İş onun zamanının çoğunu tüketir.Work absorbs most of his time.
O, ilk trene bindi ve oraya tam zamanında vardı.He caught the first train and got there just in time.
Bana kitap okuyacak zamanı olmadığını söyledi.He told me that he had no time to read books.
Zamanını iyi kullanmayı biliyor.He knows how to make good use of his time.
Onların zamanını aldığı için onlardan özür diledi.He apologized to them for taking up their time.
Zamanını boşa harcadığı için pişman.He regrets having wasted his time.
O zamanında geldi.He arrived in time.
Tüm zamanını tarih çalışmalarına adadı.He devoted all his time to the study of history.
O, kayıp zamanı telafi etmek için acele etti.He hurried on to make up for lost time.
Durumu fark etmek onun biraz zamanını aldı.It took him a while to realize the situation.
Okula koştu, zamanında vardı.He ran to school, arriving in time.
Hızlı koşarak kaybolan zamanı telafi etti.He made up for lost time by running fast.
O, zamanında oraya varabildi.He managed to get there in time.
Oraya zamanında varmak için bir taksiye bindi.He took a taxi to get there in time.
O zamanında gelmeyi başaramadı.He failed to come on time.
Okumak için yeterli zamanı olmadığından yakındı.He complains of not having enough time to read.
O, onların zamanında gelmesi gerektiğini vurguladı.He stressed that they must arrive punctually.
Bir randevuya her zaman zamanında varır.He is always on time for an appointment.
Randevuya zamanında geldi.He was in time for the appointment.
Tren için zamanında varacak.He will be in time for the train.
Trene zamanında yetişmek için acele etti.He hurried so as to be in time for the train.
Trene zamanında yetişmek için elinden geleni yaptı.He did his best to be in time for the train.
Sen hiç onların zamanında geldiğini fark ettin mi?Have you ever known them to come on time?
Onların neredeyse hiç zamanı kalmadı.They hardly have any time left.
Onların zamanının çoğu kısmi zamanlı işlerde harcanır.A lot of their time is spent on part-time jobs.
Artık kıt kanaat geçinmek zorunda olmayacakları zamanı dört gözle bekliyorlardı.They looked forward to a time when they would no longer have to live from hand to mouth.
Onlar tam zamanında vardılar.They were just in time.
Onların hepsi zamanında konuşmaya çalıştı.They all tried to talk at one time.
Onlar düğünün zamanını ve yerini belirlediler.They set the time and place of the wedding.
Köprüyü yapmayı zamanında bitirdiler.They finished building the bridge on time.
Onun zamanında geleceğine dair küçük bir umut var.There is little hope that she will come on time.
Onun zamanında gelip gelmeyeceği şüphelidir.It is doubtful whether she will come on time.
O kesinlikle zamanında gelecek.She is certain to come on time.
O, otobüs için zamanında gelmişti.She was in time for the bus.
Çok çalışarak kaybedilen zamanı telafi etti.She made up for lost time by working hard.
O, boş zamanında ne yapacağını biliyor gibi görünmüyor.She doesn't seem to know what to do with her leisure time.
O zamanında gelebilir mi?Can she come in time?
Dergiyi okumak onun üç aydan daha fazla zamanını aldı.It took her more than three months to read through the magazine.
O asla zamanında gelmez.She is never on time.
Onun zamanı daralmış görünüyordu ve sık sık duvardaki saate göz attı.She seemed pressed for time and often glanced at the clock on the wall.
O tüm zamanını çalışmaya verdi.She gave all her time to the study.
O, zamanında güzel bir kadındı.She was a beauty in her day.
Kar fırtınasına rağmen o, okula zamanında vardı.She arrived at school on time in spite of the snowstorm.
O, öğle yemeğinde zamanında olmak için babasına söz verdi.She promised her father to be in time for lunch.
Onlar öğle zamanı Morioka'ya varmış olacaklar.They will have arrived at Morioka by noon.
Uçağın zamanında gelip gelmeyeceğini merak ediyorum.I wonder if the plane will arrive on time.
Uçak zamanında geldi.The plane arrived on time.
Uçak kaybedilen zamanı telafi etti mi?Did the plane make up for the lost time?
Uçak zamanında mı?Is the plane on schedule?
Uçak zamanında gelecek.The plane will get in on time.
Uçak zamanında kalktı.The airplane took off on time.
Lütfen kesinlikle zamanında gel.Please be sure to come on time.
Çok meşgul olan babamın kitap okumak için hiç zamanı yok.My father, who is very busy, has no time to read books.
Babam boş zamanında sık sık polisiye hikayeler okur.Father would often read detective stories in his spare time.
Babasının ölümünden sonra, zamanını barlarda geçirmeye başladı.After his father's death, John took to spending his time in bars.
Barış bizim için zamanında gelecektir.Peace will come to us in time.
Yazmak için zamanınız olmadığını anlıyorum.I appreciate that you have not had time to write.
Annemin doğum günü için zamanında döneceğim.I'll be back in time for my mother's birthday.
Annem akşam yemeği hazırlamanın zamanı olduğunu belirtti.Mother mentioned that it was about time to prepare supper.
Şimdi onun için hiç zamanım yok.I've got no time for that now.