Hepimiz şimdiki zamanın yanı sıra geçmişle ve gelecekle bağlandık.All of us are connected with the past and the future as well as the present.
Hızlı sürerek kaybedilen zamanı telafi etmeliyim.I must make up for lost time by driving fast.
Oraya zamanında varabildim.I managed to get there in time.
Televizyon izlemek için zamanım yok.I have no time to watch TV.
Zamanında oraya ulaşmak için bir taksiye bindik.We took a taxi so as to reach there on time.
Raporunuz toplantı için zamanında bitmiş olacak mı?Will your report be finished in time for the meeting?
Las Vegas' ta zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın.It's easy to lose track of time when you are in Las Vegas.
Yuriko boş zamanında çiçekleri düzenler.Yuriko arranges flowers in her spare time.
Neredeyse Paskalya Bayramı zamanıydı, İsa Kudüs'e gitti.When it was almost time for the Jewish Passover, Jesus went up to Jerusalem.
Açıkçası, yapmak istediğim her şeyi yapmak için zamanım yoktu.I simply haven't the time to do everything I want to do.
Bir sürü zamanımı alan eylemlerim var.I have a lot of activities which take up my time.
Aşk, zamanında gelecek.Love will come in time.
Tom onu sevmek için zamanında geldi.In time, Tom came to love her.
Keşke onunla konuşmak için daha fazla zamanım olsa.I wish I had more time to talk with her.
Keşke biraz daha zamanımız olsa.I wish we had more time.
Daha fazla zamanım olsaydı sana yazardım.If I had had more time, I would have written to you.
Daha fazla zamanım olsaydı daha iyi yapabilirdim.I could have done better if I had had more time.
Daha fazla zamanım olsaydı, daha uzun bir mektup yazardım.I would have written a longer letter if I'd had more time.
Eğer yeterli zamanı olsaydı, o iyi iş yapmış olabilirdi.If he had enough time, he might have done good work.
O yarın gelse konuşmak için daha fazla zamanım olur.If he came tomorrow, I would have more time to talk.
Zamanım olursa, müzeyi ziyaret ederim.If time permits, I'll visit the museum.
Zamanım olursa, gelirim.I will come, time permitting.
Eğer zamanın olursa, lütfen bize uğra.If you have time, please drop in on us.
Yeterli zamanım olsa, seninle konuşurum.If I had enough time, I would talk with you.
Onun eve gitme zamanı.It is time for her to go home.
Zamanında olmak istiyorsan, 11:00'e kadar orada olmalısın.If you want to be on time, you should be there by 11 o'clock.
Bütün yolu koşsaydın oraya zamanında varırdın.Had you run all the way, you'd have got there in time.
Zamanım olursa, Fransızca çalışırım.If I had time, I would study French.
Bir dileğim olabilseydi, kaybolan zamanı telafi edebilmeyi isterdim.If I could have a wish, I'd wish I could make up for lost time.
Daha fazla zamanım olsa, nasıl dans edileceğini öğrenirim.If I had more time, I would learn how to dance.
Eğer zamanı olursa, o gelir.If he has time, he will come.
Eğer o kaza olmasaydı biz zamanında varırdık.If it had not been for the accident, we would have been in time.
İlacından bir doz almanın zamanı geldi.It's time you had a dose of your medicine.
Saçını kestirmenin zamanı geldi de geçiyor bile, o çok fazla uzadı.It's high time you had your hair cut; it has grown too long.
Kendi iki ayağının üstünde durmanın zamanıdır.It's time you stood on your own two feet.
Yeni bir mikro dalga fırın almamızın zamanı geldi de geçti.It is about time we bought a new microwave oven.
Oğlumun okuldan eve gelme zamanı.It is time my son came home from school.
Yatağa gitme zamanı.It's time to go to bed.
Yatma zamanı.It's time to go to bed.
Yatma zamanı geldi. Radyoyu kapat.It's time to go to bed. Turn off the radio.
Uyuma zamanın geldi de geçiyor.It's time you went to bed.
Gemiye binme zamanı.It's time to get aboard.
Evden biraz daha erken çıksaydın, zamanında olurdun.If you had left home a little earlier you would have been in time.
Hiç zamanımız yok.We have no time.
Bir tatil yapmamın zamanı geldi.It is time for me to take a vacation.
Çocukların yatma zamanı geldi de geçiyor.It's high time the children went to bed.
Bu saçmalığa bir son verme zamanın.It is time you put a stop to this nonsense.
Eve gitmemizin zamanı geldi de,geçiyor.It's time we went home.
Yaklaşık kalkma zamanı.It's about time you got up.
Yatmanın zamanı geldi de geçti bile. Radyoyu kapat.It is time you went to bed. Turn off the radio.
Okula gitmenin zamanı geldi de geçti bile, değil mi?It's high time you left for school, isn't it?
TV izlemeyi bırakmanın zamanı geldi de geçti.It's about time you stopped watching television.
Neredeyse başlama zamanıdır.It's about time to start.
Neredeyse okula gitme zamanıdır.It's about time to go to school.
Şimdi iyi geceler demenin zamanıdır.Now it's time to say good night.
Hepimiz biliyoruz ki, Mendel zamanının ötesindeydi.We all know that Mendel was way ahead of his time.
Bazen zamanı tek başına harcar.May sometimes spends the time by herself.
Hepsinin zamanında geleceğini umuyorum.I hope all of them will come in time.
Hâlâ bir sürü zamanımız kaldı.We still have plenty of time left.
Hala yeterince zamanımız var.We still have plenty of time.