Çiti boyamak üç saatten daha az zamanımızı aldı.It took us less than three hours to paint the fence.
Zamanım ya da eğilimim yok.I don't have the time or the inclination.
Tom zamanın tükendiğini biliyor.Tom knows time is running out.
Tom muhtemelen zamanında burada olmayacak.Tom isn't likely to be here on time.
Tom zamanında yapılan raporu almak için elinden geleni yapıyor.Tom is doing his best to get the report done on time.
Tom'un zamanı tükeniyor.Tom is running out of time.
Tom zamanının bittiğini biliyor.Tom knows he's running out of time.
Benim zamanım benim değildir.My time is not my own.
Zamanın sonu yoktur. SonsuzdurTime has no end. It's endless.
Zamanını sonuçsuz ilişkilerde israf etme.Don't waste your time in a dead-end relationship.
Tom bir dakikalık zamanına ihtiyacı olduğunu söylüyor.Tom says he needs a minute of your time.
Tom okula zamanında varabildi.Tom managed to get to school on time.
Tom zamanında oraya varmayı başardı.Tom managed to get there in time.
Tom zamanını iyi kullandı.Tom made good use of his time.
Bunun için gerçekten zamanım yok.I don't really have time for this.
Tom gitme zamanı olduğunu biliyordu.Tom knew it was time to leave.
Tom'un da zamanı olmayabilir.Tom may not have time either.
Tom zamanının çoğunu okuyarak geçirir.Tom spends a lot of his time reading.
O vaktinde geldi. Ben zamanında geldim.She arrived on time. I arrived in time.
Senin sadece küçük bir kız olduğun zamanı hatırlayabiliyorum.I can remember when you were just a little girl.
Onun zamanında, Mary dünyadaki en güzel kadınlardan biri olarak kabul edilirdi.In her time, Mary was considered one of the most beautiful women in the world.
Tom'a uyku zamanının geçtiğini söyle.Tell Tom that it's past his bedtime.
Tom randevu için zamanında geldi.Tom was in time for his appointment.
Tom daha fazla zamanı olmasını diledi.Tom wished he had more time.
Bak, Tom, bunun için zamanımız yok.Look, Tom, we don't have time for this.
Buraya gelmek Tom'un fazla zamanını almadı.It didn't take Tom long to get here.
Çiti boyamak Tom'un çok uzun zamanını almamalı.It shouldn't take Tom too long to paint the fence.
Karar vermek sadece Tom'un biraz zamanını aldı.It only took Tom a moment to decide.
Neredeyse yapılması gereken her şeyi yapmak için zamanımız yoktu.We barely had time to do everything that had to be done.
Tom'la sorunu tamamen tartışmak için zamanım yoktu.I haven't had time to fully discuss the problem with Tom.
Tom'la planı tamamen tartışmak için zamanım yoktu.I haven't had time to fully discuss the plan with Tom.
Tom'la konuyu tamamıyla görüşmek için zamanım yoktu.I haven't had time to fully discuss the matter with Tom.
Bugün hiç boş zamanım yok.Today, I have no free time.
Onu orada zamanında yapmayacağım.I'm not going to make it there on time.
Şimdi gerçekten zamanı değil.Now's not really the time.
Biraz zamanını alabilir miyim.Could I have a moment of your time?
Bunu zamanında bitirebileceğimize dair bir şans olduğunu düşünüyor musun?Do you think there's any chance we'll be able to finish this on time?
Tom bize yardım etmezse, bunu asla zamanında bitiremeyeceğiz.If Tom doesn't help us, we'll never be able to finish this on time.
Günaydın. Kalkma zamanı.Good morning. It's time to get up.
Boston'a varmak ne kadar zamanını aldı?How long did it take you to get to Boston?
Buraya gelmen ne kadar zamanını aldı?How long did it take you to get here?
Ev ödevini bitirmen ne kadar zamanını aldı?How long did it take you to finish your homework?
Evini inşa etmen ne kadar zamanını aldı?How long did it take you to build your house?
Henüz tatlı zamanı değil.It's not dessert time yet.
Sanırım Tom'un gitmesini istememizin zamanı geldi de geçiyor.I think it's time we asked Tom to leave.
Yeterli zamanınız var.You have enough time.
Sanırım Tom hakkında daha fazla şey bulmamızın zamanı geldi de geçiyor.I think it's time we found out more about Tom.
"Geldiler!" "Tam zamanında!""They've arrived!" "And none too soon!"
Zamanınızı nasıl geçiriyorsunuz?How do you spend your time?
Tom onu zamanında yapamayabilir.Tom might not make it in time.
Konuşacak zamanım yok.I don't have time to talk.
Tom'un zamanı çok değerlidir.Tom's time is very valuable.
Üzgünüm ama daha fazla zamanım yok.I'm sorry, but I have no more time.
Oraya zamanında varabileceğimi sanmıyorum.I don't think I can get there in time.
Tom'un buraya zamanında varmayacağına bahse girerim.I'll bet Tom doesn't get here on time.
Zamanında orada olmak için elimden geleni yapacağım.I'll try my best to be there on time.
Tom zamanında orada olmaya çalışacak.Tom is going to try to be there on time.
Tom okula zamanında varamayacağından korkuyordu.Tom was afraid that he wouldn't get to school on time.
Bu raporu zamanında bitirmek için elimden geleni yapıyorum.I'm trying my best to finish this report on time.
Zamanında hazır olabilirim.I can be ready on time.