zamanın ile cümle
zamanın kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
5
ORT. KELİME
Zamanında vuruş olmasaydı, bizim takım oyunu kaybetmiş olurdu.If it had not been for his timely hit, our team would have lost the game.
Oyun tam zamanında başladı.The play began exactly on time.
Onun zamanında buraya gelmesinin ertelenmesi bir trafik kazası yüzündendir.His delay of coming here on time is due to a traffic accident.
Zamanın uçtuğunun söylenildiğini çoğunlukla duyarız.We often hear it said that time flies.
Neyseki, zamanında oradaydım.Fortunately, I was on time.
Okyanustan gelen bir rüzgâr, yılın bu zamanında eser.A wind from the ocean blows at this time of the year.
Yılın bu zamanında hava değişkendir.The weather is uncertain at this time of year.
Zamanın olursa, onu yap.Do it when you have time.
Gelecekte, zamanında burada almak zorunda.In the future, you have to get here on time.
Yılın bu zamanında çığlara dikkat etmek zorundasın.You have to watch out for avalanches at this time of the year.
Eğer şimdi başlarsan, oraya zamanında varırsın.If you start now, you will get there in time.
Eğer şimdi çıkarsak uçak için zamanında varır mıyız?Will we be in time for the plane if we leave now?
Bugün işe zamanında vardın mı?Were you on time for work today?
Son tren için tam zamanında geldik.We were just in time for the last train.
O, İşi zamanında yaptırabilmek için bütün gece çalıştı.He worked all night so that he could get the job done in time.
İşi zamanında bitirtebilecek misin?Can you get the work finished in time?
Ben ilk otobüse zamanında yetişmek için aceleyle kahvaltı yaptım.I had breakfast in haste in order to be in time for the first bus.
Çocuklarınız uzakta olduğu için, bir sürü boş zamanınız olmalı.With your children away, you must have a lot of free time.
Zamanında geleceğime güvenebilirsiniz.You may rely on my coming in time.
İngilizce öğretmenimiz her zaman zamanında gelir.Our English teacher is always on time.
Biz istasyona zamanında vardık.We reached the station on time.
Biz kiraz çiçekleri için Washington'a zamanında vardık.We got to Washington in time for the cherry blossoms.
Zamanında varacak mıyız?Will we arrive on time?
Ev ödevimizi zamanında bitiremedik.We were unable to finish our homework in time.
Bildiğim kadarıyla hiç zamanında gelmedi.He has never come on time that I know of.
Akşam yemeği için zamanında geldim.I was on time for dinner.
Ben ders için tam zamanında geldim.I was just in time for class.
Zamanında toplantıda olmak için evden erken ayrıldım.I left home early so I'd be on time for the meeting.
Okula zamanında vardım.I arrived at school on time.
Oraya zamanında gidemedim.I failed to go there in time.
Zamanında okula ulaşmadım.I did not reach school in time.
Zamanın gerisinde kalmayayım diye her gün gazete okumayı bir alışkanlık haline getirdim.I make it a rule to read the newspaper every day lest I should fall behind the times.
Başkan olarak uzun yıllar geçirdim, zamanın geldiğini hissettiğim için istifa ettim.I've spent so many years as chairman that I feel it's time I stepped down.
Sanırım o, zamanın en büyük sanatçısı.I think he is the greatest artist of the time.
Randevulara zamanında gitmeye önem veririm.I make a point of being in time for appointments.
Hiçbirimiz zamanında limana varamadık.None of us could arrive at the harbor on time.
Oraya zamanında varabildik.We managed to get there on time.
Zamanın para olduğunu söylemeye gerek yok.It goes without saying that time is money.
Eski bir atasözü zamanın nakit olduğunu söylüyor.An old proverb says that time is money.
Eğer zamanınız varsa, ara sıra birkaç satır yaz.If you have time, drop me a line now and then.
Eğer zamanınız olursa beni görmeye gelin.Come and see me if you have any time.
Zamanın olursa lütfen uğra.Please come over if you have time.
Zamanın varsa, geçerken galeriye uğrasan iyi olur.Better drop by his gallery if you have time.
Tam zamanında geldin.You're just on time.
Ben zamanında orada olduğum için şanslıydım.I was lucky to be there on time.
O, zamanında varmak için koştu.He ran, so as to arrive on time.
Zamanını ve paranı ziyan etme.Don't waste your time and money.
Zamanını ve paranı boşa harcama.Don't waste your time and money.
Zamanın olursa beni görmeye gel.Come and see me when you have time.
Zamanın ölçüsü nedir?What are the measures of time?
Zamanını boşa harcıyorsun.You're wasting your time.
Ayıracak çok zamanın var mı?Do you have much time to spare?
Zamanınızı en iyi şekilde değerlendirmelisiniz.You must make the most of your time.
Zamanın öfkenin ilacı olduğu gerçekten söylenilmektedir.It is truly said that time is anger's medicine.
Biz zamanında eve varamayacağız.We won't be able to arrive home in time.
Zamanında varma olasılığımız var mı?Are we likely to arrive in time?
Biz zamanında limana varamayacağız. Kestirmeden gidelim.We won't be able to arrive at the harbor in time. Let's take a shortcut.
Zamanınızı iyi kullanın.Make good use of your time.
Zamanını iyi kullan.Make good use of your time.
O, zamanını boşa harcar.He idles away his time.