Tom'a zamanını onu yapmaya çalışarak harcamamasını tavsiye ettim.I advised Tom not to waste his time trying to do that.
Eğer Tom'un zamanı olsaydı, eminim Mary'yi ziyaret ederdi.If Tom had had time, I'm sure he would've visited Mary.
Onu bugün yapmak için zamanımız yok.We don't have time to do that today.
Onu yaparak zamanımızı boşa harcamamamız gerekirdi.We shouldn't have wasted our time doing that.
Bu, onun hakkında konuşmanın zamanı değil.This is not the time to talk about that.
Bu o konu hakkında konuşmanın zamanı değil.This isn't the time to talk about that.
Gitme zamanı geldiğinde bana söyle.Tell me when it's time to go.
Öğleden sonra sana yardımcı olmak için zamanım olacak.I'll have time to help you later in the afternoon.
Sami cinayetin zamanı için bir mazeret verdi.Sami provided an alibi for the time of the murder.
Sami'nin bol boş zamanı vardı.Sami had plenty of spare time.
Çocuklar için yatma zamanı saat yedidir.Bedtime is at seven for the children.
Sami'nin sabrı bir kırılma zamanına ulaştı.Sami's patience reached a breaking time.
Korkarım oraya zamanında varamayacağım.I'm afraid I won't get there on time.
Oraya zamanında ulaşacağımı sanmıyorum.I don't think I'll get there on time.
Çamaşır yıkamaya başlama zamanı.Time to start the laundry.
Bunu yapmak için fazla zamanım yok.I don't have a lot of time to do that.
Eve gitmenizin zamanı geldi.It's time for you to get home.
Öğle yemeği yememizin zamanı.It's time for us to eat lunch.
Park alanını bulmak Tom'un çok zamanını aldı.It took Tom a lot of time to find a parking space.
Tom'a bunu yapmak için zamanım olmadığını söylemedim.I didn't tell Tom that I didn't have time to do that.
Tom'un zamanı olsaydı daha fazla yemek yerdi.Tom would've eaten more if he'd had time.
Umarım Tom zamanımızı boşa harcamaz.I hope Tom doesn't waste our time.
Hafta boyunca boş zamanınız var mı?Do you have any free time during the week?
Eve gitmeden önce onu yapmak için yeterince zamanım var.I have enough time to do that before I go home.
Eve gitmeden önce bunu yapmak için yeterli zamanım yok.I don't have enough time to do that before I go home.
İlk kez bilgisayar kullandığın zamanı hatırlayabiliyor musun?Can you remember the first time you ever used a computer?
Tom'un ayrılma zamanı geldi.It's time Tom left.
Zamanın kendisi bir unsurdur.Time itself is an element.
Zamanın kendisi bir öğedir.Time itself is an element.
Hiç boş zamanım yok.I don't have any free time.
Onu yapmak için zamanımın olup olmadığından emin değilim.I'm not sure if I have the time to do that.
Onu yapmak için zamanım olduğundan emin değilim.I'm not sure I have the time to do that.
Kesinlikle bir sürü boş zamanın var.You sure have a lot of free time.
Tom'un oraya yürümek için zamanı yoktu, bu yüzden arabayla gitti.Tom didn't have time to walk there, so he drove.
Bu, yılın en sevdiğim zamanı.This is my favorite time of the year.
Tom'u sana yardım etmesi için ikna etmeye çalışarak zamanını boşa harcama.Don't waste your time trying to convince Tom to help you.
Tom gelmeden önce bunu yapmak için yeterli zamanın olacağından eminim.I'm sure you'll have enough time to do that before Tom gets here.
Yeterli zamanın olacağından eminim.I'm sure you'll have enough time.
Tom'un zamanında geleceğinden oldukça eminim.I'm pretty sure Tom will be on time.
Kalkma zamanı, Tom.It's time to get up, Tom.
Aradığım şeyi bulmak biraz zamanımı aldı.It took me a while to find what I was looking for.
Şimdi onu yapmanın zamanı değil.Now is not the time to do that.
İşe zamanında varmam lazım.I need to get to work on time.
Senin ve benim birlikte yürüyüş yaptığımız zamanı hatırlıyor musunuz?Do you remember the time you and I went hiking together?
Birlikte senin ve benim yürüyüş yaptığımız zamanı hatırlıyor musunuz?Do you remember the time that you and I went hiking together?
Buradan çıkmamızın zamanı geldi.It's time for us to get out of here.
Tom zamanının çoğunu sörf yaparak geçirir.Tom spends most of his time surfing.
Kesinlikle buradan çıkmanın zamanı.It's definitely time to get out of here.
İnsanların zamanını boşa harcamayı sevmiyorum.I don't like wasting people's time.
Tom noel için tam zamanında geri döndü.Tom got back just in time for Christmas.
Tom'un hikayeyi bitirmek için zamanı yoktu.Tom didn't have time to finish the story.
Zamanınız olduğunda bunu okuyun.Read this when you have time.
Tom'un boş zamanında yaptığı şey beni ilgilendirmez.What Tom does in his free time is none of my business.
Zamanın iyileştiremeyeceği yaralar vardır.There are wounds that time does not heal.
Tom'un bunu yapmak için zamanı olsaydı, eminim yapardı.If Tom had time to do that, I'm sure he would.
Bunu yapmak için zamanım olsaydı, yapardım.If I'd had time to do that, I would've.
Eğer Tom'un bunu yapmak için zamanı olsaydı, eminim yapardı.If Tom had had time to do that, I'm sure he would've.
Tom zamanı olsa bunu yapardı.Tom would do that if he had time.
Bahar temizliği zamanı.It's time for spring cleaning.
Bir bahar temizliği yapmanın zamanı geldi.It's time to do some spring cleaning.