zamanım ile cümle
zamanım kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Yardım edersen, zamanımız olur.If you help me, I think we'll have time.
Dinlenmek ve yasımı tutmak için yeterli zamanım vardı.And I had time to relax and to grieve.
Zamanımız kalırsa, neden formulün çok mantıklı olduğunu anlatacağım ya da ona nasıl ulaştığımızı.And if we have time, I'll tell you why it makes a lot of sense or how we can derive it.
Zamanım azalınca hep başıma gelen şey.That always happens when I start running out of time.
Neyse, zamanımız da bitti zaten.Anyway, we ran out of time.
Eğer zamanımız olsa devam ederdim, ama yok.If we had time, I could go into this, but we don't.
Afrika bize hep iyi davrandı, şimdi bizim Afrika'ya borcumuzu ödeme zamanımız.Africa has been good to us; it is time for us to give back to Africa.
Geçen son yıllarda, gerçekten düşünmek için fazla zamanım olmadı.Over the last few years, I haven't had that much time to really think.
Dersteki zamanımı uçak çizerek geçirirdim.I'd wile away my time drawing airplanes in the class.
Zamanım azalıyor. Bir şarkı söylemek istiyorum.Well now, my time is going, so I want to sing a song.
Kaderi kendisi için yarattığını kabul etmem, benim biraz zamanımı aldı.It took some time for me to accept the destiny he created for himself.
Tek O! Galilee bilmiyordum, ama bizim zamanımız sonsuza dek değiştirildi.Galilee didn't know, but our times were changing forever.
(ve eğer zamanımız kalırsa diğer döngü türlerine de değinebiliriz)-- lists that have integers that increment.
Nefes tutma zamanımı kazanmak için ne yapmam gerekiyorsa, tam olarak yaptım.I completely trained to get my breath-hold time up for what I needed to do.
Sanırım artık zamanımız kalmadı.I'd say, it's a delaying tactic
Çünkü zamanımız doldu.Because our time is up.
Hanımefendi, içeri girme zamanımız geldi.Miss, it's time to go in.
Yani zamanimi bosa harcamis oldum.So, I wasted some time there.
Tahmin edebileceginiz uzere, zamanimin onemli bir kismini havaalani guvenligine takilarak gecirdim.As you can imagine, I spent a lot of time at airport security.
Ya Süperman gibi olacaktı, ya da benim buna zamanımı ve paramı vermeme değmeyecekti.This was going to be Superman, or it wasn't worth my time or their money.
Zamanımızın baskın fikirleri en fazla yayılmış mimlerden oluşur.And the dominant ideas of our time are the memes that spread the most.
Sanırım bir soruluk daha zamanımız var.Think we have time for one more problem like this.
Bunların hepsinden bahsetmeye zamanım yok.And I don't have enough time to talk about all of them, but think about self-interest.
Bunun çoğu benim zamanımda gerçekleşti.That has mostly happened in my lifetime.
Bunların tamamı benim zamanımda yaşandı.All of this has happened in my lifetime.
Şimdi biraz hızlı geçeceğim çünkü zamanım hızla daralıyor.I want to show you quickly what I've created, some new type of illusions.
Sanırım zamanım doldu.And I think my time is up.
Neyse zamanım bittiBut anyway, I've run out of time.
Başkasını istemem, başka sevgili istemem. Bu bizim hayatımız, bizim zamanımız.# I want no other, no other lover, # this is our life, our time.
Zamanım dolmak üzere, bu videoyu burada bitirmem gerekiyor. .I'm about to run out of time. So I'm going to leave you from this video.
Ben de; "Belki şu an onun için yeterli zamanımız yoktur." dedim.I said, "Well, maybe we don't have time for this right now."
Zamanım yok, dostum.I don't have time, man.
İsa onlara, ‹‹Benim zamanım daha gelmedi›› dedi, ‹‹Oysa sizin için zaman hep uygundur.Jesus therefore said to them, "My time has not yet come, but your time is always ready.
Siz bu bayramı kutlamaya gidin. Ben şimdilik gitmeyeceğim. Çünkü benim zamanım daha dolmadı.››You go up to the feast. I am not yet going up to this feast, because my time is not yet fulfilled."
Musa: "Buluşma zamanımız sizin bayram gününüzde, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi.'Your tryst shall be upon the Feast Day.' said Moses. 'Let the people be mustered at the high noon.'
Zamanım önemliymiş gibi olurdu.It would be as if my time actually mattered.
Rice, kaçakçılıkla mücadelenin "zamanımızın önemli bir manevi çağrısı" olduğunu ekledi.Fighting trafficking is a "great moral calling of our time," she added.
Başdanışman, "Burada boşa harcayacak hiç zamanımız yok."We don't have much time to waste here," he said.
Güney Afrika'da ilk defa boş zamanımızı dışarı çıkmak için kullandık.We used our free time to go out, for the first time in South Africa.
Lahey'de düzenlediği basın toplantısında konuşan Brammertz, "Zamanımız yok."We have no time.
Zamanımız kısıtlıydı ve 40 oyuncu vardı, ki bu çok fazla.The time was limited, we had 40 players and it was too much.
Bu yüzden fazla zamanımız yok."So we don't have much time."
Bir sonraki dönemdeki hedeflerimizi tutturmak için zamanımız olduğunu düşünüyorum." dedi.I do think that we have time to complete our goals in the next period," Bozinovic said.
Bir araya geldik ve bilirsiniz, aynı odada kalma zamanımız oldu.Just getting us together, you know, in the same room cause we did a lot of it separate.
Finch Gaga: Zamanımızdaki Bir Evrim Hikayesi (1.The Beak of the Finch: A Story of Evolution in Our Time (1st ed.).
O kadar meşguldüm ki kitap okumak için zamanım bile olmadı.I was so busy I didn't even get time to read a book.
"Yine bizim zamanımızın ilerisinde!" der Hoffmann.[1]"Just ahead of our time again!" jests Hoffmann.[1]
Zamanımızın barışı olduğuna inanıyorum.I believe it is peace for our time.
Kitap okumak için zamanım yok.Ich habe keine Zeit, Bücher zu lesen.
Bunu bitirmek için ne kadar zamanımız var?Wie viel Zeit haben wir, um das fertig zu machen?
Bu kitabı okumak için zamanım yok.Ich habe keine Zeit, dieses Buch zu lesen.
Tatillerde, zamanımı hiçbir şey yapmadan geçiriyorum.Ich hab in den Ferien meine Zeit damit verbracht, nichts zu tun.
Neredeyse eve gidiyor olma zamanım.Es ist an der Zeit, dass ich nach Hause gehe.
Hâlâ onu tartışacak yeterli zamanımız var.Wir haben noch genug Zeit, um es zu diskutieren.
Zamanımız var.Wir haben Zeit.
Şimdi telefonlaşmak için zamanım var. Ya senin?Ich habe jetzt Zeit, um zu telefonieren. Und du?
Şimdi yazabilirim zamanım var. Ya senin?Ich habe jetzt Zeit, um zu schreiben. Und du?
Ona yardım etmek için zamanım yok.Ich habe keine Zeit, um ihm zu helfen.
Bunu bugün bitirmek için yeterli zamanımız var mı?Haben wir genug Zeit, um dies heute zu beenden?
Zamanımız tükendiği bir sır değil.Es ist kein Geheimnis, dass uns die Zeit davonläuft.