Zamanımı boşa harcamamalıydım.I shouldn't have wasted my time.
Oraya zamanında vardın mı?Did you get there on time?
Zamanımı boşa harcama.Don't waste my time.
Bu gece benimle akşam yemeği için zamanın var mı?Do you have time to have dinner with me tonight?
Yapmak istediğim her şeyi yapmak için zamanım yok.I don't have the time to do everything I want to do.
Yemek yemek için çok zamanımız var.We have plenty of time to eat.
Televizyon izlemeyi kesmenin zamanıdır.It is time to stop watching television.
Annem sık sık zamanın nakit olduğunu söyler.Mum often says that time is money.
Zamanın varsa, benimle gel.If you have the time, come along with me.
Bugün Cuma! Sarhoş olma zamanı.It's Friday! Time to get drunk.
Tom zamanın 50 yılın gerisinde.Tom is 50 years behind the times.
Britanya'da üzümlü ve elmalı tart geleneksel olarak Noel zamanında yenir.In Britain, mince pies are traditionally eaten at Christmas time.
Bu zamanı değil.This isn't the time.
Zamanında geriye dönebilsen ne değiştirirsin?If you could go back in time, what would you change?
Ben çocukken, zamanımın çoğunu evde okuyarak geçirdim.When I was a child, I spent most of my time indoors reading.
Tom Mary'nin zamanını boşa harcadığını düşündü.Tom thought Mary was wasting her time.
Tom her zaman kirasını zamanında öder.Tom always pays his rent on time.
Sanırım biraz konuşmamızın zamanı geldi de geçti bile.I think it's time we had a little talk.
Bunu yapmak için zamanımın olup olmayacağını bilmiyorum.I don't know whether I will have time to do it.
Buradan defolup gitme zamanı.Time to get the hell out of here.
Kartlarınızı gösterme zamanı.It's time to show your cards.
Onun zamanı olsaydı bizi ziyaret ederdi.If he had had time, he would have visited us.
Onun zamanı olsaydı bizi ziyaret etmeye gelirdi.If he'd had time, he would have visited us.
İtiraf etme zamanı.It's time to fess up.
Sovyetler Birliği zamanında "Pravda" ve "Izvestia" olmak üzere iki büyük gazete vardı.During the Soviet Union, there were two big newspapers - "Pravda" and "Izvestiia."
Boş zamanında internette olmayı seviyor.In his free time, he likes to be on the Internet.
O, boş zamanında internette olmaktan hoşlanır.In her free time, she likes to be on the Internet.
Şimdi zamanı.Now is the time.
Bu, durumu nasıl iyileştireceğimizi düşünmeye başlama zamanı.It's time for us to start thinking about how we can improve the situation.
Bunun için zamanım yok.I don't have time for this.
Almanca eğitimi almak istiyorum ama zamanım yok.I'd like to study German, but I don't have the time.
O boş zamanını internet üzerinde geçiriyor.He spends his free time on the internet.
Bu kitabı okumak için zamanım yok.I don't have the time to read this book.
O kitabı okumak için zamanım yok.I don't have the time to read that book.
Her zaman zamanında gel.Always arrive on time.
Tüm soruları cevaplamak için çok fazla zamanınız olduğu için gergin olmayın.Don't get so nervous there is a plenty of time to answer all the questions.
Bu uzun zamanımı almayacak.It won't take me a long time.
Yaşamımın en mutlu zamanıydı.It was the happiest time of my life.
Bu sevinç zamanıdır.This is a time of rejoicing.
Tom zamanını tüketiyor.Tom is wasting his time.
Evlenme zamanı!Time to get married!
Yaşlı insanlar zamanın yeni teknolojisini anlamakta zorluk çekiyor.Old people have difficulty understanding new technology of the time.
Şimdi tam zamanı.The time is now.
Bu sorunla zamanında ilgilendiğiniz için teşekkürler.Thank you for dealing with this problem on time.
Zamanımı boşa harcıyorum.I am wasting my time.
Daha fazla zamanım yok.I do not have any more time.
Bu onun en iyi zamanıydı.It was her best time.
O onun en iyi zamanıydı.It was his best time.
Bu, yılın en harika zamanı.It's the most wonderful time of the year.
Az zamanımız var.We're short on time.
Zamanımız tükeniyor.We're running out of time.
Zamanımız azalıyor.We're running out of time.
Son trene zamanında yetiştim.They arrived just in time for the last train.
Zamanın hızlı geçmesi için dua ediyorum.I am praying the time passes quickly.
Genellikle büyük bir öğle yemeği yemek için zamanım yok.I usually don't have time to eat a large lunch.
Tom'un zamanında gelmeyeceğini nasıl bildin?How did you know that Tom wouldn't show up on time?
Onun sıkı programına rağmen, Tom'un çocuklarıyla geçirmek için her zaman zamanı var.In spite of his tight schedule, Tom always has time to spend with his children.
Servis edilen her şeyi yemek için yeterli zamanım yoktu.I didn't have enough time to eat everything that was served.
Tom gitme zamanı olduğunu söylüyor.Tom says it's time to leave.
Zamanımı boşa harcıyorsun.You're wasting my time.