Ne yazık, zayıflamaya ihtiyacım yok.It's too bad that I don't need to lose weight.
Herkesin güçlü ve zayıf yönleri vardır.Everyone has strengths and weaknesses.
Güçlü hayatta kalacak ve zayıf ölecek.The strong will survive and the weak will die.
Güçlüler zayıflara yardımcı olmalıdır.The strong must help the weak.
Bağırma sesi giderek zayıfladı.The sound of shouting grew faint.
Hafızam zayıflıyor.My memory is failing.
Gözleri zayıf olan bir kişi uzağı göremez.A person with weak eyes can't see far.
Parmağımızı bile kıpırdatmadan kazandık çünkü diğer rakipler zayıftı.We won hands down, because the other players were weak.
Ses gittikçe zayıfladı, artık duyulmayıncaya kadar.The noise grew fainter, till it was heard no more.
Ses sonunda kayboluncaya kadar gittikçe zayıfladı.The sound became fainter and fainter, till at last it disappeared.
Avrupa para birimleri dolar karşısında zayıfladı.European currencies weakened against the dollar.
Korkarım benim derinlik algım çok zayıf.I'm afraid my depth perception is very poor.
Yen dolardan daha zayıf.The yen is weaker than the dollar.
Egzersiz eksikliğinden kas gücüm zayıfladı.My muscular strength has weakened from lack of exercise.
Kötüleri cezalandır ve zayıfları koru.Punish the wicked and save the weak.
Zayıflamak zorundayım, bu yüzden diyetteyim.I have to lose weight, so I'm on a diet.
Zayıflamak için en iyisi biraz spor aktivitesine başlamak.In order to lose weight, it is best to take up some sport.
Eğer zayıflamak istiyorsan ne yediğine dikkat etmek zorundasın.If you want to lose weight, you'll have to be careful about what you eat.
Helen yeterince yemek yemiyor ve zayıflıyor.Helen does not eat enough and she is getting thin.
Haksız avantaj, Bill'in zayıflığındandır.Unfair advantage was taken of Bill's weakness.
Ben Almancada zayıfım.I am weak in German.
Almancam zayıf.I am weak in German.
Bir diyete sıkı sıkıya sarılmadıkça, çok az zayıf kalma şansı vardır.There's little chance of keeping slim, unless you stick to a diet.
O diyete başladığından beri çok zayıfladı.She's lost a lot of weight since she went on a diet.
Ateş ve sürekli öksürme yaşlı kadını zayıflattı.Fever and constant coughing weakened the old lady.
Şu adam zayıf ama karısı şişman.That man is skinny, but his wife is fat.
Savaşçı hem gücünün hem de zayıflığının bilincindedir.The warrior is conscious of both his strength and his weakness.
Kızın sesi gittikçe zayıfladı.The girl's voice became weaker and weaker.
Ses gittikçe zayıfladı.The sound grew fainter and fainter.
Alev zayıflamaya başladı.The flame has begun to fade.
Halat çok zayıf.The string is very weak.
John Bill'in zayıflığından istifade etti.John took advantage of Bill's weakness.
John bir kurt gibi zayıftır.John is as lean as a wolf.
Bu onun zayıf noktası.This is her weak point.
Aydan gelen ışık zayıf.The light from the moon is weak.
Kız kardeşim zayıf ama ben biraz kiloluyum.My sister is thin, but I'm a little overweight.
Çocuklardan bazıları ayakları üstünde kalmak için çok zayıftı.Some of the children were too weak to stay on their feet.
Annem uzun bir hastalıktan dolayı çok zayıftı.My mother was very weak from a long illness.
Zayıflamaya çalışıyorum.I'm trying to lose weight.
Matematikte zayıfım.I am weak in math.
Ben zayıflayacağım.I will lose weight.
Zayıf görme bir atlet için bir engeldir.Poor sight is a handicap to an athlete.
Zaman, dostluğu güçlendirir, sevgiyi zayıflatır.Time, which strengthens friendship, weakens love.
Gençken zayıftım.I used to be thin when I was young.
Gıda yetersizliği onu zayıf ve bitkin düşürdü.Lack of food had left him weak and exhausted.
Her adamın zayıf bir yanı vardır.Every man has his weak side.
Her adam zayıf bir yana sahiptir.Every man has his weak side.
Matematik onun zayıf noktasıdır.Mathematics is her weak point.
O bir bebek olarak zayıfken şimdi çok güçlü.Whereas he was weak as a baby, he is now very strong.
Zayıf olmak isterseniz, yemekler arası aperatifleri kesmeniz gerekir.If you want to become thin, you should cut back on the between-meal snacks.
İnsanların zayıflıklarını istismar etmeye son vermeni istiyorum.I want you to stop preying on people's weaknesses.
Bir çiçeğin kökü bir bebeğin parmağı kadar zayıftır.The root of a flower is as weak as a baby's finger.
Zayıf kal.Stay thin.
Sadako zayıflarken, ölüm hakkında daha çok düşündü.As Sadako grew weaker, she thought more about death.
Zayıflamak için çikolatadan kolayca vazgeçebilirim.I can easily give up chocolate to lose weight.
Zayıfladın mı?Have you lost weight?
Herkesin hem güçlü hem de zayıf noktaları vardır.Everyone has both strong and weak points.
Herkesin kendi güçlü ve zayıf noktaları vardır.Everyone has their own strong and weak points.
Her insanın kendi zayıf noktaları var.Every man has his weak points.
Ben coğrafyada zayıfım.I am weak in geography.