zamanın ile cümle
zamanın kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
Tren zamanında ayrıldı.The train left on time.
Trenin zamanında gelmesi pek mümkün görünmüyor.It seems unlikely that the train will arrive on time.
Akşam yemeği için zamanında eve gitmediğin için babandan özür dilemelisin.You should apologize to your father for not getting home in time for dinner.
Onlar hiç zamanında geldiler mi?Have they ever come on time?
Zamanın olsaydı sana kahve teklif ederdim.I would offer you a coffee if you had the time.
Uçak için tam zamanında ulaştım.I arrived just in time for the plane.
Onun dersi zamanında başladı.His lecture started on time.
Hemen hemen herkes zamanında geldi.Almost everyone arrived on time.
Bundan böyle zamanında gelmeye çalış.From now on, try to arrive on time.
Tren zamanında Kyoto'ya vardı.The train arrived on time to Kyoto.
Boş zamanında ne yapmaktan hoşlanırsın?What do you like to do in your free time?
Bildiğim kadarıyla, o asla zamanında gelmedi.As far as I know, he has never come on time.
Zamanında gelmemek çok kötüdür.Not coming on time is very bad.
Tüm zamanını Jabber'da çevrimiçi sohbet ederek geçirir.He spends all his time chatting online on Jabber.
Beni zamanında havaalanına yetiştirmesi için taksiciye on dolar bahşiş verdim.I tipped the cabbie ten bucks for getting me to the airport on time.
Benim heyecanım yüzünden, zamanın farkında değildim.In my excitement, I wasn't aware of time.
Son zamanlarda, ona maaş çekini zamanında vermiyorlar.Recently, they have not been giving her her paycheck on time.
O bütün zamanını erdemlerini övmek için harcar.He spends all his time extolling her virtues.
Tom asla zamanında varmaz.Tom never arrives on time.
O, her zaman zamanında gelir.He's always on time.
Biraz zamanın olduğunda gel.Come when you have some time.
Zamanın tüm yaraları iyileştirdiği söylenmektedir.It is said that time heals all the wounds.
Zamanında oradaydım ama seni görmedim.I was there on time, but I didn't see you!
Bir trafik sıkışıklığı yakalanmazsak, sanırım zamanında orada olacağız.I think we'll get there in time if we don't get caught in a traffic jam.
Trafik sıkışıklığına yakalanmazsak, sanırım onu zamanında yapacağız.I think we'll make it in time if we don't get stuck in a traffic jam.
Yılın aynı zamanında farklı yerlerdeki sıcaklık önemli ölçüde değişebilir.The temperature in different places can vary greatly at the same time of year.
Zamanının çoğunu okuyarak geçirdi.He spent much of his time reading.
O, zamanın çoğunu yazlık evinde geçirdi.He spent most of the time at his summer home.
Viking zamanında, Grönland bugünkünden daha yeşildi.In Viking times Greenland was greener than today.
Eğer bütün yolu koşsaydın oraya zamanında varırdın.If you'd run all the way, you'd have arrived there in time.
Eğer sen tüm yolu koşsaydın sen oraya zamanında giderdin.If you'd run all the way, you would've gotten there in time.
Kriz zamanında nasıl para kazanıldığını bilen biri var mı?Does someone know how to earn money in time of crisis?
Her neyse, daha fazla zamanını almayacağım.Anyway, I won't take up any more of your time.
Yılın bu zamanında ne Roma'ya girebilirsin ne de terk edebilirsin.During this time of the year you can neither enter nor leave Rome.
O, toplantı için onu zamanında yapamadığını açıkladı.She made it clear that she couldn't make it in time for the meeting.
Faturayı zamanında ödemediğim için bana kızgın olduğunu düşündüm.I thought she was angry at me because I didn't pay the bill in time.
Daha fazla insanın zamanını ve parasını bağışlamasına acil bir ihtiyaç vardır.There is an urgent need for more people to donate their time and money.
O kadar önemli olmayan şeyler hakkında endişelenerek zamanının çoğunu harcar mısın?Do you spend most of your time worrying about things that don't matter so much?
Yaşamak için bir haftan daha olsaydı, zamanını ne yaparak geçirirdin?If you only had one more week to live, what would you spend your time doing?
O, zamanının çoğunluğunu çocuklarına bakarak harcar.She spends a majority of her time taking care of her children.
O bütün zamanını erkek çocuklarını düşünerek geçirir.She spends all her time thinking about boys.
O, zamanının üçte birini evrak işleri yaparak geçirir.She spends over a third of her time doing paperwork.
Zamanınızı akıllıca harcayın ve her zaman yeterli zamana sahip olursunuz.Spend your time wisely and you'll always have enough of it.
Trompet çalmak için harcadığın zamanın süresi sana kalmıştır.The amount of time you spend practicing the trumpet is up to you.
Zamanının çoğunu hangi etkinliği yaparak geçirirsin?What activity do you spend most of your time doing?
Zamanınızın çoğunu ne yaparak geçirirsiniz?What do you spend most of your time doing?
Hoşlandığın bir şeyi yaparak zamanını geçirmeyi tercih etmez misin?Wouldn't you rather spend your time doing something you enjoy?
O, boş zamanını oyuncak bebekler yaparak harcar.She spends her free time making dolls.
Şimdi senin zamanındır.Now is your time.
Bana yardımcı olmak için zamanın var mı?Do you have time to help me?
Benim senin parana ihtiyacım yok. Sadece senin zamanına ihtiyacım var.I don't need your money. I just need your time.
Toplantıya zamanında geri gitmezsen, seni öldürürüm.If you don't make it back in time for the meeting, I'll kill you.
Senin sayende bu işi zamanında bitirebildik.It's because of you that we were able to complete this job on time.
Oraya zamanında varacağımızı umalım.Let's hope that we get there on time.
Sonunda oraya zamanında gelmedik.We ended up not getting there on time.
Yılın hangi zamanında genellikle sahilde zaman geçirmek istersin?What time of year do you usually like to spend time on the beach?
Derse zamanında yetişebildi.He made it to the classes on time.
Okula tam zamanında geldi.He arrived at school exactly on time.
Tom boş zamanında ne yapar?What does Tom do in his free time?
Tom ev ödevini zamanında bitirtemeyecek gibi görünüyor.Tom seems to hardly ever get his homework done on time.