Ana içeriğe geç
Sözlük

zam ile cümle

zam kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
7
ORT. KELİME
Sporun zaman kaybı olduğunu iddia ediyorum.I maintain that sports are a waste of time.
O zamana kadar bütün dükkanları kapalı buldum.I found all the shops closed by that time.
Tüm denemeler zamanında teslim edilmelidir.All essays must be handed in on time.
İspanya bir zamanlar Filipin Adalarını yönetti.Spain once governed the Philippine Islands.
Önemli miktarda zaman ve emek harcanmış durumda.A considerable amount of time and effort have been spent already.
Bifteğe çoğu zaman kırmızı şarap eşlik eder.Steak is often accompanied by red wine.
Steve ve Jane her zaman, kol kola okula yürürler.Steve and Jane always walk to school arm in arm.
Uzun, uzun zaman önce sen beni bu yolda burada yalnız dururken bıraktın.You left me standing alone here on this road a long, long time ago.
Yakında kahvaltı zamanı olacak.It will soon be breakfast time.
Kısa zamanda doktoru görmek istiyorum.I'd like to see the doctor soon.
Derhal başla, ve zamanında orada olacaksın.Start at once, and you will be in time.
Derhal başla, ve zamanında derste olacaksın.Start at once, and you'll be in time for class.
Bu kutuyu kısa zamanda götür.Take this box away soon.
O, hiçbir zaman senin baş ağrını tedavi etmeyecek.It will cure you of your headache in no time.
Çorba içtiğin zaman hüpletme.When you drink soup, don't make any hissing sound.
Çorba kaşığı her zaman en sağdadır.The soup-spoon is always on the extreme right.
Sue ve ben her zaman iyi geçindik.Sue and I have always got on well.
Susan o zaman piyano çalmıyordu.Susan was not playing the piano then.
Zimbabve bir zamanlar İngiliz kolonisiydi.Zimbabwe was once a colony of Britain.
Zimbabve bir zamanlar İngiliz sömürgesiydi.Zimbabwe was once a colony of Britain.
John son zamanlarda çok kilo aldı.John has put on a lot of weight recently.
John'un her zaman okula niçin geç kaldığını merak ediyorum.I wonder why John is always late for school.
John her zaman Lincoln örneğine uyarak yaşamaya çalıştı.John always tried to live up to the example of Lincoln.
John ve Mary, her zaman el ele yürürler.John and Mary always walk hand in hand.
Lyndon Johnson, John Kennedy öldürüldüğü zaman başkanlığı devraldı.Lyndon Johnson took over presidency when John Kennedy was assassinated.
John'un zamanında geldiğini hayal bile edemiyorum.I can't imagine John coming on time.
Bay Jones yaşlandığı zaman, işini oğluna devredecek.When Mr Jones gets old, he will hand over his business to his son.
Joe zamanının çoğunu spora harcar.Joe spends the majority of his time in sports.
Gösteri ne zaman başlayacak?When will the show begin?
George fakir, ama her zaman mutlu.George is poor, but he's always happy.
Judy aynaya bakarak çok fazla zaman harcıyor.Judy spends a lot of time looking in the mirror.
Janet bana her zaman onun daktilosunu kullanmama izin verir.Janet always lets me use her typewriter.
Jack her zaman diğerlerinin hatalarını bulur. Herkesin ondan kaçınmasının nedeni budur.Jack always finds fault with others. That's why everybody avoids him.
Jack burada değil. O zamanki otobüsünü kaçırmış olabilir.Jack isn't here. He may have missed his usual bus.
Patateslar Japonya'ya ne zaman getirildiler?When were potatoes introduced into Japan?
Ben her zaman Shirley ve Alan'ın birlikte olacaklarını düşündüm.I always thought that Shirley and Alan would get together.
Jim'in babası eve her zaman geç gelir.Jim's father always comes home late.
Ne zamandan beri Jim Robinson'u tanıyorsunuz?How long have you known Jim Robinson?
Yatma zamanı, Jimmy.It is time you went to bed, Jimmy.
Onu iyice düşünmem için bana biraz zaman ver.Give me some time to think it over.
Fakat maymun geri geldiğinde, teneke bardak her zaman boştu.But when the monkey came back, the tin cup was always empty.
Jane'in gelecek sefer ne zaman geleceğini merak ediyorum.I wonder when Jane will come next time.
Jane eve gitme zamanı olduğunu söyledi.Jane said that it was time to go home.
Jane ne zaman nereye gideceğini şaşırmıştı.Jane was quite at a loss when and where to go.
Jane ve Mary her zaman dikkat çekmek için yarışıyor.Jane and Mary are always competing for attention.
Ben Zambiyalıyım.I'm from Zambia.
Sally'nin sınıf arkadaşları her zaman onu aptal yerine koyuyor.Sally's classmates are always making a fool of her.
Mary o zaman sizi arıyordu.Mary was looking for you at that time.
Sazae her zaman kendi telefon numarasını unutuyor.Sazae is always forgetting her own phone number.
Şimdi kitaplardan öğrenme zamanıdır.It's time to hit the books.
Sana son kez yazdığımdan beri uzun zaman oldu.It has been a long time since I wrote you last.
Size uygun bir zamanda.At your convenience.
Hangi planı istediğine karar verdiğin zaman , yazılı olarak bizi bilgilendir.When you decide which plan you want, please notify us in writing.
Bilgisayarlar size bir sürü zaman kazandıracak.Computers will save you a lot of time.
Bilgisayarlar bizi bir sürü zamandan ve sorundan kurtarabilir.Computers can save us a lot of time and trouble.
Bilgisayarlar bize çok zaman ve çok sorun kazandırır.Computers save us a lot of time and trouble.
Bilgisayarlar hakkında bir şey bilmiyorsanız siz gerçekten zamanın gerisindesiniz.If you don't know anything about computers, you're really behind the times.
Merhaba Paul.Her zamanki gibi meşgul mü?Hi, Paul. Busy as usual?
Bu şekilde, çok fazla zamanı boşa harcarız.In this way, we waste a lot of time.
Konserimden önce biraz zamanımız var.We have a little time before my concert.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod