Çıkarmadan önce devrim zayıftı.После революции бедствовал.
Duvarların temelleri zayıflatıldı.Стены боковых частей понижены.
Çin zayıflamıştı.Китай оставался расколотым.
Titillando: Hedef kişiyi gıdıklar ve zayıflatır.А. Маннапов: Тиран желает растоптать и деградировать народ.
Rubbia ve onun takım arkadaşları zayıf bağlar üzerine yaptıkları deneylerine burada da devam ettiler.Доктор Тиба и её коллеги своими силами пытаются вернуть эти устройства.
Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı.Власть герцога сильно ослабла.
Her zayıf hayvan, kendinden daha zayıf olanı yok eder.Кто орёт громче других, тот слабее всех.
Venedik Cumhuriyeti'nin stratejik durumu gayet zayıftı.Внутриполитическая ситуация в секторе Газа остаётся крайне нестабильной.
İlk uçuş zayıf motorlar yüzünden tam bir hayal kırıklığı olmuştur.Проблемой штурмующих был острый недостаток мотопехоты.
Zayıflatılmış uranyum'un özkütlesi 19,050 g/m³'tür.Плотность металлического урана 19100 кг/м³.
Örgüt, 12 Mart Muhtırası sonrası zayıflamış ve dağılmıştır.Из-за нанесённых повреждений утром 11 апреля перевернулся и затонул.
Bu nedenle kovan zayıflar.Таким образом отсеивались слабые.
Toprak genellikle zayıftır.Ветры, как правило, слабые.
1981'de, Solidarność'un artan gücüyle iktidarın zayıflayan direnişi arasındaki sürekli çatışma sürüp gitti.В Сальвадоре с 1984 начались переговоры и накал противостояния постепенно снижался.
Yerüstü barajlarına göre bazı zayıf yönleri de bulunur.В слабых позициях выступают слабые фонемы.
Hakiki imana çok az istek duyulur, ama çok zayıftır ki bunun güç bela farkındalığındadır.Подросток чувствует себя всемогущим, отчего уверен только в своей правоте.
Bunun haricinde bariz bir şekilde daha zayıf olan bir tanım daha vardır.Есть и другая, не менее болезненная.
Homojenlik bir zayıflık yaratabilir.Депривация может вызвать агрессию.
Zayıflama, sigarayı bırakma gibi amaçlarda da kullanılmaktadır.Микротаблетки используются как для отказа от курения так и для сокращения количества выкуриваемых сигарет.
Bu da millî şuurun zayıflığına sebep olmuştur.Они избавлены от подобной слабости.
Austin-Morris, BLMC nin en büyük ve en zayıf bölümü idi.Я и Роза-Мари, одна из самых маленьких Ормондов.
409 yılına gelindiğinde Constantinus’un hakimiyeti zayıflamıştır.В 409 году могущество Константина достигло наивысшей точки.
Tahkimatın belirgin bir zayıflığı vardır.Раствор имеет слабощелочную реакцию.
Bu türe de var olma olasılığı çok zayıf olduğundan pek ilgi gösterilmemektedir.В данном случае, вероятность появления слабого ключа настолько мала, что может не учитываться.
Her zaman daha zayıfını rastlamadım ki..Я не думаю, чтобы она была когда-либо красивее, чем сейчас.
Su kaynakları zayıftır.Расход воды низок.
"'Atasagun çok zayıf ve kapasitesizdi...'".Говорила она мало и очень тихо и невнятно».
Çevre düzenlemesi zayıftır.Рельеф местности слабоволнистый.
1588 yılına kadar İngiltere bu ülkelere göre çok daha zayıf bir ülkeydi.وكانت إنجلترا حتى عام 1588 أضعف بكثير من تلك الدول.
Zayıf isospin korunması yasası T3 'ün korunması ile bağlantılıdır; tüm zayıf etkileşimler T3'ü korumalıdır.يرتبط قانون حفظ اللف النظائري الضعيف بحفظ T3؛ يجب على جميع التفاعلات الضعيفة أن تحفظ T3.
I. Dünya Savaşı'nın 1918'de sona ermesinden sonra endüstri ve ekonomi çok zayıflamış, fabrikalar yıkılmıştır.وبعد إنتهاء الحرب العالمية الأولى عام 1918 دُمرت المصانع وضعُفت الصناعة والإقتصاد.
Rusların politikası zaman içinde İslam'ın zayıflatılması yönünde değişti.ومع ذلك، تحولت السياسة الروسية نحو إضعاف الإسلام.
Fakat taraf devletler, Sovyetler Birliği'nin askerî gücü karşısında zayıf konumdaydı.ومع ذلك، كانت الأطراف ضعيفة جدا عسكريا لمواجهة القوة العسكرية للاتحاد السوفيتي.
Nakarat Ormanın kalbinde okyanusun kıyıları Zayıflık ve nefret olmadan dikkatli kalın!جوقة من شواطئ المحيط إلى قلب الغابة، دعونا نظل متيقظين، دون ضعف ودون الكراهية!
Süveyş Krizi, Britanya'nın Orta Doğu'daki gücünü zayıflatsa da tamamen yok etmedi.قد تكون أزمة قناة السويس تسببت في إضعاف قوة بريطانيا في الشرق الأوسط ولكنها لم تنهار بعد.
Kuzeydoğuya dönen fırtına hızlı bir şekilde zayıfladı ve 11 Eylül günü sona erdi.وانتقل إلى الشمال الشرقي، العاصفة بسرعة تضعف وتوفي في 11 أيلول/سبتمبر.
Kursak (ingluvies): çok zayıf halka ve boyuna kaslarla donatılmıştır.وأعطى الشاعر صوتًا للجميع - كبيرًا أو صغيرًا ، غنيًا أو فقيرًا.
Yazarı, kendisini ve hatta zayıflığını kınar.تقبل الذات بما فيها من قوة أو قصور.
Bu yüzden direnmenin daha zayıf olması gerekir.ولذلك الحلية لا ينبغي استبدالها مع مقاومة أقل نوع.
Zardinidis’in ailesi bu birlikteliği onaylamadı, Roza’nn zayıf bir ahlâka sahip olduğunu düşünüyorlardı.رفضت عائلة زاردينيديس هذه العلاقة معتبرين إياها ذات شخصية سيئة الأخلاق.
Topraktan sızan karbonik ve organik asitler yarıklar içinde kayaların zayıflamasına yardımcı olurlar.الأحماض الكربونية والعضوية ,قد ترشح من التربة تساعد في إضعاف الصخور داخل الشقوق.
Fakat bu sistemin de zayıf tarafları vardı.هذه الطريقة أيضاً لها نقاط ضعف.
Ancak Birleşik Silla iç çekişmeler yüzünden zayıfladı ve Goryeo'ya 935'te teslim oldu.ومع ذلك، ضعفت سيلا الموحدة تحت الصراعات الداخلية، واستسلموا للمملكة كوريو في 935.
Calvin o tarihlerde Cenevre'de zayıflayan gücünü korumak için mücadele veriyordu.لسوء حظ سيرفيت، كان كالفين في هذا وقت يحارب لإبقاء قوته الضعيفة في جنيف.
Zayıflıklarımızı, alışkanlıklarımızı ve daha pek çok şeyi.عمرك وجنسك، والعديد من الأمور الأخرى.
Nabız oldukça zayıflar.التهاب رئوي حاد.
Rusya'da yaşanan fiyasko, Alman prenslerinin Fransa'ya bağlılığının zayıflamasına sebep oldu.خفف التعثر في روسيا قبضة فرنسا على الأمراء الألمان.
Harris'in zayıf yönetmenliği Hepburn'ün güvenini kaybettirdi ve rolünde ilerlemek için büyük çaba sarf etti.تسبب الإخراج الضعيف عند هاريس من تآكل الثقة عند هيبورن وتصارعت مع الدور.
Homer'dan daha zayıftır ve kel değildir.هو أنحف من هومر ووليس أصلع .
Bu durumda bâtıl seni ele geçiremez, hakikat ise zayıflatmaz.فالمعلم الروحي الصادق لا يوجه إنتباهك إليه ولا يتوقع طاعة مُطلقة أو إعجاباً تاماً مِنك.
Savunması zayıftır ama hücumda önemli bir silahtır.قد يكون ضعيفاً في الدفاع ولكنه يلحق أضراراً بالغة في الهجوم.
12. yüzyıl sonlarına gelindiğindeyse bu kontrol zayıflamıştı.ولكن في النصف الثاني من القرن 12 بدأ هذا التأثير بالتراجع.
Cebiş de savaşa gitmek isteyecek ama gözleri zayıf gördüğü için kabul edilmeyecektir.حاول أن يدخل الجيش لكنه رفض لأن لديه ضعف في البصر.
Bu arada bataryalar zayıflıyordu.على أي الأحوال فهذه البطارية لها عيوبها.
Önemli olan bir nokta bu etkileşmenin çok zayıf olması.ولكن مازال موضوع ما إذا كان هناك حقاً صلة، فإن تأثيره ضعيف جداً.
Herkesin düşüncesine göre, Rus ekibi oldukça zayıftı ve üstelik, aslında İngilizce konuşamıyorlardı.وحقيقة أنني أعرف الروسية بشكل جيد للغاية، وأعتقد أنه ليس سرا بالنسبة لك ...
Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı.تم تقليص سلطة الملك مع ذلك بشدة.
Binalarda yapısal hasar verebilir ve zayıf duvarlar yıkılabilir.هذه الخاصية ستتأثر بشكل سلبي جدا مع تدمر جدران السنخ.
Takım lige zayıf bir kadroyla katıldı.فقد لعبتم أمام فريق قوي ...
Duvarların temelleri zayıflatıldı.جدرانها في حالة سيئة.