Kate her zaman nişanlısından aldığı büyük elmas yüzükle hava atar.Kate always shows off the big diamond ring she got from her fiance.
Kate her zaman elmas yüzüğü ile gösteriş yapar.Kate always shows off her diamond ring.
Noel yeni oyuncaklar pazarlamak için iyi bir zamandır.Christmas is a good time to market new toys.
Noeli zamanında bitirip bitirmeyeceğimiz şüpheli.It's doubtful if we'll finish in time for Christmas.
Kaybedecek zaman yok.There is no time to lose.
Boşa geçirecek çok az zamanımız var.We have little time to waste.
Son tren için tam zamanında geldim.I was just in time for the last train.
Mesih biz zamanlar tüm insanlar için öldü.Christ died once for all humans.
Kathy üniversitede okuyabilmek için yarı zamanlı bir iş buldu.Kathy got a part-time job so that she could study at college.
Sadece sen zamanında geldin.You are only just in time.
Onun ne zaman geri geleceğini bilmiyorum.I do not know when she will come back.
Para her zaman mutluluk getirmez.Money does not always bring happiness.
Yakın zamana kadar, ihtiyacımız olan şeylerin çoğu elle yapıldı.Until quite recently, most of the things we needed were made by hand.
Bir zamanlar babasını orada gördü.Once he saw his father there.
Bir zamanlar Japonya'da altın gümüşten daha az değerliydi.Once gold was less valuable than silver in Japan.
Bir zamanlar Osaka'da yaşadım.Once I lived in Osaka.
Bir zamanlar, bir zalim kral yaşarmış.Once upon a time, there lived a cruel king.
Bir zamanlar, her sabah koşardım.At one time, I used to go jogging every morning.
Bugünün Türkiye'sine bir zamanlar sultan egemen oldu.Once the Sultan ruled over what today is Turkey.
Bir zamanlar Amerika'da birçok köle vardı.At one time there were many slaves in America.
Keşke seninle konuşmak için daha fazla zamanım olsa.I wish I had more time to talk with you.
Seni görmek için zamanım yok.I have no time to see you.
Şirketimize ziyarette bulunmak için zaman ayırdığınız için size teşekkürler.Thank you for taking the time out to pay a visit to our company.
Annem her zaman beni şikâyet ediyor.My mother is always complaining about me.
Akşam yemeğini ne zaman yiyeceğiz, Anne?When will we eat dinner, Mom?
Son zamanlarda nasılsın?How are you doing these days?
Biz sadece aç değiliz fakat aynı zamanda susuzluk da çekiyoruz.Not only were we hungry, but we were also suffering from thirst.
Şimdi banyo yapma zamanı.It's time to take a bath.
Babam ofisine zamanında vardı.Father got to his office on time.
Baban eve ne zaman geldi?When did your father come home?
Babam ne zaman dönecek?When will Father be back?
Benimle öğle yemeği yemek için zamanın var mı?Will you have time to have lunch with me?
Her zaman başka birini suçlamaya çalışıyorsun.You always try to blame somebody else.
Her zaman şarkı söylüyorsun.You always sing.
Oturacak ve konuşacak zamanım yok.I've got no time to sit and talk.
Seninle çalışmak her zaman bir zevkti.It has always been a pleasure to work with you.
Değerli zamanınızı aldığım için üzgünüm.I am sorry to have taken up your valuable time.
Zamanınız var mı?Do you have the time?
Biraz zamanınız var mı?Do you have some time?
Biraz zamanın var mı?Do you have some time?
İstediğiniz zaman beni arayabilirsiniz.You may call on me whenever you like.
İstediğin zaman beni ziyaret edebilirsin.You may call on me whenever you like.
Gitme zamanı.It's time to be going.
Günaydın, Kalkma zamanı.Good morning. It's time to wake up.
Yarı zamanlı çalıştığını biliyorum.I know you're working part-time.
Biz ofise zamanında vardık.We arrived at the office on time.
Oxford'tan ne zaman mezun oldun?When did you graduate from Oxford?
Amcam her ne zaman gelse, o bizim için bazı güzel şeyler getirir.Whenever my uncle comes, he brings some nice things for us.
Büyükbaba ateşin yanındaki her zamanki yerine oturdu.Grandfather sat in his habitual place near the fire.
Gelmen için ne zaman uygun olur?When will it be convenient for you to come?
Kızımızla oynamak için zaman bulabilir misin?Can you find the time to play with our daughter?
Öğretmenimiz sınıfa her zaman zamanında gelir.Our teacher is always on time for class.
Yalan söylemek her zaman bir günah mıdır?Is it always a sin to tell a lie?
Wendy her zaman Japon festivalleriyle ilgilenmiyordu.Wendy was not always interested in Japanese festivals.
Mademki Bush seçildi, her zamanki gibi iş olacak.Now that Bush has been elected, it will be business as usual.
Ne zaman ineceğimi bana söyler misin?Would you tell me when to get off?
Trenin ne zaman geleceğini soracağım.I'll ask when the train will get in.
Gezinizden ne zaman döndünüz?When did you get back from your trip?
Ne zaman gelirsen gel sana her zaman kapımız açık.Whenever you come, you are always welcome.
Ne zaman gelirsen gel, her zaman bekleriz.Whenever you come, you are always welcome.