Yoko bizi şaşırtan bir zarafetle dans etti.Yoko danced with a grace that surprised us.
Zarafeti olmayan güzellik kokusu olmayan bir gül gibidir.Beauty without grace is like a rose without a scent.
Partideki herkes onun zarafetiyle büyülendi.Everybody at the party was charmed by her grace.
İyilik ve zarafeti sağ duyuyla birleştirerek sultanın gönlünü kazanmıştır.However, his righteousness was tempered by mercy and he thus kept the affair private.
Evelyn rolünde Kidman şaşırtıcı biçimde sinir bozucu bir zarafet sergiliyor" yorumunda bulunmuştur.Kidman as Evelyn radiates a strange kind of unnerving elegance."
Kirpinin Zarafeti, Barbery'nin ilk romanı Une Gourmandise'ın da satışlarını arttırdı.The release of the novel helped increase the sales of Barbery's first novel, Une Gourmandise.
Renk ve zarafet.Colour and grace.
Tavýr, görgü, zarafet, incelik...Good luck
Steve Jobs her zaman basitliğe, zarafete ve güzelliğiye inandı.So Steve Jobs had always believed in simplicity and elegance and beauty.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.This is a little company that's done very well with simplicity and elegance.
Burada kulaklarını çırpıyor ve zarafetle yukarı çıkıyor.And here he is, flapping with his ears and very gracefully going up.
Bernhard H. Mayer® mücevher koleksiyonu sonsuz zarafetin gerçek anlamını aktarırBernhard H. Mayer® jewellery collections convey the true meaning of a timeless elegance
Kalite, yenilik ve zarafetten oluşan bir dünyayı keşfedinExplore a world of quality, innovation, and elegance.
"Nasıl burada uzun zaman boyunca zarafetle yaşayabiliriz?,"How can we live here gracefully over the long haul?"
Güzel görüneceksiniz. Her bir parçanın basitliği ve zarafeti sayesinde.You will look beautiful. because of the simplicity and the elegance of every pieces.
Nefesinizi kesen zarafet... ...üstelik tozlanması ya da ıslanması sorun yaratmıyor.Elegance that leaves you breathless and yet, it doesn't mind getting dusty - or wet.
Bu ekran görüntülemesine bir zarafet katar. NameThis provides an elegant on-screen display.
Karabağ atı, iyi mizacı, hızı, zarafeti ve zekasıyla bir üne sahiptir.The Karabakh horse has a reputation for its good temper, speed, elegance and intelligence.
Dans "tutum, stil ve zarafet" vurgulanarak katı bir tempo izler.The dance follows a strict tempo with emphasis in the "attitude, style and grace" of the dancer.
Ama bunun yerine imparator, onlara büyük bir zarafetle davranıp kendi oğulları gibi destekliyor.Au lieu de cela, l'Empereur les traite comme ses fils et montre tant de générosité à leur égard.
Böylece hem maksadı doğrudan söylemenin yeknesaklığı kırılır hem de söze nükte ve zarafet kazandırılmış olur.Cela aboutit à la récompense et au châtiment suprême : le rejet de l'une et l'acceptation de l'autre au Ciel.
Dışı dikenlerle kaplı olsa da içi zarafet doludur.Por si no te diste cuenta las calles están llenas de agujeros.
Böylece hem maksadı doğrudan söylemenin yeknesaklığı kırılır hem de söze nükte ve zarafet kazandırılmış olur.И о напряжении между тем, что сдерживается и подавляется, и тем, что может — и должно! — быть выпущено наружу.
Böylece hem maksadı doğrudan söylemenin yeknesaklığı kırılır hem de söze nükte ve zarafet kazandırılmış olur.غرض المباهلة إعلاء الحق وإزهاق الباطل وإقامة الحجة على من استكبر على الحق.
Böylece hem maksadı doğrudan söylemenin yeknesaklığı kırılır hem de söze nükte ve zarafet kazandırılmış olur.Que uma oferta pela transgressão seja trazida por ter jurado falsamente e coisas semelhantes.
Gurur ve zarafet, her yaptığı şeyde onu gösterir.Um homem que punha amor e fé em tudo o que fazia.
Lütuf ve zarafet anlamına da gelmektedir.En om Uw gunst en waarheid saam.
İyilik ve zarafeti sağ duyuyla birleştirerek sultanın gönlünü kazanmıştır.Huikea Idols tekee hyvää -konsertti Idols
Lütuf ve zarafet anlamına da gelmektedir.Se merkitsee anteeksiantamista tai muuta hyvyyttä.
Böylece hem maksadı doğrudan söylemenin yeknesaklığı kırılır hem de söze nükte ve zarafet kazandırılmış olur.Aktørene samtaler, de gir hverandre løfter og råd og de lyver og baktaler hverandre.
Ama bunun yerine imparator, onlara büyük bir zarafetle davranıp kendi oğulları gibi destekliyor.而皇帝却把他们看做自己的儿子一样,对他们非常礼遇。
Alta Gracia (İspanyolca: Yüksek Zarafet) Arjantin'deki Córdoba eyaletinin Santa María ilinin merkezidir.Алта Грасия (на испански: Alta Gracia) е град в провинция Кордоба, департамент Санта Мария, Аржентина.
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı:Có một người đàn ông thượng lưu lịch lãm kiểu Anh quốc từ thế giới quý tộc thượng lưu:
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı:Der var en gentleman med en engelsk elegance, en luksus hinsides aristokrati:
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı:Englantilainen herrasmies, jonka eleganssissa on muutakin ylellistä kuin aristokraattinen tausta:
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı:Je bil kavalir z angleško eleganco, razkošjem nad aristokracijo:
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı:영국의 귀족으로
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı:L'"élégance anglaise, le luxe détaché de l"'aristocratie :
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı: Westminster Dükü,L'eleganza inglese, il lusso esclusivo dell'aristocrazia, il duca di Westminster,
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı: Westminster Dükü,Volt egyszer egy elegáns angol úr, az arisztokráciát megszégyenítő luxussal:
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı:Имало един благородник с английска елегантност и лукс отвъд аристократизма:
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı:Истинный аристократ, воплощение британской элегантности и непринужденной роскоши,
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı:كان هناك رجل نبيل بأناقة انجليزية
Aristokrasinin de ötesinde bir lükse ve İngiliz zarafetine sahip bir centilmen vardı:ウェストミンスター公爵は 英国で最も裕福な男性でした
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.C'è una piccola azienda che ha fatto molto bene con la semplicità e l'eleganza.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.Đây là một công ty nhỏ đang thực hiện khá tốt tiêu chí giản đơn và tao nhã.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.Dit bedrijfje hier heeft veel succes met eenvoud en elegantie. (Google)
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.Es gibt ein kleines Unternehmen das sehr gut mit Einfachheit und Eleganz gefahren ist.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.Esta é uma pequena empresa que se tem saído muito bem com a simplicidade e elegância.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.Exista o mica firma careia i-a mers bine datorita simplicitați și eleganței.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.Hay una pequeña empresa a la que le ha ido muy bien con la simplicidad y elegancia
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.Istnieje mała firma, która radzi sobie bardzo dobrze z prostotą i elegancją.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.단순함과 엘레강스함을 표현하려는 작은 기업들이 있어요
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.Sonosなんか すごく人気です
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var. The Sonos -- rağbet görüyorlar.Van egy kis cég, ami egyszerű és elegáns dolgokat gyárt, a Sonos, és egyre inkább elterjed.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.Voici une petite compagnie qui a très bien réussi tout en simplicité et en élégance.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.Είναι μια μικρή εταιρεία που τα πάει πολύ καλά με την απλότητα και την κομψότητα.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.Има малка компания, направена много добре с простата и финес.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.יש חברה קטנה שמצליחה מאוד עם פשטות ואלגנטיות.
Basitliği ve zarafeti çok iyi kullanan küçük bir şirket var.هناك شركة أبدعت في البساطة و الأناقة.