Doktorlarımızın kim olduğumuza dair bir fikri yok, ve bize ayıracak yeterli zamanları yok.Our doctors don't know who the hell we are, and they don't have enough time for us.
Bizi anlamak için yeterince zamanları yok.They don't have the time to get to know us.
Taşındıktan sonra herkesle yakınlaşıp zor zamanlar geçirmektense,Rather than having a hard time moving after getting close to everyone...
*"Bir zamanlar gençken...* *...yumruđumu vurduđum her taţý kýrarým zannederdim."*When I was young, I thought I could break every stone that I put my fist on
Son zamanlarda bunlar gibi daha işbirlikçi projelere doğru eğiliyorum.I've been leaning towards more collaborative projects like these, lately.
O zamanlarda yaşıyoruz.Well, ladies and gentlemen, we live at one of those times.
"O, bir zamanlar cauterised sahip olmak gerektiğini," dedi Mr. Huxter, "tüm özellikle iltihaplı. ""He ought to have it cauterised at once," said Mr. Huxter; "especially if it's at all inflamed."
Birisi son zamanlarda sanki daha fazla yan yatak örtüleri depresif orada oturuyor.On the further side the bedclothes were depressed as if someone had been recently sitting there.
O zamanlar, tedavinin zengin ülkelerde var olduğu zamanlardı.This was at a time that treatment actually existed in rich countries.
Noel günü bir grup fotografçıyla Bangkoktaydım. bir telgraf aldım (o zamanlar telgraf vardı)And on Christmas Day,
Bana bir zamanlar okuldayken tanıdığım çok sert bir matematik öğretmenimi hatırlatıyor.I feel a bit about it like I did about a very strict math teacher that I once had at school.
Arta kalan zamanlar benim hikayelerimi oluşturmuyor.Other times, it's not even my stories.
Hepinizin farkında olduğu gibi, zorlu ekonomik zamanlarla karşı karşıyayız.As you're all aware, we face difficult economic times.
Kendi zamanları içinde, kendi adımları ile izlerler.They can watch it at their own time, at their own pace.
Durdurabilirler, kendi hızlarında tekrar edebilirler, kendi zamanlarında.They can pause, repeat at their own pace, at their own time.
Şu an da ise zamanlarının yüzde yüzü bununla geçiyor.Now 100 percent of their time is.
Eğitim verdiğim zamanlarda öğrencilerime hep sorardım,And when I was teaching, I used to always ask the students,
İnsanları en güzel zamanlarında öldürüyor.It kills people in the prime of their lives.
Ben son zamanlarda çok değişti.I've changed a lot lately.
Ho-jin beni Eun-soo ile yaptığı zamanlarda hakkında her şeyi anlattı.Ho-jin told me everything about his times with Eun-soo.
New York Times' a ve Vanity Fair'in son zamanlardaki çabalarına rağmen. onlar arkadaş değillerdir.Despite the New York Times' and Vanity Fair's best efforts recently, they're not brothers.
Ailem, bana bakması için, annesi bir zamanlar köle olan bir kadın getirmişti.And my family brought in a woman whose mother had been a slave to take care of me.
- Zamanlar Oracle gibi şirketler sırf savunma amaçlı olarak patent departmanları tesis ettiler.Gradually companies like Oracle were forced to set up patent departments just for defensive reasons.
Yani o zamanlar böyle düşünülüyordu ve bu şahıslar bu delikleri açtılar.So this was the thinking back then, and these individuals made these holes.
Sessiz filmlerin olduğu zamanlardaIn the old days of the silent movies --
Ve şimdi size o zamanlarda yapılanla ilgili küçük bir çekim izletmek istiyorum.And I'd just like to show you a little footage of what he did back then.
Bir zamanlar, Scarlet köpek dövüşlerinde yem olarak kullanılıyordu.Once upon a time, Scarlet was used as bait in dog fights.
Ya da bir zamanlar çekirdek denen yapıdaki değişim.He's got a little bit of a stub of green there.
Ve modern zamanlarda dünyanın ilk halk parkı Ingilteredeydi.And the world's first public park of modern times was in Britain.
Ve bu çok kullanışlı bir şey çünkü ilk zamanlar sadece bir doğrunun eğimini bulabiliyorduk.And actually, it turns out that this is the definition of the derivative.
Bir zamanlar ettiğimiz yemini hatırlıyor musun?Remember what we swore?
Son zamanlarda çokça kullandığım özellikle ilginç bir yöntem evrimin kendisidir.One method that's particularly interesting that I've been using a lot lately is evolution itself.
Ve son zamanlarda tek bir öykünün derinliklerine daha da dalmak ilgimi çekmeye başladı.And recently, I've become interested in diving much more deeply into a single story.
Zamanları vardır.They have time.
Gerginlik zamanlarında, geleceğinizin ortak olduğunu unutmak kolaydır.In times of tension, it's easy to forget that your future is shared.
Gölde kayık sürerdik, güzel zamanlardıWe rolled a boat in a lake, having good times
O zamanlar Prenses Yin Chi 10 yaşındaydı.Princess Yin Chi was only 10 at that time.
İlk zamanlar bana yardım edersin.As my assistant at first.
Evet, bir zamanlar öyleydi.Yes, it's been a long time.
Bu salak olmadığı zamanlar burası daha huzurlu oluyor.This place is very peaceful without this fool.
O zamanlar böyleydi.That's what it was like then.
Harika zamanlardı, değil mi?It's been a blast, hasn't it?
Buraları, insanların en sinirli zamanlarında, çocukların alındığı saatte incelediler.They studied those daycare centers at the time of highest tension, which is pick-up time.
Fazlasıyla zamanları var fakat yeterince paraları yok.You both have too much time on your hands and not much money.
Yaklaşımı o zamanların İncil'i haline geldi. Amerika'nın Stilistlerine Teşekkürlerle...Priznanje ameri�kih stilista
Hatta Newfoundland'da bile bir zamanlar morina yakaladığımız yerde bile bir denizanası çiftliği var.Even in Newfoundland where we used to catch cod, we now have a jellyfish fishery.
Bu yüzden son zamanlarda bu soru üzerine çok düşünüyorum.So I have been thinking about this question a lot lately.
O zamanlar bunun kontrol edilemez bir durum olduğunu düşünüyordum.I thought at the time that this was an intractable condition.
Ben son zamanlarda Holmes az görmüştü.I had seen little of Holmes lately.
Nadiren o söylüyor hariç, diğer zamanlarda gider.Seldom goes out at other times, except when she sings.
Ve ortalama olarak sadece bunların inşaat süresi, tüm planlama zamanları hariç, 7.1 sene.And the average, just for the construction time of these, is 7.1 years on top of any planning times.
Ve böylece bilgisayara bulaşmaya başladım o zamanlar.And so I began to sort of mess with the computer at the time.
Zamanlarını adetaThey're merely passing the time.
Bunun yerine, aynı şeyi söyleyin, ve dostlarınızla eğlenceli sözcük zamanları geçirin.Instead, say the same thing, and have fun word times with your buddies.
Yüzünü görmek olduğu zamanlardaWhen All I want is to see
İyi zamanlarımız, ilginç zamanlarımız oluyor, ve tabi bazen sıkıntılı zamanlarımız da.There's good times; there's interesting times; and there's some stress times too.
İşte bu Charlie Chaplin'in "Modern Zamanlar"ından bir klip.So this is a clip from Charlie Chaplin's "Modern Times."
O zamanlar o forumun formatı Japonya dışında pek bilinmiyordu.That format of forum, at that time, was not well-known outside of Japan.
Boş zamanlarında ticaret yapabileceği mallara sahip olabilir.She may have possessions that she would like to trade at times she doesn't need them.
Kadınlar zamanlarını ya suyun peşinde... ...yada çocuklarının ölümünü izlemek için harcıyorlar.And women shouldn't have to spend four hours a day looking for it, or watching their kids die.