvetlerinin bu bölgede zayıf olduğu kabul ediliyordu.De Duitsers hadden echter een kleine aanwezigheid in het gebied.
Reznik bir yıldır hiç uyuyamamıştır ve gitgide zayıflamaktadır.Hermelien is zeker een week lang ontroostbaar en huilt continu.
Elektrik yükleri yoktur, türleri yoktur ve zayıf etkileşimlere katılmazlar.Ze hebben geen elektrische lading, interageren niet volgens de zwakke wisselwerking en ze hebben geen smaak.
(Nispeten zayıf gelgit gerilmeler hariç).Liden (Lydden) van Diephol (Deep Den).
Ancak böyle durumlarda uzaksama veya zayıf uzaksama daha çok ilgi merkezidir.Of dit al dan niet goed afloopt is minder belangrijk.
Çin zayıflamıştı.China viel uiteen.
Bu arada bataryalar zayıflıyordu.De batterijen waren echter uitgeput.
Bu yüzden direnmenin daha zayıf olması gerekir.Als gevolg daarvan neemt de weerstand af.
Zayıf süreçler sayesinde bozunurlar.Door de laaglanden dwalen rendieren.
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.Een slechte werking van het immuunsysteem speelt ook een rol bij een verhoogd risico op ziekte.
Uzun yıllar bu kulüp Almanya'nın en zayıf takımlarından oldu.Jarenlang waren ze een van de actiefste hardcore bands van Duitsland.