Bunu yapmak için zamanım olup olmadığını bilmiyorum.I don't know if I have time to do it.
Kahvaltı yapmak için tam yeterli zamanımız var.We just have enough time to eat breakfast.
Benim e-posta yazmak için zamanım yok. Çalışma, çalışma, çalışma!I don't have time to be writing emails. It's study, study, study!
Şimdi uygulama zamanı.Now's the time to apply.
Zamanın olursa, haberim olsun.If you will have time, let me know.
Bu kalın bıyığı uzatmak uzun zamanımı aldı.Growing this thick mustache has taken me quite a while.
Sizi beklemek uzun zamanımızı aldı.It took us ages waiting for you.
Eşyalarımı paketlemem çok zamanımı aldı.It took me ages to pack up my stuff.
Valizlerimi toplamak uzun zamanımı aldı.It took me ages to pack up my suitcases.
Böyle bir yerde dinlenmek için zamanı değildi.It was not time for relaxing at a place like this.
Zamanında varmak için koştum.I ran so I would be on time.
Zamanını en iyi şekilde kullanmaya çalışmalısın.You should try to optimize your time.
Geç kaldık. Gitme zamanı.We're late. It's time to leave.
Biraz boş zamanım var.I have some time.
Harcanmış zamanı geri alamazsın.You can't get back the wasted time.
İşi zamanında bitirmek için hiçbir ihtimal yoktu.There was no chance to finish the job on time.
Eğlenmeyi sevmiyorum değil - zamanım yok.It's not that I don't like to have fun - I don't have time.
Ben eğlenmeyi sevmiyorum değil ama zamanım yok.It's not that I don't like to have fun, but I don't have time.
Evlenme zamanınız geldi de geçiyor.It's time you got married.
Öncelikle, hiç param yok. ikinci olarak, zamanım yok.For one thing, I don't have any money. For another, I don't have the time.
Sözünü kesmek ve zamanını boşa harcamak isteyen insanlar var.There are people who just want to interrupt and waste your time.
Herkes partiye zamanında geldi.Everyone made it to the party.
Zamanın varsa neden onun galerisine uğramıyorsun?If you have time, why don't you drop by his gallery?
Zamanın varsa onun galerisine uğramalısın.You should drop by his gallery if you have time.
Berbere gitmenin zamanı geldi de geçiyor.It's about time you went to the barber's.
Saç tıraşı olmanın zamanı geldi de geçiyor.It's about time you got a haircut.
Birlikte geçirdiğimiz zamanı asla unutmayacağım.I'll never forget the time we spent together.
Anna'nın aşık olduğunu bana söylediği zamanı hatırlıyorum.I remember when Anna told me she fell in love.
Jimmy, yatma zamanı.Jimmy, it's bedtime.
Jimmy, yatma zamanın.Jimmy, it's time for you to go to bed.
Keşke zamanında dönebilsem.I wish I could go back in time.
Benim için zamanın yok.You do not have time for me.
Oyun zamanı!It's game time!
Mary, Tom'un Latince okuyarak zamanını boşa harcadığını düşündü.Mary thought that Tom was wasting his time studying Latin.
Bizim konuşmamızın zamanımızdır.It's time for us to talk.
Eğer senin desteğini almasaydım, işi zamanında bitiremezdim.If I hadn't had your cooperation, I couldn't have finished the work in time.
Yaklaşık olarak misafirlerin gelme zamanı.It's about time for the guests to arrive.
Uçak Itami havaalanına zamanında vardı.The plane arrived at Itami Airport on time.
Perdeleri açık bıraktıkları zamanı seviyorum.I love it when they leave the curtains open.
Babam yatma zamanı bana okurdu.My father used to read to me at bedtime.
Babam yatma zamanında bana kitap okurdu.My father used to read books to me at bedtime.
Bunu zamanında yapmak için koştum.I ran in order to make it on time.
O zamanı olmadığına dair şikayet etmeye devam ediyor.She keeps complaining that she doesn't have time.
Zamanım olursa onu yaparım.If I have time, I'll do it.
Babam zamanını boşa harcamaz.My father doesn't waste his time.
Babam zamanını en iyi şekilde kullanır.My father makes good use of his time.
O ve ben okulda birlikteki zamanımız boyunca ayrılmaz arkadaşlardık.He and I were inseparable friends during our time together in school.
Yatmaya gitmenizin zamanıdır.It's time for you to go to bed.
O şarkıyı duyduğumda bana bir çocuk olduğum zamanı hatırlattı.When I heard that song, it reminded me of when I was a kid.
Senin kalkma zamanındır.It's time for you to get up.
Kalkma zamanın.It's time for you to get up.
Tam zamanında!Just in time!
Dinlenmek için biraz zamanım var.I have a bit of time to relax.
Şimdi, kutlama zamanı.Now, it's time to celebrate.
Kesinlikle gidip bir film izlemek istiyorum ama zamanım olup olmadığından emin değilim.I’d certainly like to go and watch a film, but I’m not sure if I have time.
Bugün zamanım yoktu. Yarın gideceğim.I didn't have time today. I'll go tomorrow.
Eğer boş zamanınız varsa, onu kullanın ve ev ödevinizi yapın.If you have any free time, use it and do your homework.
Tom zamanını boşa harcıyor.Tom is wasting time.
Tom'un fikrini değiştirmesini ikna etmeye çalışarak zamanımı boşa harcamamalıydım.I shouldn't have wasted my time trying to convince Tom to change his mind.
Sabahları gazete okuyacak zamanın oluyor mu?Do you have time to read the newspaper in the morning?