zamanın ile cümle
zamanın kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
5
ORT. KELİME
İş onun zamanının çoğunu tüketir.Work absorbs most of his time.
O, ilk trene bindi ve oraya tam zamanında vardı.He caught the first train and got there just in time.
Zamanını iyi kullanmayı biliyor.He knows how to make good use of his time.
Onların zamanını aldığı için onlardan özür diledi.He apologized to them for taking up their time.
Zamanını boşa harcadığı için pişman.He regrets having wasted his time.
O zamanında geldi.He arrived in time.
Tüm zamanını tarih çalışmalarına adadı.He devoted all his time to the study of history.
Durumu fark etmek onun biraz zamanını aldı.It took him a while to realize the situation.
Okula koştu, zamanında vardı.He ran to school, arriving in time.
O, zamanında oraya varabildi.He managed to get there in time.
Oraya zamanında varmak için bir taksiye bindi.He took a taxi to get there in time.
O zamanında gelmeyi başaramadı.He failed to come on time.
O, onların zamanında gelmesi gerektiğini vurguladı.He stressed that they must arrive punctually.
Bir randevuya her zaman zamanında varır.He is always on time for an appointment.
Randevuya zamanında geldi.He was in time for the appointment.
Tren için zamanında varacak.He will be in time for the train.
Trene zamanında yetişmek için acele etti.He hurried so as to be in time for the train.
Trene zamanında yetişmek için elinden geleni yaptı.He did his best to be in time for the train.
Sen hiç onların zamanında geldiğini fark ettin mi?Have you ever known them to come on time?
Onların zamanının çoğu kısmi zamanlı işlerde harcanır.A lot of their time is spent on part-time jobs.
Onlar tam zamanında vardılar.They were just in time.
Onların hepsi zamanında konuşmaya çalıştı.They all tried to talk at one time.
Onlar düğünün zamanını ve yerini belirlediler.They set the time and place of the wedding.
Köprüyü yapmayı zamanında bitirdiler.They finished building the bridge on time.
Onun zamanında geleceğine dair küçük bir umut var.There is little hope that she will come on time.
Onun zamanında gelip gelmeyeceği şüphelidir.It is doubtful whether she will come on time.
O kesinlikle zamanında gelecek.She is certain to come on time.
O, otobüs için zamanında gelmişti.She was in time for the bus.
O, boş zamanında ne yapacağını biliyor gibi görünmüyor.She doesn't seem to know what to do with her leisure time.
O zamanında gelebilir mi?Can she come in time?
Dergiyi okumak onun üç aydan daha fazla zamanını aldı.It took her more than three months to read through the magazine.
O asla zamanında gelmez.She is never on time.
O tüm zamanını çalışmaya verdi.She gave all her time to the study.
O, zamanında güzel bir kadındı.She was a beauty in her day.
Kar fırtınasına rağmen o, okula zamanında vardı.She arrived at school on time in spite of the snowstorm.
O, öğle yemeğinde zamanında olmak için babasına söz verdi.She promised her father to be in time for lunch.
Uçağın zamanında gelip gelmeyeceğini merak ediyorum.I wonder if the plane will arrive on time.
Uçak zamanında geldi.The plane arrived on time.
Uçak zamanında mı?Is the plane on schedule?
Uçak zamanında gelecek.The plane will get in on time.
Uçak zamanında kalktı.The airplane took off on time.
Lütfen kesinlikle zamanında gel.Please be sure to come on time.
Babam boş zamanında sık sık polisiye hikayeler okur.Father would often read detective stories in his spare time.
Babasının ölümünden sonra, zamanını barlarda geçirmeye başladı.After his father's death, John took to spending his time in bars.
Barış bizim için zamanında gelecektir.Peace will come to us in time.
Yazmak için zamanınız olmadığını anlıyorum.I appreciate that you have not had time to write.
Annemin doğum günü için zamanında döneceğim.I'll be back in time for my mother's birthday.
Zamanın farkında değildik.We weren't aware of the time.
Her gün gazete oku yoksa zamanın gerisine düşeceksin.Read the newspaper every day, or you will fall behind the times.
Yarın zamanında burada olacağın konusunda sana güvenebilir miyim?Can I rely on you to be here on time tomorrow?
Randevuya zamanında yetişeyim diye taksiye bindim.I took a taxi so that I would be in time for the appointment.
Boş zamanını iyi kullanmayı dene.Try to make good use of your spare time.
Fırtına zamanında ulaşmamızı engelledi.The storm prevented us from arriving on time.
Fırtına onun zamanında ulaşmasını engelledi.The storm prevented her from arriving on time.
Tren geç kalmış olsa bile, biz zamanında gittik.Even though the train was late, we made it in time.
Tren zamanında ulaştı böylece biz beklemek zorunda olmadık.The train arrived on time, so we didn't have to wait at all.
Tren zamanında hareket edecek mi?Will the train leave on time?
Tren istasyona zamanında geldi.The train arrived at the station on time.
Trenler zamanında geliyorlar.Trains were arriving on time.
Trenler zamanın gerisinde çalışıyor.The trains are running behind time.