İşe gitme zamanı geldi.It's time to get to work.
Bildiğim kadarıyla, o asla zamanında gelmedi.As far as I know, he has never come on time.
Zamanında gelmemek çok kötüdür.Not coming on time is very bad.
Zamanımı tüketmek için seni öldüreceğim.I'm going to kill you for wasting my time.
Planı uygulama zamanı.It's time to carry out the plan.
Hâlâ ilk zamanı hatırlıyorum.I still remember the first time.
Okumak için zamanım bile yok.I don't even have time to read.
Eylem zamanı!Time for action!
Yarın sabah zamanım var.I have time tomorrow morning.
Belki de programlamayı öğrenmeye başlama zamanı.Maybe it's about time I started learning to do programming.
Ayrılma zamanı.It's time to separate.
Zamanım olacak mı bilmiyorum.I don't know if I'll have time.
Tüm zamanını Jabber'da çevrimiçi sohbet ederek geçirir.He spends all his time chatting online on Jabber.
Hâlâ çok zamanımız var.We still have a lot of time.
Emekli olur olmaz tüm zamanımı Tatoeba'ya ayıracağım.Once I retire, I will dedicate my whole time to Tatoeba.
Kalkma zamanı, Johnny.Rise and shine, Johnny.
Japonca öğrenme zamanı.It is time to study Japanese.
Fazla zamanımız yok, acele edelim.We don't have much time. Let's hurry.
Beni zamanında havaalanına yetiştirmesi için taksiciye on dolar bahşiş verdim.I tipped the cabbie ten bucks for getting me to the airport on time.
Benim heyecanım yüzünden, zamanın farkında değildim.In my excitement, I wasn't aware of time.
Son zamanlarda, ona maaş çekini zamanında vermiyorlar.Recently, they have not been giving her her paycheck on time.
O bütün zamanını erdemlerini övmek için harcar.He spends all his time extolling her virtues.
Bir lastik sırtını kaybederse, yeni bir tane alma zamanıdır.When a tire loses its tread, it's time to buy a new one.
Daha fazla zamanım olsaydı daha kısa bir mektup yazardım.If I'd had more time, I'd have written a shorter letter.
Tom asla zamanında varmaz.Tom never arrives on time.
Çöp boşaltma zamanıdır.It is time to empty the garbage.
Sen alıştırma yapmak için zamanı nasıl bulursun?How do you find the time to exercise?
Kanal 79'da haber zamanı.It's time for the news on Channel 79.
O, her zaman zamanında gelir.He's always on time.
Kayıp zamanı yakalamak zorundayız.I have to catch up the lost time.
Eve gitme zamanı.It's time to go home.
Şimdi eve gitme zamanı.It's time to go home.
Biraz zamanın olduğunda gel.Come when you have some time.
Zamanım olsa, sana yardım edebilirim.If I had time, I could help you.
Zamanım olsaydı, sana yardım edebilirdim.If I had time, I could help you.
Zamanımız olduğunda onu yapacağız.We'll do it when we have time.
O bu şeyler için zamanı olmadığını fark etmez.He doesn't realize that he doesn't have time for these things.
Senin için zamanım yok.I don't have time for you.
Düşünmek için zamanım yoktu. Kanaate dayalı karar almak zorundaydım.I didn't have time to think. I had to make a judgment call.
Zamanın tüm yaraları iyileştirdiği söylenmektedir.It is said that time heals all the wounds.
Boş zamanımda Kanada geyiği avlarım.I hunt elk in my leisure-time.
Boş zamanımda Tatoeba'da cümle çeviririm.I translate sentences on Tatoeba in my spare time.
Zamanında oradaydım ama seni görmedim.I was there on time, but I didn't see you!
Seninle tartışacak zamanım yok; yemek hazırlıyorum.I don't have time to argue with you; I'm preparing the food.
Bir trafik sıkışıklığı yakalanmazsak, sanırım zamanında orada olacağız.I think we'll get there in time if we don't get caught in a traffic jam.
Trafik sıkışıklığına yakalanmazsak, sanırım onu zamanında yapacağız.I think we'll make it in time if we don't get stuck in a traffic jam.
Yılın aynı zamanında farklı yerlerdeki sıcaklık önemli ölçüde değişebilir.The temperature in different places can vary greatly at the same time of year.
Ben boş zamanımda avlanmaya giderim.I go hunting in my leisure time.
Baklayı ağzından çıkarmanın tam zamanı.It is high time you spilled the beans.
Onlar artık bir iç savaş başlatmanın zamanı olmadığını hissettiler.They felt that now was not the time to start a civil war.
Zamanının çoğunu okuyarak geçirdi.He spent much of his time reading.
Yaşamak için çok daha uzun zamanı olmadığını biliyordu.He knew he did not have much longer to live.
O, zamanın çoğunu yazlık evinde geçirdi.He spent most of the time at his summer home.
Onun adamlarını savaşa hazırlanmak için zamanı vardı.He had time to prepare his men for battle.
Konuşması için çalışacak fazla zamanı yoktu.He did not have much time to work on his speech.
Askerler eve gelmeye barış zamanı işlerini bulmaya başladılar.Soldiers began to come home and find peacetime jobs.
McClellan zamanı boşa harcamadı.McClellan wasted no time.
Sonunda, Anayasayı imzalama zamanıydı.Finally, it was time to sign the Constitution.
Viking zamanında, Grönland bugünkünden daha yeşildi.In Viking times Greenland was greener than today.
Eğer bütün yolu koşsaydın oraya zamanında varırdın.If you'd run all the way, you'd have arrived there in time.