Geçen gün bir saat aldım. O, zamanı doğru gösteriyor.I bought a watch the other day. It keeps good time.
Gemi limana tam zamanında geldi.The ship arrived at the port on schedule.
Ailem, benim büyük büyükbabamın zamanında Tokyo'da yaşamak için geldi.My family came to live in Tokyo in my great-grandfather's time.
Acele et! Çok zamanımız yok.Be quick! We haven't much time.
Eğer erken kalkarsan okula zamanında varabilirsin.If you get up early, you can be in time for school.
Erken kalk ve zamanında ol.Get up early, and you'll be in time.
Koşmazsan zamanında varamazsın.You won't be in time unless you run.
Çok zamanı israf ettiğime pişmanım.I regretted having wasted a great deal of time.
Bir üniversite işi çok sana daha çok istirahat zamanı verirdi.A university job would give you a lot more free time.
Genellikle üniversite öğrencilerinin lise öğrencilerine göre daha fazla boş zamanı vardır.Generally speaking, college students have more free time than high school students.
Keşke kayıp zamanı telafi edebilsem.I wish I could make up for lost time.
Öğle yemeği için neredeyse zamanımız yoktu.We scarcely had time for lunch.
Bizim neredeyse kahvaltı için zamanımız yoktu.We hardly have time to eat breakfast.
Zamanımı sokaklarda dolaşarak harcadım.I spent my time strolling about the streets.
Biz zamanında varacak mıyız?Are we arriving on time?
Ülkedeki otobüsler genellikle zamanında gelmezler.Buses in the country do not usually come on time.
Trene zamanında yetişecek miyiz?Will we be in time for the train?
Trene yetişmek için bol miktarda zamanın var.You have plenty of time to catch the train.
Tren zamanında istasyondan ayrıldı.The train left the station on time.
Trenin zamanında geleceğine inanıyordu.He assumed that the train would be on time.
Lütfen uygun olan en erken zamanında beni ara.Please call me at your earliest convenience.
Zamanın en büyük sorunu işsizliktir.The biggest problem of the hour is unemployment.
Yoğun trafiğe rağmen zamanında vardık.In spite of the heavy traffic, we arrived on time.
Okumak için gittikçe daha az zamanım oluyor.I have less and less time for reading.
Okumak için bile zamanım yok.I have no time even for reading.
Japonya'da trenler zamanında işler.The trains run on time in Japan.
Pazar, zamanımı okuyarak geçirdiğim gündür.Sunday is when I spend my time reading.
O kadar çok televizyon izlemeseydi, çalışmak için daha fazla zamanı olurdu.If he did not watch so much television, he would have more time for study.
Onun döndüğü zamanı hatırlıyorum.I remember the time when he returned.
Onun zamanında gelip gelmeyeceğinden şüphe ediyorum.I question whether he'll come in time.
Onun zamanında gelip gelmeyeceğinden süpheliyim.I doubt if he will come on time.
Onun zamanında gelme olasılığı çok yoktur.There is not much possibility of his coming on time.
O gelse de gelmese de, partiye zamanında başlayacağız.Whether he comes or not, we'll begin the party on time.
Çocukları ile birlikte geçirecek zamanı yoktu.He didn't have time to spend with his children.
Onun zamanında müdahelesi salgını engelledi.His prompt action prevented an epidemic.
Uçağın varış zamanını biliyor musun?Do you know the time of arrival of his plane?
O metotlarında zamanın gerisindedir.He's behind the times in his methods.
O, zamanını iyi kullanır.He makes good use of his time.
O genellikle zamanında gelir.He usually comes in time.
O her zaman eseri ile zamanın gerisinde.He is always behind time with his work.
O, en güzel zamanında öldürüldü.He was cut down in his prime.
Onun zamanında geleceğinden eminim.I'm sure that he'll come on time.
Onun spor için boş zamanı yok.He has no leisure for sport.
Toplantı için zamanında vardı.He arrived in time for the meeting.
O, onu zamanında bitirmek için elinden geldiği kadar çok çalışmak zorundaydı.He had to work as hard as he could to finish it in time.
Onu zamanında bitirmek için elinden geleni yapacaktır.He will do his best to finish it on time.
Okula tam zamanında vardı.He got to school just in time.
O, son tren için tam zamanında geldi.He was just in time for the last train.
Kart oynamak için zamanı yok.He doesn't have the time to play cards.
Onun okula gitme zamanı geçti.It is time he went to school.
O yaşamak için uzun zamanı olmadığını çok iyi biliyordu.He knew full well that he didn't have long to live.
Yağmura rağmen zamanında vardı.He arrived on time in spite of the rain.
Sınıfa zamanında gelebildi.He managed to be on time for class.
Boş zamanının tadını çıkardı.He made the most of his free time.
Boş zamanını en iyi şekilde değerlendirdi.He made the most of his free time.
Toplantıya zamanında gelmeyecek.He won't be in time for the meeting.
O okula zamanında geldi.He was in time for school.
Kaybedilen zamanı telafi etmeye çalıştı.He tried to make up for lost time.
O, son otobüs için tam zamanında vardı.He was in time for the last bus.
Geçtiğimiz yılın bu zamanında Filipinler'de geziyordu.He was traveling in the Philippines this time of last year.