Okul zamanı.It's time for school.
Öğle yemeği yemek için zamanın olmadığında ne yaparsın?What do you do when you don't have time to eat lunch?
Acele et! Çok zamanım yok.Hurry up! I don't have all day.
Tom'un yatma zamanı okul geceleri saat dokuzdur.Tom's bedtime is nine o'clock on school nights.
"Bunu Tom'a ne zaman söylemeliyiz?" "Şimdi tam zamanıdır""When should we tell Tom this?" "Now is the best time."
"Lütfen zamanında gel." "Ben her zaman zamanında geliyorum, değil mi?""Please be on time." "I always am, aren't I?"
"Çocuklarımla geçirecek zamanım yok." "Zaman yaratmalısın.""I don't have time to spend with my kids." "You should make time."
"Proje zamanında tamamlanacak mı?" "Bunu garanti edebilirim.""Will the project be completed on time?" "I can guarantee it."
Zamanını boşa harcama.Don't waste your time.
Onu yaparak zamanını boşa harcama.Don't waste your time doing that.
Tom'un zamanını boşa harcama.Don't waste Tom's time.
Zamanınd burada olmayacaksan sadece bana bildir.Just let me know if you won't be here on time.
Tom zamanı kontrol etti.Tom checked the time.
Tom'un çok zamanı var.Tom has had plenty of time.
Üzgünüm. Fazla zamanım yok.I'm sorry. I don't have a lot of time.
Tom yardım etmek için zamanın olup olmadığını bilmek istiyor.Tom wants to know if you have any time to help.
Çok zamanım var.I have lots of time.
Tom zamanında buraya gelemeyecek.Tom won't be able to get here on time.
Ne kadar zamanımız var?How long do we have?
Neden faturalarını zamanında ödeyemediklerini söylediler mi?Did they say why they couldn't pay their bill on time?
Yemek için yeterli zamanın olduğundan emin misin?Are you sure you have enough time to eat?
Zamanında olacaksın, değil mi?You'll be on time, won't you?
Zamanında geleceksin, değil mi?You'll be on time, won't you?
Ben senin bizim ilk buluştuğumuz zamanı hatırlamadığına iddiaya girerim.I bet you don't remember the first time we met.
Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.I lost track of time.
Sanırım başlama zamanı.I think it's time to get started.
Ben eve gitme zamanı olduğunu düşünüyorum.I think it's time to go home.
Sanırım mola verme zamanı.I think it's time to take a break.
Keşke daha fazla zamanım olsa.I wish I had more time.
"Siyah" sözcüğü zamanın azınlıklarının çoğunu temsil etti.The word "black" represented most of the minorities of the time.
Ziyafetten önce yeni bir kravat almak için zamanım yok.I don't have time to buy a new tie before the banquet.
Zamanımız bitti.We're out of time.
Biz zamanında orada olmaya çalışacağız.We're going to try to be there on time.
Projeyi zamanında tamamlamak için ne gerekirse yapacağız.We'll do whatever it takes to complete the project on time.
İki saatten daha az zamanımız var.We have less than two hours.
Yapacak çok işimiz var, bu yüzden mola verecek zamanımız yok.We have a lot more to do, so we don't have time to take a break.
Her odayı dikkatlice araştırmak için zamanımız yok.We don't have time to search every room carefully.
Tüm bu verileri işlemek için zamanımız yok.We don't have time to process all this data.
Bütün evi temizlemek için zamanımız yok.We don't have time to clean the whole house.
Bunun için zamanımız yok.We don't have time for this.
Bizim o kadar fazla zamanımız yok.We don't have that much time.
Çok zamanımız yok.We don't have much time.
Bir sürü zamanımız yok.We don't have a whole lot of time.
Biraz daha hızlı yürürsek onu zamanında yapabiliriz.We could make it on time if we walked a little faster.
Biz neredeyse zamanında oraya varamadık.We almost didn't get there on time.
Bu kitabın geri kalanını okumayı bitirmek için ne zaman zamanım olacağını bilmiyorum.I don't know when I'll have time to finish reading the rest of this book.
Parti zamanı.It's time to party.
Buradan dışarı çıkmanın zamanı.It's time to get out of here.
Bu işi zamanında bitirmek kolay olmayacak.It's not going to be easy to finish this job on time.
Faturalarını zamanında ödemeliydin.You should've paid your bills on time.
Senin bol zamanın var.You have plenty of time.
Oraya zamanında varacağız gibi görünüyor.It looks like we'll get there in time.
Onların çok zamanı vardı.They've had plenty of time.
Birbirimize her şeyi anlatabildiğimiz bir zamanı hatırlıyorum.I remember a time when we could tell each other anything.
Gerçekten Tom'un zamanında gelmesini bekliyor musun?Do you really expect Tom to arrive on time?
Öğle yemeği zamanı!It's lunchtime!
Gerçekten zamanında geldin.You're really on time.
Zamanında geldiğiniz için teşekkürler.Thanks for being on time.
O daha fazla zamanı olmasını diledi.She wished she had more time.
Senin zamanını takdir ediyorum.I appreciate your time.