Ana içeriğe geç
Sözlük

zam ile cümle

zam kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Benim her zaman başım belada.I am forever in trouble.
Benimle konuştuğu zaman utandım.I was embarrassed when he talked to me.
Kayıp zamanı telafi etmek için çok çalışmalıyım.I must work hard to make up for lost time.
Kaybolan zamanı telafi ettim.I made up for lost time.
Geçinirken zor zamanlar geçirdim.I had a hard time making both ends meet.
Ev ödevimi yapacak zamanım yok.I have no time to do my homework.
Ben her zaman bilgiye çok kıymet veririm.I always place a high value on knowledge.
Yemek yedikten sonra her zaman dişlerimi fırçalamam.I don't always brush my teeth after I eat.
Yatmaya gitmeden önce her zaman dişlerimi fırçalarım.I always brush my teeth before I go to bed.
Hiçbir zaman savaşlara inanmadım.I have never believed in wars.
Sadece pencereyi kapatmayı değil aynı zamanda süpürmeyi de unuttum.Not only did I forget to close the window, but I also forgot to sweep.
Kayıp zamanı telafi etmek için acele ettim.I hurried to make up for the lost time.
Kayıp zamanı telafi etmek için çok çalışmam gerekiyor.I must study hard to make up for lost time.
Başkan olarak uzun yıllar geçirdim, zamanın geldiğini hissettiğim için istifa ettim.I've spent so many years as chairman that I feel it's time I stepped down.
Tokyo'ya gittiğimde her zaman onun evine uğrarım.I always drop in at her house when I go to Tokyo.
Ben kayboldum ve otele geri dönüş yolumu bulmada zor bir zaman geçirdim.I got lost and had a hard time finding my way back to the hotel.
Okuyacak zamanım yok.I have no time to read.
Pazar günleri her zaman boş değilim.I am not always free on Sundays.
Pazar günleri her zaman evdeyim.I am always at home on Sundays.
Pazar günleri her zaman evde değilim.I'm not always at home on Sundays.
Ben onun ne zaman geleceğini kesin olarak bilmiyorum.I don't know for certain when he will come.
Onun ne zaman geleceğini bilmiyorum.I don't know when he will come.
Sanırım o, zamanın en büyük sanatçısı.I think he is the greatest artist of the time.
Bir zamanlar onu gördüğümü hatırlıyorum.I remember seeing him once.
Ondan hoşlanıyorum fakat aynı zamanda ona gerçekten inanmıyorum.I like him, but at the same time I don't really trust him.
Ne zaman onun evine gitsem, o dışarıda.Every time I go to his house, he is out.
Onun ne zaman evlendiğini bilmiyorum.I don't know when she got married.
Onun ne zaman gelebileceğini bilmiyorum.I do not know when she can come.
Ona yazacak zamanım yok.I have no time to write to her.
Onu ikna etmek biraz zaman aldı.It took me some time to persuade her.
O kadar meşgulüm ki okumak için zamanım yok.I am so busy that I have no time to read.
Sadece babasını değil, aynı zamanda oğlunu da tanıyorum.I know not only the father, but also the son.
Babamın şirketinde her zaman huzursuz hissettim.I always felt ill at ease in my father's company.
Soğuk algınlığımı atlatmam bir aydan daha fazla zamanımı aldı.It took me more than one month to get over my cold.
Tatil için zaman ayıramam.I cannot afford the time for a vacation.
Okumak için az zamanım var.I have little time to read.
Ben her zaman sabah bir banyo alırım.I always take a bath in the morning.
Yarın yaklaşık bu zamanda Pasifik üzerinde uçuyor olacağım.I will be flying over the Pacific about this time tomorrow.
Randevulara zamanında gitmeye önem veririm.I make a point of being in time for appointments.
Bir zamanlar bir yıldız kayması gördüm.I have seen a shooting star once.
Ben her zaman nakit yerine seyahat çekleri ile seyahat ederim.I always travel with travelers' checks instead of cash.
Ben her zaman dondurulmuş olanların yerine taze sebzeler alırım.I always buy fresh vegetables instead of frozen ones.
Ne zaman hastalanacağımızı söylemek imkansız.There is no telling when we will fall ill.
İhtiyacımız olan her şeye sahibiz; para, zaman ve beyin.We have everything we need: money, time, and brains.
Hiçbirimiz zamanında limana varamadık.None of us could arrive at the harbor on time.
Bir sürü zamanı boşa harcıyoruz.We waste a lot of time.
Her zaman onun tavsiyesini dinlemeyiz.We do not always take his advice.
Oraya aynı zamanda vardık.We got there at the same time.
O zaman tesadüfen Hokkaido'daydık.We happened to be in Hokkaido then.
O zaman tempura pişiriyorduk.We were cooking tempura at that time.
Oraya zamanında varabildik.We managed to get there on time.
Biz deniz kenarında muhteşem bir zaman geçirdik.We had a glorious time at the seaside.
Açık havada iyi zaman geçirdik.We had a good time in the open air.
Zaman kazanmak için bilgisayar kullandık.We used the computer in order to save time.
Akşam yemeği yemek için neredeyse zamanımız yoktu.We hardly had time to eat our dinner.
Biz bir otopark ararken çok zaman harcadık.We spent a lot of time looking for a parking lot.
Onu hastaneye göndermede hiç zaman kaybetmedik.We lost no time in sending him to the hospital.
Biz okuldan sonra her zaman birçok şey hakkında konuştuk.We always talked about a lot of things after school.
Gelmememiz söylendiği zaman, gitmek için daha da istekli oluruz.When we are told not to come, we become all the more eager to go.
Biz bir zamanlar gençtik, değil mi, Linda?We were young once, weren't we, Linda?
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod