Sabah kalktığım zaman hasta hissediyorum.I feel sick when I get up in the morning.
Ben her zaman kahvaltıda kahve ve tost alırım.I always have coffee and toast for breakfast.
Kahvaltı ne zaman ve nerede servis edilmektedir?When and where is breakfast served?
Bizim neredeyse kahvaltı için zamanımız yoktu.We hardly have time to eat breakfast.
O zamanlar sanat zirvedeydi.Art was then at its best.
O zamanlar, şeker tuzdan daha az değerliydi.In those days, sugar was less valuable than salt.
O zaman ben Kanada'da idim.At that time, I was in Canada.
O zaman Japonya'da demiryolları yoktu.There were no railroads in Japan at that time.
O zaman o yirmili yaşlarında olamazdı.She can't have been in her twenties at that time.
O zaman adada kimse yaşamadı.No one lived on the island at that time.
O zaman Almanya'nın güçlü bir ordusu vardı.Germany then had a powerful army.
O zamanlarda kötü bir gelirim vardı ve onunla geçimimi sağlayamadım.At that time I had a poor income and couldn't live on it.
O zamanlar çok kadın doktor yoktu.There were not many women doctors in those days.
O zaman Japonya'da hiç demir yolu yoktu.There were no railroads at that time in Japan.
Pazar günleri biz her zaman işi boş veririz.We always take it easy on Sundays.
Pazar, zamanımı okuyarak geçirdiğim gündür.Sunday is when I spend my time reading.
Onun onu yazıp yazmadığı her zaman bir sır kalacaktır.Whether he wrote it or not will always remain a secret.
Ben onun daha sonra ne zaman geleceğini bilmiyorum.I am uncertain when he will come next.
Ben her zaman onun kızlarla konuşma tarzına şaşırırım.I'm always surprised at the way he talks to girls.
Onun ne zaman varacağını tam olarak bilmiyorum.I don't know exactly when he will arrive.
Onunla birlikte olmak beni her zaman mutlu eder.Being with him always makes me happy.
Onunla her zaman orada görüşüyorum.I'm always meeting him there.
Bir zamanlar bir akşam yemeği partisinde onunla aynı masaya oturdum.I once sat at the same table with him at a dinner party.
O bana zor zamanlar yaşattı.He gave me a hard time.
Çoğu zaman olduğu gibi, o bugün derse geç kalmıştı.As is often the case with him, he was late for class today.
Yeni romanı ne zaman çıkacak.When will his new novel come out?
Onun zamanında müdahelesi salgını engelledi.His prompt action prevented an epidemic.
Çok çalışmasına rağmen, her zamanki gibi fakir kaldı.Though he worked hard, he remained poor as ever.
O her zaman fikrini değiştiriyor.He's always changing his mind.
Konuşması o kadar uzun zaman sürdü ki bazı insanlar uyumaya başladı.His speech went on for such a long time that some people began to fall asleep.
Her zamanki treni kaçırmış olmalı.He must have missed his usual train.
Onun zamanında geleceğinden eminim.I'm sure that he'll come on time.
O her zaman sınıfın başkanı olmuştur.He has always been at the head of the class.
Çoğu zaman okula geç kalır.More often than not, he is late for school.
Her zaman karısına hediyeler veriyor.He is always giving presents to his wife.
O her zaman içer ama her zaman ayık görünür.He drinks a lot but always seems sober.
Onun spor için boş zamanı yok.He has no leisure for sport.
O, her zaman yaptığı her şeyde acele eder.He always takes his time in everything that he does.
O, istediği zaman bir sırrı saklayabilir.He is capable of keeping a secret when he wants to.
O zaman zaman bize uğradı.He dropped in on us from time to time.
O, zaman zaman dedektif hikayeleri okur.He reads detective stories on occasion.
Kart oynamak için zamanı yok.He doesn't have the time to play cards.
O bir zamanlar olduğu gibi enerjik değil.He isn't as energetic as he once was.
Onlar uygunsuz bir zamanda geldiler.They came at an inconvenient time.
O sadece iyi bir vuruşçu değil fakat aynı zamanda harika bir savunma.He is not only a good batter but also a wonderful defense.
Bir şey yapmaya başladığı zaman, o kendini ona adıyor.When he begins to do anything, he devotes himself to it.
Sınıfa zamanında gelebildi.He managed to be on time for class.
Benimle ne zaman karşılaşsa arabası hakkında övünür.Every time he meets me, he brags about his car.
Onu gördüğümde her zaman "Merhaba" der.He always says "Hello" when I see him.
Toplantıya zamanında gelmeyecek.He won't be in time for the meeting.
Bu zamana kadar gelmeliydiler.He should have arrived by this time.
O zaman zaman hâlâ bana yazıyor.He still writes to me from time to time.
O hâlâ zaman zaman beni arar.He still rings me from time to time.
O hâlâ zaman zaman romanlar yazar fakat eskisi kadar sık değil.He still writes novels from time to time, but not as often as he used to.
Bu zamana kadar geri dönmeliydi.He should have been back by this time.
Zamanını iyi kullanmayı biliyor.He knows how to make good use of his time.
Onların zamanını aldığı için onlardan özür diledi.He apologized to them for taking up their time.
Zamanını boşa harcadığı için pişman.He regrets having wasted his time.
Boşa zaman kaybını onaylamadı.He didn't approve of wasting time.
O sadece zaman öldürüyor.He is just killing time.