Tom'un yapmamı istediği her şeyi yapacak zamanım yok.I don't have time to do everything Tom wants me to do.
Mary 16 saatlik bir kıtalararası uçuş sırasında, zamanından önce doğdu.Mary was born prematurely during a 16 hour transcontinental flight.
İyi geceler! Küçük kızlar için yatağa gitme zamanı.Good night! It's time for little girls to go to bed.
Sen tam zamanında geldin.You're right on time.
Zamanın olmayabilir.You may not have time.
Büyük zamanı mahvettim.I messed up big time.
Tom büyük bir zamanı mahvetti.Tom messed up big time.
Senin fazla zamanın yok.You don't have much time.
Ölüm kesindir, ama onun zamanı kesin değildir.Death is certain, but its time is not.
Senin çok zamanın yok.You haven't got much time.
Zamanı tüketiyorsun.You're running out of time.
Şu anda buna zamanım yok.I don't have time for this right now.
Neredeyse mola verme zamanı.It's almost time to take a break.
Artık daha fazla zamanın yok.You don't have any more time.
Fazla zamanın yok.You don't have a lot of time.
Çok zamanımız olmayabilir.We may not have much time.
Ona yardım edecek zamanım yok.I don't have time to help her.
Tanrıya şükürler olsun! Ben zamanında geliyorum.Heaven be praised! I come on time.
Treni yakalamak için yeterli zamanın var.You have enough time to catch the train.
Artık hiç kimsenin onun için zamanı yok.No one has time for that anymore.
Hiç kimsenin işleri doğru yapmak için zamanı yok.No one has the time to do things correctly.
Hiç kimsenin onun için zamanı yok.No one has time for that.
Hiç kimsenin o tür şey için zamanı yoktu.No one has time for that sort of thing.
Eve gelme zamanı.It's time to come home.
Yaşamak için az zamanım kaldı.I have little time left to live.
Tom'un zamanında burada olmayacağını farzedelim.Let's assume Tom won't be here on time.
Henüz zamanı değil.It's not yet time.
Ev ödevimi zamanında bitiremedim.I wasn't able to finish my homework on time.
Bunu zamanında yaptırabilmemiz için hâlâ bir şans olduğunu mu söylüyorsun?Are you saying there's still a chance that we can get this done on time?
Şu anda bana yardım etmek için zamanın olduğundan emin misin?Are you sure you have time to help me right now?
Onlar bunun zamanında hazır olacağını söyledi.They said it would be ready on time.
Boş zamanımın çoğunu Tom'la geçiririm.I spend a lot of my free time with Tom.
Yeterli zamanım yok.I don't have enough time.
Tom yeterli zamanı olmadığına dair şikayet etmeyi sürdürüyor.Tom keeps complaining that he doesn't have enough time.
Hâlâ yeterli zamanımız yok.We still don't have enough time.
Tom zamanında oraya varamayacak.Tom won't be able to get there in time.
Tom zamanında çıkamadı.Tom couldn't get out in time.
Tom tam zamanında yoldan çıktı.Tom got out of the way just in time.
Tom tam zamanında geriye doğru sıçradı.Tom jumped back just in time.
Tom zamanında burada olmayabilir.Tom might not be here in time.
Soru bunu zamanında nasıl yaptırmak.The question is how to get this done in time.
Tom kayıp zamanı telafi etmek için acele etti.Tom hurried to make up for lost time.
Daha fazla zamanımız olsaydı daha uzun süre kalırdık.We would've stayed longer if we had had more time.
Tom'un zamanında burada olmayacağı mümkün.It's possible that Tom won't be here on time.
Tom, zamanında burada olmayabilir.It's possible that Tom won't be here on time.
Buraya zamanında geldik.We got here on time.
Tom'un zamanında burada olmayacağını sana düşündüren ne?What makes you think Tom won't be here on time?
Zamanınla daha iyi şeyler yapmak zorundasın.You've got better things to do with your time.
Size verilen az zamanı iyi kullanın.Make good use of the little time given to you.
Onu yapmak için zamanım ya da hevesim yok.I don't have the time or the inclination to do that.
Onu yapmak için zamanımız yok.We don't have time to do that.
Tom'un bunun için zamanı yok.Tom doesn't have time for that.
Tom'un dinlenecek zamanı yok.Tom doesn't have time to relax.
Tom bunu toplantı için zamanında yapmayabilir.Tom may not make it in time for the meeting.
Tom dün geceki partide hayatının zamanını geçirdi.Tom had the time of his life at the party last night.
Mary zamanında geldi.Mary has arrived on time.
Tom akşam yemeği için tam zamanında geldi.Tom arrived just in time for dinner.
Muhtemelen benim sahip olduğum kadar zamanın yok.You probably don't have as much time as I do.
Bunu yaptırmak için yarın 2.30'a kadar zamanınız var.You've got until 2:30 tomorrow to get this done.
Bir içki daha içmek için zamanımız olabilir.We might have time to have one more drink.