Hiç kimsenin evet diyeceğini zannetmiyorum.Tôi không nghĩ ai đó sẽ nói là có.
Hiç kimsenin evet diyeceğini zannetmiyorum.Δεν νομίζω ότι θα έλεγε κανείς ναι.
Hiç kimsenin evet diyeceğini zannetmiyorum.Не думаю, что кто-то ответит утвердительно.
Hiç kimsenin evet diyeceğini zannetmiyorum.Не думаю, що хтось на це може відповісти ствердно.
Hiç kimsenin evet diyeceğini zannetmiyorum.Не мисля, че някой ще каже да.
Hiç kimsenin evet diyeceğini zannetmiyorum.אני לא חושב שמישהו יענה בחיוב.
Hiç kimsenin evet diyeceğini zannetmiyorum.أنا لا أعتقد أن أحدا سيقول نعم.
Hiç kimsenin evet diyeceğini zannetmiyorum.オフィスで一日中妨害される人たちに
Hiç zannetmiyorum...Je ne le pense pas.
Hiç zannetmiyorum...Nie sądzę.
Hiç zannetmiyorum...No lo creo.
Hiç zannetmiyorum...Non credo.
Hiç zannetmiyorum...Nu cred.
Hiç zannetmiyorum...Tôi không nghĩ thế
Hiç zannetmiyorum...לא נראה לי.
Hükumet belirli bir suç zanlısı için yetkilendirilmek yerine şimdi geniş bir listeyi araştırabilirdi.Au lieu d'obtneir un mandat pour un individu suspecté d'avoir commis un crime,
Hükumet belirli bir suç zanlısı için yetkilendirilmek yerine şimdi geniş bir listeyi araştırabilirdi.정부는 범죄 용의자에 대한 영장을 발부하는 대신 일반인들을 대규모로 검색할 수 있습니다
Hükumet belirli bir suç zanlısı için yetkilendirilmek yerine şimdi geniş bir listeyi araştırabilirdi.Místo ospravedlnění člověka podezřelého ze zločinu vláda teď mohla sledovat širší seznam lidí.
Hükumet belirli bir suç zanlısı için yetkilendirilmek yerine şimdi geniş bir listeyi araştırabilirdi.并不用取得对犯罪嫌疑人的批准 政府可以搜查名单上的大量人员
İdeal olarak yapmak istediğiniz şey bir deney olmalı. Herkes deney kavramını çok iyi anladığını zanneder.Vad man idealt skulle vilja göra är ett försök och alla tro de är bekanta med idén om ett sådan försök.
İdeal olarak yapmak istediğiniz şey bir deney olmalı. Herkes deney kavramını çok iyi anladığını zanneder.(Γέλια) Ιδανικά, χρειάζεται μια κλινική μελέτη.
İki sene önce TED'de -- şu sonuca varmıştım -- zannediyorum tuhaf, acayip bir hayalin içindeydim.2 năm trước đây tại TED, tôi nghĩ --- Tôi đã đi đến kế luận này --- Tôi nghĩ tôi đã mắc phải một ảo tưởng lạ.
İki sene önce TED'de -- şu sonuca varmıştım -- zannediyorum tuhaf, acayip bir hayalin içindeydim.내 생각에는 2년전 TED에서 이런 결론에 도달하게 되었습니다-- 아마도 그때 나는 괴상한 망상에 시달리고 있었던 것 같습니다.
İki sene önce TED'de -- şu sonuca varmıştım -- zannediyorum tuhaf, acayip bir hayalin içindeydim.Dua tahun yang lalu di TED, saya pikir -- Saya sampai pada simpulan bahwa --
İki sene önce TED'de -- şu sonuca varmıştım -- zannediyorum tuhaf, acayip bir hayalin içindeydim.Dwa lata temu, podczas TED, Doszedłem do takiego wniosku -
İki sene önce TED'de -- şu sonuca varmıştım -- zannediyorum tuhaf, acayip bir hayalin içindeydim.Há 2 anos, no TED eu cheguei a esta conclusão: Acho que devia estar a sofrer uma ilusão estranha.
İki sene önce TED'de -- şu sonuca varmıştım -- zannediyorum tuhaf, acayip bir hayalin içindeydim.Hace dos años en TED, creo, llegué a esta conclusión: creo que pude haber sufrido un espejismo extraño.
İki sene önce TED'de -- şu sonuca varmıştım -- zannediyorum tuhaf, acayip bir hayalin içindeydim.Преди две години на TED струва ми се, стигнах до това заключение -- мисля, че съм страдал от странна заблуда.
İki sene önce TED'de -- şu sonuca varmıştım -- zannediyorum tuhaf, acayip bir hayalin içindeydim.לפני שנתיים בטד, אני חושב הגעתי למסקנה הזו .אני חושב שסבלתי מאשליה מוזרה
İki sene önce TED'de -- şu sonuca varmıştım -- zannediyorum tuhaf, acayip bir hayalin içindeydim.قبل عامين في تيد، أعتقد-- توصلت لهذه الخلاصة-- أعتقد أنني ربما كنت أعاني من حالة غريبة من الوهم.
İki sene önce TED'de -- şu sonuca varmıştım -- zannediyorum tuhaf, acayip bir hayalin içindeydim.こう結論づけたのですが- 私は妙な思い込みに囚われていたかもしれません 無意識のうちにこう思っていました
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.Al principio pensé que entendía su significado, pero pronto estuvo claro que no lo entendí.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.Am crezut la inceput ca am inteles ce inseamna, dar apoi am realizat ca nu este asa.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.Ensin luulin ymmärtäväni sen merkityksen, mutta pian huomasin, etten ymmärtänytkään.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.Først troede jeg, at jeg forstod ordets mening, men snart efter fandt jeg ud af, at det gjorde jeg ikke.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.나는 처음에 내가 그 의미를 이해하고 있다고 믿었지만 곧 그렇지 않다는 사실을 받아들였다.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.Najprv som si myslel, že rozumiem, čo znamená, ale potom som pochopil, že nie.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.Nejprve jsem si myslel, že mu rozumím, ale brzy jsem pochopil, že ne.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.Pensavo di averne capito il significato, ma presto mi accorsi che non era così.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım."steeds het woord 'demonstreren' tegen." "Ik dacht dat ik de betekenis begreep, maar het werd"
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.Tôi nghĩ ban đầu mà tôi hiểu rõ ý nghĩa của nó, nhưng sớm trở nên hài lòng rằng tôi đã không.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.Zuerst dachte ich, dass ich seine Bedeutung zu verstehen, aber bald, dass ich nicht zufrieden war.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.В началото реших, че разбирам нейното значение, но скоро разбрах, че не е било така.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.Спочатку я думав, що розумію значення цього слова, але згодом задовольнився тим, що це не так.
İlk önce bu sözün anlamınını kavradığımı zannetmiştim fakat aslında anlamamışım.فى البداية اعتقدت اننى فهمت معناها و لكن اقتنعت بعدها أننى لم أفعل
İnsanlar gelişmelerin bir ütopik uygarlık kurulana kadar devam edeceğini zannediyorlardı. -진보의 행군이 지속될 거라는 진보에 대해
İnsanlar gelişmelerin bir ütopik uygarlık kurulana kadar devam edeceğini zannediyorlardı. - -Вони гадали, що марш прогресу буде тривати вічно, допоки ми не матимемо утопічної цивілізації.
İnsanlar gelişmelerin bir ütopik uygarlık kurulana kadar devam edeceğini zannediyorlardı. -جدا متفائلين بالتقدم، بمسيرة التقدم و أنها ستسمر للأبد
İnsanları sebepsiz yere hapse attığımızı ve... ...keyfimize göre çıkardığımızı mı zannediyorsunuz?Crezi că STASI aruncă oamenii în închisoare aşa, la întâmplare?
İnsanları sebepsiz yere hapse attığımızı ve... ...keyfimize göre çıkardığımızı mı zannediyorsunuz?¿Piensas que arrestamos a ciudadanos inocentes por capricho?
İnsanları sebepsiz yere hapse attığımızı ve... ...keyfimize göre çıkardığımızı mı zannediyorsunuz?Szóval azt gondolja, csak úgy letartóztatgatunk ártatlan civileket?
İnsanları sebepsiz yere hapse attığımızı ve... ...keyfimize göre çıkardığımızı mı zannediyorsunuz?Volgens jou arresteert het Bureau voor Staatsveiligheid zomaar mensen?
İnsanları sebepsiz yere hapse attığımızı ve... ...keyfimize göre çıkardığımızı mı zannediyorsunuz?Vous pensez que nous arrêtons d'innocents citoyens juste sur un caprice?
İnsanları sebepsiz yere hapse attığımızı ve... ...keyfimize göre çıkardığımızı mı zannediyorsunuz?Итак, вы думаете, что мы арестовываем невинных граждан по своей прихоти?
İnsanları sebepsiz yere hapse attığımızı ve... ...keyfimize göre çıkardığımızı mı zannediyorsunuz?אתה חושב שאנו עוצרים אזרחים ?חפים מפשע רק כי מתחשק לנו
İnsanları sebepsiz yere hapse attığımızı ve... ...keyfimize göre çıkardığımızı mı zannediyorsunuz?هل تعتقد أن وكالة الأمن القومي تضع الناس في السجن عشوائيا؟
İnsanlar şunu zannettiler -- ki aslında bu bir problemdi --이것은 실제로 문제라 할 수 있는 것인데
İnsanlar şunu zannettiler -- ki aslında bu bir problemdi --Les gens supposent -- et c'était vraiment un problème --
İnsanlar şunu zannettiler -- ki aslında bu bir problemdi --Ludzie zakładali -- i był to rzeczywiście problem --
İnsanlar şunu zannettiler -- ki aslında bu bir problemdi --אנשים הניחו -- וזו באמת בעיה --