Yemek yemek istememe rağmen, yemek yiyecek yeterli zamanımın olmadığını fark ettim.I realized that even though I wanted to eat, I didn't have enough time.
Onu okuyarak zamanımı boşa harcamamalıydım.I shouldn't have wasted my time reading that.
Bizim zamanı biraz daha yapıcı kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.I think we should use our time a bit more constructively.
Zamanım olursa ziyaret etmek için gelmek isterim.I'd love to come and visit if I had the time.
Toplantıya zamanında geri gitmezsen, seni öldürürüm.If you don't make it back in time for the meeting, I'll kill you.
Yaklaşık eve gitme zamanı değil mi?Isn't it about time to go home?
Senin sayende bu işi zamanında bitirebildik.It's because of you that we were able to complete this job on time.
Yemek zamanı.It's time to eat.
Oraya zamanında varacağımızı umalım.Let's hope that we get there on time.
Şimdi senin için gitme zamanıdır.Now it's time for you to go.
Yapacak zamanımız olmayan pek çok şey vardı.There were many things that we simply didn't have time to do.
Sonunda oraya zamanında gelmedik.We ended up not getting there on time.
Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.We have more than enough time to spare.
Yılın hangi zamanında genellikle sahilde zaman geçirmek istersin?What time of year do you usually like to spend time on the beach?
Derse zamanında yetişebildi.He made it to the classes on time.
Çok zamanımız var.We've got plenty of time.
Pasaportunuzdaki fotoğrafa benzemeye başlattığınızda, tatile gitme zamanıdır.When you start to look like the photo in your passport, it's time to go on vacation.
Okula tam zamanında geldi.He arrived at school exactly on time.
Şimdi zamanım yok.I don't have time now.
Tom boş zamanında ne yapar?What does Tom do in his free time?
Tom yemek için yeterli zamanı olmadığından öğle yemeği yemeden gitti.Tom went without lunch because he didn't have enough time to eat.
Tom ev ödevini zamanında bitirtemeyecek gibi görünüyor.Tom seems to hardly ever get his homework done on time.
Tom, onu zamanında yapacağını söyledi.Tom said that he'd make it on time.
Tom'un zamanı bitti.Tom ran out of time.
Tom gitme zamanı olduğundan bahsetti.Tom mentioned that it was about time to leave.
Tom onu zamanında yaptı.Tom made it on time.
Tom istasyona zamanında varabilmek için işini yarım bıraktı.Tom left his work half done so he could get to the station in time.
Tom şu an en güzel zamanında.Tom is now in his prime.
Tom asla zamanında gelmez.Tom is never on time.
Tom kesinlikle zamanında gelecek.Tom is certain to come on time.
Tom epey bos zamanı var.Tom has a lot of free time.
Tom'un bir sürü boş zamanı var.Tom has a lot of free time.
Tom'un boşa harcayacak zamanı yoktu.Tom had no time to waste.
Tom'un hikayeyi bitirecek zamanı yoktu.Tom had no time to finish the story.
Tom zamanında oraya varabileceğinden emin değil.Tom doubts that he'll be able get there on time.
Tom zamanında gelmeyen insanları sevmiyor.Tom doesn't like people who don't show up on time.
Tom'un çok zamanı yok.Tom doesn't have much time.
Tom'un gönüllü iş için fazla zamanı yok.Tom doesn't have much time for volunteer work.
Tom'un TV izlemek için hiç zamanı yok.Tom doesn't have any time to watch TV.
Tom'un acele etmesine gerek yoktu. Onun bol zamanı vardı.Tom didn't need to hurry. He had plenty of time.
Tom'un dün TV izlemek için zamanı yoktu.Tom didn't have time to watch TV yesterday.
Tom'un izlemek istediği TV programını izlemek için zamanı yoktu.Tom didn't have time to watch the TV program he wanted to watch.
Tom'un düşünmek için zamanı yoktu.Tom didn't have time to think.
Tom'un dinlenmek için zamanı yoktu.Tom didn't have time to relax.
Tom'un her sabah koşuya gitmek için zamanı yoktu.Tom didn't have time to go jogging every morning.
Tom'un her sabah koşuya gidecek zamanı yoktu.Tom didn't have time to go jogging every morning.
Tom'un raporunu bitirmek için zamanı yoktu.Tom didn't have time to finish his report.
Tom'un öğle yemeği yemek için zamanı yoktu.Tom didn't have time to eat lunch.
Tom'un işi uygun şekilde yapmak için zamanı yoktu.Tom didn't have time to do the job properly.
Tom'un çok zamanı yoktu bu yüzden o sadece rapora çabucak göz attı.Tom didn't have much time so he just quickly scanned the report.
Tom okula zamanında varmadı.Tom didn't get to school in time.
Tom ödevini zamanında yaptırmak için bile uğraşmadı.Tom didn't even try to get his homework done on time.
Biraz daha zamanı olsaydı, Tom daha iyisini yapabilirdi.Tom could have done better if he had had more time.
Eğer acele ederse hâlâ onu zamanında yapabilir.Tom can still make it on time if he runs.
Tom zamanında geldi.Tom arrived in time.
Tom tam zamanında geldi.Tom arrived in the nick of time.
Tom neredeyse yerlere her zaman zamanında varır.Tom almost always gets places on time.
Tom'un zamanında buraya varıp varmayacağını merak ediyorum.I wonder if Tom will get here on time.
Tom'un buraya zamanında geleceğinden şüpheliyim.I doubt that Tom will get here on time.
Tom'un ağaçtan düştüğü zamanı hâlâ hatırlayabiliyorum.I can still remember the time when Tom fell out of the tree.