Ana içeriğe geç
Sözlük

zamanı ile cümle

zamanı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
Lütfen zamanın olduğunda beni görmeye gel.Please come to see me when you have time.
Tom tam zamanında buraya geldi.Tom got here just in time.
Tom yemek için tam zamanında buraya geldi.Tom got here just in time for dinner.
Tom yakalamak istediği treni yakalamak için zamanında istasyona gitti.Tom got to the station in time to catch the train he wanted to catch.
Burada yaşamaya alışmak uzun zamanımı alacak.It's going to take me a long time to get used to living here.
Tom asla zamanında gelmez, değil mi?Tom is never on time, is he?
Çok fazla boş zamanın var mı?Do you have a lot of free time?
Pazartesi günü bunu yapmak için zamanın var mı?Would you have time on Monday to do that?
Sınıf arkadaşlarınızın hepsi her zaman zamanında derse giriyor mu?Do all of your classmates always get to class on time?
Şimdi bunu yapmak için zamanım yok, ama yarın sabah biraz zamanım olmalı.I don't have time to do that now, but I should have some time tomorrow morning.
Tom ve Mary'nin neredeyse zamanı kalmadı.Tom and Mary are nearly out of time.
Tom işi zamanında yetiştirebilmek için yırtınıyor.Tom is busting his balls to get the work done on time.
Tom her zaman zamanında gelir, değil mi?Tom is always on time, isn't he?
Zamanın kendini tüketmekten başka hiçbir işlevi yoktur. Kül bırakmadan yanar.Time has no function but to consume itself. It burns without leaving ashes.
Şimdi panik yapma zamanı değil.Now is not the time to panic.
Tom işi zamanında bitirebilmek için elinden geleni yapıyor.Tom is going to great lengths to finish the work on time.
Araba sürmeyi öğrenmek ne kadar zamanımı alır?How much time would it take me to learn how to drive a car?
Tom buraya gelmeden önce bunu yapmak için yeterli zamanımız olmayacak.We won't have enough time to do that before Tom gets here.
Şimdi ne yeri ne de zamanı Tom.This is not the time or the place, Tom.
Bu zamanı ya da yeri değil.This is not the time or the place.
Zamanım olunca sana döneceğim.When I have time for that, I will return to you.
Yataktan çıkmanın zamanı geldiğini düşünmüyor musun?Don't you think it's time to get out of bed?
Tom zamanında gelen tek kişiydi.Tom was the only one who was on time.
Sami'nin, zamanını boşa harcamaması gerekir.Sami shouldn't waste his time.
Bugün sana yardım edecek zamanımız olmayacak.We won't have time to help you today.
Tom'a sormakla zamanını harcama.Don't waste your time asking Tom.
Saatler zamanı ölçer.Clocks measure time.
Tom ve Mary hiç zamanında geldi mi?Have Tom and Mary ever come on time?
Kayıp zamanı telâfi etmek için sıkı çalışmak zorundayım.I have to work hard to make up for lost time.
Oraya zamanında varamayacaktım neredeyse.I almost didn't get there in time.
Hayat hikâyeni dinleyecek zamanım yok.I don't have time to listen to your life story.
Kendini gösterme zamanın geldi.This is your moment to shine.
Viking zamanında Grönland bugünkünden daha yeşildi.In Viking times, Greenland was greener than today.
Eve dönme zamanımız geldi.It's time for us to go back home.
İşe zamanında gel lütfen.Please be at work on time.
Tom tüm boş zamanını Mary ile geçiriyor.Tom spends all his free time with Mary.
Zamanını boşa harcamayı kes.Stop wasting your time.
Quebec'te sonbahar, kış lastiğine geçiş zamanıdır.In Quebec, autumn is the time to put snow tires onto the car.
Onu yapmak için gerçekten zamanım yoktu.I didn't really have time to do that.
Hiç zamanımız yoktu!We had no time!
Tom zamanını harcamak istemedi.Tom didn't want to waste his time.
Akşam yemeği için eve tam zamanında geldi.He came home just in time for dinner.
Boş zamanının tamamını evde ailesiyle geçirdi.He spent all of his free time at home with his family.
Yeterince zamanı olmadığı için öğle yemeği yemeden çıktı.He went without lunch because he didn't have enough time to eat.
Daima yerinde ve zamanında konuşuyor.He seems to always say the right thing at the right time.
Toparlanıp gitme zamanı.It's time to pack up and go.
Artık gitme zamanının geldiğini söyledi.He mentioned that it was about time to leave.
Çok fazla zamanınızı almayacağım.I won't take too much of your time.
Ramazan yılın en sevdiğim zamanıdır.Ramadan is my favorite time of the year.
Zamanında yaptı.He made it on time.
Vedalaşma zamanı geldi o hâlde.This is goodbye then.
Treni kaçırmazsan oraya zamanında yetişirsin.If you don't miss the train, you'll get there on time.
Yüzecek zamanım olmadı.I didn't have time to swim.
Yüzmek için zamanım yoktu.I didn't have time to swim.
Zamanında gelmeyeceğiz.We won't be on time.
Tom'un zamanı olmayabilir.Tom may not have time.
Koşabildiğim kadar hızlı koştum, ama son trene zamanında yetişemedim.I ran as fast as possible, but I was not in time for the last train.
Artık roman okumaya hiç zamanım olmuyor.I never have time to read novels anymore.
Hemen hemen herkes buraya zamanında geldi.Nearly everybody got here on time.
Yatma zamanı geldi, radyoyu kapat.It's time to go to bed, so turn the radio off.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod