Tom zamanımızı boşa harcadığı için özür diledi.Tom apologized for wasting our time.
Tom okula zamanında geldi.Tom arrived at school on time.
Tom toplantı için zamanında geldi.Tom arrived in time for the meeting.
Tom zamanında gelmemden emin olmamı istedi.Tom asked me to make certain I was on time.
Tom okumak için yeterli zamanının olmamasından yakındı.Tom complained that he didn't have enough time to read.
Tom zamanında gelmedi.Tom didn't come on time.
Tom'un çocuklarıyla harcayacak zamanı yoktu.Tom didn't have time to spend with his children.
Tom ev ödevini zamanında yaptırmadığı için iyi bir nedeni vardı.Tom had a good reason for not having his homework done on time.
Tom'un kirasını zamanında ödemediği için iyi bir nedeni vardı.Tom had a good reason for not paying his rent on time.
Tom trenin zamanında geleceğini umuyordu.Tom hoped the train would be on time.
Tom bu sabah gazete okumak için zamanının olmadığını söyledi.Tom said he didn't have time to read the newspaper this morning.
Tom boş zamanının çoğunu kitap okuyarak geçirir.Tom spends most of his free time reading books.
Tom boş zamanının çoğunu Fransızca çalışarak geçirir.Tom spends most of his free time studying French.
Tom boş zamanını çoğunu TV izleyerek harcar.Tom spends most of his free time watching TV.
Tom işi zamanında bitirmek için ne gerekiyorsa yapacak.Tom will do whatever it takes to finish the job on time.
Ben bana yönelik yumruğu önlemek için tam zamanında eğildim.I ducked just in time to avoid the punch aimed at me.
Parti zamanı!Party time!
Televizyon için fazla zamanım yok.I don't have much time for TV.
Bu konuda tartışmak için zamanımız yok.We don't have time to argue about this.
Fazla zamanım yok. Onunla ilgilenebilir misin?I don't have a lot of time. Can you take care of it?
Tom zamanının çoğunu evde geçirir.Tom spends most of his time at home.
Tom gitmek zorunda kalmadan önce yemek yemek için zamanı olacağını umuyordu.Tom hoped he'd have time to eat before he had to leave.
Gitmek zorunda kalmadan önce ne kadar zamanın var?How much time do you have before you have to leave?
Biz tam zamanında geldik.We were just in time.
Buraya zamanında geldin.You got here on time.
Sistemi değiştirmemizin zamanı geldi.It's time for us to change the system.
Tom bir sürü alakasız ayrıntıları bildirerek zamanımızı boşa harcadı.Tom wasted our time reporting a lot of irrelevant details.
Ne yazık ki sınava çalışmak için zamanım yoktu, bu yüzden başarısız oldum.Unfortunately, I didn't have time to study for the exam, so I failed it.
Durmuş olan bir saat bile günde iki kez doğru zamanı gösterir.Even a clock that is stopped shows the correct time twice a day.
Tom zamanın geçtiğini biliyor.Tom knows time's running out.
Eğer doğru hatırlıyorsam Boston yılın bu zamanında güzeldir.If I remember correctly, Boston is beautiful this time of year.
Birlikte Boston'a gittiğimiz zamanı hatırlıyor musun?Do you remember the time we went to Boston together?
Boston yılın bu zamanında güzel.Boston is lovely this time of the year.
Genç bayanlar zamanında geldi mi?Did the young ladies arrive on time?
Zamanında oraya gitmek zorunda değiliz.We don't have to get there on time.
Bunu boş zamanımda yapacağım.I'll do it in my spare time.
Yatma zamanım geldi.It's now time for me to go to bed.
Umarım bu yıl vergilerimi zamanında alabilirim.I hope I can get my taxes in on time this year.
Bu maçı gerçekten izlemek istiyorum fakat zamanım olup olmadığından emin değilim.I do really want to watch this match, but I'm not sure if I have the time.
Tom oraya zamanında varmadı.Tom didn't get there in time.
Oraya zamanında varmaya çalışalım.Let's try and get there on time.
Müzikle yüzleşme zamanı.It's time to face the music.
Şimdi bedel ödeme zamanı.It's time to face the music.
Raporumuzu bitirmek için zamanımız yoktu.We had no time to finish our report.
Bu bizim uzun zamanımızı aldı fakat sonunda onu bulabildik.It took us a long time, but finally we were able to find her.
Tom'un bebek olduğu zamanı hatırlıyorum.I remember when Tom was a baby.
Bunu Tom buraya gelmeden önce bitirmek için zamanımız var mı?Do we have time to finish this before Tom gets here?
Senin hakkında endişelenecek zamanım yok.I don't have time to worry about you.
Kirasını zamanında ödediği sürece Tom'un endişelenecek bir şeyi yok.Tom has nothing to worry about as long as he pays his rent on time.
Acele etmeyin, zamanımız var.We have time, there's no rush.
Zamanımız var, acele etmeye gerek yok.We have time, there's no rush.
Zamanımız var, telâşa gerek yok.We have time, there's no rush.
Boşa geçirilecek zamanımız yok.We have no time to waste.
Boşa geçirilecek hiç zamanımız yok.We don't have any time to waste.
Sunumumu bitirmek için yeterli zamanım yoktu.I didn't have enough time to finish my presentation.
Neredeyse Tom'un gitme zamanı.It's almost time for Tom to go.
Sanırım bazı değişiklikler yapma zamanı.I think it's time to make some changes.
Sanırım bazı değişiklikler yapmamızın zamanı.I think it's time we made some changes.
Akşam yemeği için tam zamanında geldin.You're just in time for dinner.
Bu filmi ilk gördüğün zamanı hatırlıyor musun?Do you remember the first time you saw this movie?