Saatim zamanı her zaman doğru gösterir.My watch keeps good time.
Zamanın farkında değildik.We weren't aware of the time.
Benim okumak için zamanım yok.I don't have time to read.
Her gün gazete oku yoksa zamanın gerisine düşeceksin.Read the newspaper every day, or you will fall behind the times.
Tek yapmanız gereken şey boşa harcadığınız zamanı geri almanızdır.All you need to do is get back the time you have wasted.
Boşa geçen zamanı telafi etmek zor.It is difficult to make up for wasted time.
Kayıp zamanı telafi etmek için çok çalışıyoruz.We are working hard to make up for lost time.
Yarın zamanında burada olacağın konusunda sana güvenebilir miyim?Can I rely on you to be here on time tomorrow?
Yarın öğleden sonra tekrar gel, seninle konuşmak için daha fazla zamanım olacak.Come again tomorrow afternoon, when I will have more time to talk with you.
Kapıyı kapatma zamanı geldi.It is time to shut the gate.
Randevuya zamanında yetişeyim diye taksiye bindim.I took a taxi so that I would be in time for the appointment.
Eğlence için hâlâ çok zamanım var.I still have a lot of time for fun.
Akşam yemeği zamanı.It's time for dinner.
Şimdi akşam yemeği zamanı, ve uçuş görevlileri akşam yemeğini servis etmeye başlarlar.It is now dinner time, and flight attendants begin to serve dinner.
Boş zamanını iyi kullanmayı dene.Try to make good use of your spare time.
Ayıracak bol zamanımız var.We have plenty of time to spare.
Fırtına zamanında ulaşmamızı engelledi.The storm prevented us from arriving on time.
Fırtına onun zamanında ulaşmasını engelledi.The storm prevented her from arriving on time.
Seyahat edecek zamanım yok.I can't afford the time to travel.
Tren geç kalmış olsa bile, biz zamanında gittik.Even though the train was late, we made it in time.
Trenimizi yakalamak için bol zamanımız var.We have ample time to catch our train.
Trene yetişmek için yeterli zamanımız var.We have enough time to catch the train.
Tren yerine bir uçağa binerek kayıp zamanı telafi edebilirsin.You can make up for lost time by taking an airplane instead of a train.
Tren zamanında ulaştı böylece biz beklemek zorunda olmadık.The train arrived on time, so we didn't have to wait at all.
Tren zamanında hareket edecek mi?Will the train leave on time?
Tren istasyona zamanında geldi.The train arrived at the station on time.
Trenler zamanında geliyorlar.Trains were arriving on time.
Trenler zamanın gerisinde çalışıyor.The trains are running behind time.
Tren zamanında ayrıldı.The train left on time.
Trenin zamanında gelmesi pek mümkün görünmüyor.It seems unlikely that the train will arrive on time.
Buradaki hayata alışmak biraz zamanımı alacak gibi görünüyor.It seems like it will take me a while to get accustomed to life here.
Daha sonra köpeğe bakacak zamanımız olup olmadığını düşünelim.Next, let us think about whether we have the time to look after a dog.
Coşku içerisinde, 30 dakikalık bir show-zamanı çok çabuk geçti.In all the excitement the 30 minute show-time passed in a flash.
Boş zamanımda hep klasik müzik dinlemenin tadını çıkarıyorum.I always enjoy listening to classical music in my free time.
Akşam yemeği için zamanında eve gitmediğin için babandan özür dilemelisin.You should apologize to your father for not getting home in time for dinner.
Ayıracak zamanımız var.We have time to spare.
Okumak için zamanım yok.I don't have time for reading.
Yatmanın zamanı geldi de, geçiyor.It's high time for bed.
Bütün söylediği zamanı geldiğinde öğreneceğimizdi.All she said was that we would know when the time came.
Onlar hiç zamanında geldiler mi?Have they ever come on time?
Zamanın olsaydı sana kahve teklif ederdim.I would offer you a coffee if you had the time.
Zamanım olsa sinemaya giderim.I would go to the movies if I had the time.
Zamanım olsaydı sinamaya giderdim.I would have gone to the movies if I had had the time.
Ne alışveriş etmek ne de anneme hoşça kal demek için zamanım vardı.I had neither the time to go shopping, nor to say goodbye to my mother.
Keşke seninle kalmak ve konuşmak için zamanım olsa.I wish I had the time to stay and talk with you.
Uçak için tam zamanında ulaştım.I arrived just in time for the plane.
Yeterli zamanımız yok.We don't have enough time.
Onun dersi zamanında başladı.His lecture started on time.
Şimdi, öğlen yemeği zamanı.It's lunch time.
Öğle yemeği zamanı.It's lunch time.
Öğle yemeği yeme zamanı.It's time to eat lunch.
Hemen hemen herkes zamanında geldi.Almost everyone arrived on time.
Bundan böyle zamanında gelmeye çalış.From now on, try to arrive on time.
Zamanımız yok.We don't have time.
Hâlâ daha çok zamanım var.We still have more time.
Tren zamanında Kyoto'ya vardı.The train arrived on time to Kyoto.
Boş zamanımı çoğunlukla müzik dinleyerek geçiririm.I often spend my free time listening to music.
Sıcak bir banyo zamanı ve sonra yatma zamanı.Time for a hot bath, and then it's bedtime.
Benim okumak için hiç zamanım yok.I have no time for reading.
Boş zamanında ne yapmaktan hoşlanırsın?What do you like to do in your free time?